İsterseniz önce Selma
Güneri'yle ilgili olan haberi verelim sizlere. Sinemada kısa bir
süre kaldıktan sonra kendine yeni ufuklar açıp, yepyeni imkânlar
vaadeden sahneye geçen Seiırıa Güneri uzun bir ayrılıktan sonra
sinemaya dönüş yaptı ve rejisör Mehmet Dinler'in çevirdiği
«Talihsiz Babam» filminde Sadri Alışık - Salih Güney İkilisiyle
oynadı.
Filmin, yıllar sonra
Selma Güneri'nin çevirdiği ilk filim oluşundan da enteresan bir
cephesi var. Bu filimde Selma Güneri bir bakıma beyazperdede kendi
hayatının bir bölümünü oynuyor... Öyle ya, Selma küçük bir
Dame de Sion öğrencisiyken sinemaya geçmiş, Yeşilçam'da kaldığı
kısacık süre içinde kendisine verilen ender fırsatlar; «çok
iyi» kullanıp adını «iyi oyuncu» ya çıkarmasına rağmen
Yeşilçam'ın krallarına yaranamayıp sahneye geçmişti. Filimde
Selma'nın oynadığı rol kaba hatlarıyle buna benziyor işte.
Kolej öğrencisi bir genç kız, birçok terslikten sonra sahneye
çıkıp şarkıcı oluyor.
Selma Güneri tekrar
filim çevirmeye başlamış olmaktan çok memnun. «Bundan sonra
senaryosunu beğendiğim filimlerde oynayacağım,» diyor.
«ALTIN ÇOCUK»
YİNE PERDEDE
Aynı şartı ileri
süren bir başka şöhret de Göksel Arsoy. Bir zamanlar sinemanın
«zirvedeki yıldızı» olan Göksel Arsoy da kendisine yapılan
ısrarlı tekliflerden birini kabul etti. Ama iki şartla: Önce film
renkli olacaktı. Melek Film bu şartı kabul edince Göksel Arsoy
hemen ikinci şartını ileri sürdü:
- «Bir de senaryo
meselesi var,» dedi. «Senaryo, ama dört başı mamur bir senaryo
bulun, hemen başlayalım.»
Bu haberi duyunca hemen
Göksel Arsoy'la konuştuk. Göksel önce haberi doğruladı, sonra,
«Bunu belki bazıları sinemaya dönüş olarak niteleyecekler ama
işin aslı böyle değil,» dedi ve şunları ilave etti:
- «Ben sinemayı
bırakmamıştım. Sadece sahnede kendimi kabul ettirebilmek için
bir süre sinemayı unutmak, sahne için varımı yoğumu ortaya
koymam gerekiyordu. Allah’a şükür buna muvaffak oldum. Bundan
sonra sinemayla sahne bir arada yürüyecek. Bütün mesele bu,
işte.»
Göksel Arsoy yeni
filmi üzerinde titizlikle duruyor ve «titizliğinin» sebebini de
şöyle açıklıyor:
- «Filim çevirmiş
olmak, ya da para kazanmak için filim çevirmiyorum. Seyircilerin
karşısına iyi bir filimle çıkmak gerek. Bu yüzden filmin bütün
şarkılarını kendin hazırladım, şimdi iş senaryoya kaldı.
Senaryo bulununca dört elle işe sarılacağız.»
Bu arada Göksel
«sinemayla sahneyi bir arada yürütmek» konusunda çok enteresan
bir şey söylüyor:
- «Sinemayla sahne bir
arada olur, ama aynı zamanda olmaz. Yani insan ikisini birbirine
karıştırmamalı bence. Aynı anda hem filim çevirip hem sahneye
çıkarsanız randıman düşük olur. Şarkıcı gece çalışan,
geç yatan adamdır. Bu yüzden gündüz filme mecburen geç
saatlerde gelir. Matine günleri çalışamaz. Yani anlayacağınız
çalışma bölünür. Setlerin yorgunluğu da gece sesine tesir
eder. Onun için bence sinemayla sahnenin bir arada yürümesi demek,
sanatçının sahnenin olduğu aylarda filim anlaşması yapmaması,
yılı dengeli bir şekilde iki sahaya bölmesi demektir.»
Bu cevaptan
anlayabildiğiniz kadarıyla Göksel Arsoy bundan sonra gelecek filim
teklifleri üzerinde uzun uzun düşünecek ve bazılarını kabul
ederek sahneye çıkmadığı ayları filim çalışmalarıyla
dolduracak. Kendisine bunu söylediğimiz zaman önce gülüyor,
sonra:
- «Belli olmaz,
kısmet,» diyor. «Hele şu filim bir bitsin, gerisini ondan sonra
düşünürüz.»
Son bir soru daha
soruyoruz Göksel Arsoy'a: «Afişte isminiz nasıl olacak?»
diyoruz. Göksel Arsoy'un cevabı sert, kesin ve kararlı:
- «Bu işin
pazarlığını 10 yıldır kimseyle yapmadım, efendim! Şu anda ben
çok başka şeyler düşünüyorum. Beni sevenlerin karşısına
uzun bir ayrılıktan sonra çıkacağım bu ilk filmimin mükemmel
bir müzikal olması için yenilikler arıyorum. Bu filme, herkes
büyük ümitlerle başlıyacak. Sonunda umulan gerçekleşmezse
hüsran olur.»
Bakalım,
çevireceği yeni filim «Altın Çocuk»un sinema hayatında yeni
bir devir açabilecek mi?..(diğer haberler için aşağıdaki linke
tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder