Ana içeriğe atla

Steve Mc Queen Uyuşturucuya Karşı

Geçenlerde dünya gazetelerinin sinema sayfalarında bir haber yayınlandı. Sinemanın genç ve gözü pek aktörü Steve Mc Queen, karısına bir daha yarış otomobillerine binmemek konusunda söz verdiği halde, ani bir kararla sözünden caymış ve gece gündüz yarış otomobiliyle gezmeye başlamıştı. Büyük paralar karşılığında hayatını sigorta eden şirketler derhal aktöre birer protesto gönderip yarış otomobili merakından caymadığı takdirde sigortayı keseceklerini bildirmişlerdi. Fakat bütün bu tehditler Steve Mc Oueen’i hevesinden vazgeçiremedi. Genç adam, «Ben çılgınlıklardan hoşlanıyorum,» diyordu. «Ne yapayım süratli yaşamazsam kendimi ölmüş hissedeceğim. Karımın da beni mazur görüp otomobil sevgimi öldürmeye kalkışmaktan vazgeçeceğini umuyorum.»
Genç aktörün bu sözleri, onu yakından tanıyanların üzerinde şok tesiri yaratmamıştı. Çünkü sinemada «Deli Fişek» lakabıyla tanınan Steve Mc Oueen’in kamera karşısındaki çalışmalarında bile tehlikeye atılmaktan hoşlandığı bilinen bir gerçekti. Rol icabı için dahi olsa sakin hayat yaşarmış gibi görünmek hoşuna gitmezdi Steve'in..
Bu olaydan kısa bir süre sonra dünya şöhretleri arasında esrar kullananların sayısının gittikçe artmasıyle ilgili olarak Steve Mc Oueen’e çılgın yaşamak prensibine esrar kullanmanın da girip girmediği sorulduğu zaman şöhretli sanatçı öfkesinden küplere bindi:
«Ben her şeyi yaparım, fakat asla esrar kullanmam,» dedi. «Çevremde uyuşturucu madde kullanmayan insanların sayısı parmakla gösterilecek kadar az.
Fakat ben onlara ayak uydurmayı düşünmek bir yana, yaptıkları işin fecaatini bildiğim için elimden geldiği kadar nasihat edip kötü yoldan uzaklaştırmaya çalışırım.»
Steve Mc Oueen’in bu derece kesin konuşmasını yadırgayanlar oldu. Çünkü genç adam her türlü çılgınlıktan hoşlandığını her fırsatta belli eden tiplerdendi ve sinema sanatçıları arasında günün modası haline gelen uyuşturucu madde kullanma iptilasını da şöhretlere has bir çılgınlık olarak kabullenmesinin gerektiği düşünülüyordu. Oysa Steve Mc Oueen, vaktiyle tanıdığı caz kralı Charlie Porter’in esrar iptilası yüzünden şöhretini kaybedişine şahit olmuş ve hayran olduğu sanatçının ölüme her gün biraz daha yaklaştığını hissederek müthiş ıstırap çekmişti. Charlie Porter’in mezarı başında da esrara ve diğer uyuşturucu maddelere harp ilan etmiş, kendi kendine erkek sözü vermişti.»

Hele Robert Mitchum, Tony Curtis, Juliette Greco, Judy Garland, Rita Hayworth ve Marlon Brando gibi şöhretlerin uyuşturucu madde düşkünlüğü yüzünden ne hallere geldiklerini gördükten sonra...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...