Ana içeriğe atla

"Virna Lisi" Olmanın Dertleri

«Benim adım Virna Pesci. Mimar Franco Pesci nin karışıyım. Corrado adında son derece sevimli ve zeki bir oğlum var. Kocam aşık olduğum ilk erkekti ve ömrümün sonuna kadar da öyle kalacak. Franco’yla her bakımdan gayet iyi anlaştığımız için bizim evde hiç bir zaman kavga, patırtı olmaz. Kocamın bana güveni sonsuzdur. Birbirimizden uzakta olsak bile ne onun başka bir kadınla ilgileneceği benim aklıma gelir, ne de benim bir başka erkeğe yan gözle bakacağımı Franco düşünür.
«Bütün bunlardan da anlayacağınız gibi ben mutlu bir ev kadını, sevilen bir zevceyim. Bayan Franco Pesci oiduğum sürece hayatımdan şikayet etmeyeceğimi biliyorum. Fakat işin bir de başka cephesi var: Bayan Franco Pesci’nin sinema yıldızı Virna Lisi olarak milyonların karşısına çıkması... işte o zaman her şey değişiveriyor. Kocamın kolunda Roma'nın arka sokaklarında dolaşırken kendimi emniyette hissediyorum ama Cine Citta stüdyolarında filim çevirirken etrafımı gazeteciler sardığı zaman içimdeki güven hissinden eser kalmıyor.
«Bayan Franco Pesci olarak kocama bağlıyım, ama milyonların hayran olduğu Virna Lisi olarak, güzel olan her şeyi seviyorum ve bir sinema yıldızının skandallarıyle bulunduğu mevkii koruyacağına da inanıyorum. Filimcilerin çeşitli tekliflerini yerine getirmek için zaman zaman evimden, çocuğumdan ve kocamdan uzak kalıyorum. Filim festivallerine, galalara ve çeşitli toplantılara her zaman kocamla gitmemin doğru olmayacağı çalıştığım filim şirketleri tarafından sıkı sıkı tembih edildiği için de böyle eğlenceler çoğu kere bana zehir oluyor. Bu tip eğlencelere Bayan Franco Pesci hüviyetiyle gitsem hiç mesele kalmayacak... Fakat sinema yıldızı Virna Lisi hüviyetiyle gidince durum karışıveriyor...
«Allahtan ki kocam son derece anlayışlı bir insan. Bir sinema artistinin her zaman çeşitli dedikodulara hedef olabileceğini kabul ediyor ve onun bu anlayışlılığı sayesinde yuvamızın istikbali tehlikeye girmiyor. Son filmimi çevirirken rol arkadaşım David Niven ile fazla samimi olmamı bile hoş karşıladı. Çünkü kocam benim David Niven isminden yararlandığımı çok iyi biliyordu. Yazımın başında da söyledim ya, Bayan Virna Pesci olarak kocama bağlıyım, ama sinema yıldızı olarak güzel ve cazip olan her şeyi seviyorum, daha doğrusu mesleğim için sevmek zorundayım...

«Sinema dünyasında bir Virna Lisi olmak için çok çalıştım, büyük sıkıntılara katlandım, hatta ümitsizliğe kapılıp her şeyden vaz geçmek istediğim günler bile oldu. Fakat istediğim seviyeye erişince de gerçeklerin hiç de benim düşünceme uymadığını gördüm. Virna Lisi olmak meğer büyük bir dertmiş. Çalışma hayatım, kendime dost seçtiğim kimseler, giydiğim elbiseler, yediğim yemekler, içtiğim içkiler, kısacası her şeyim göze batıyor. Bu yüzden Bayan Franco Pesci’nin sakin, dertsiz ve mutlu hayatına zaman zaman gıpta ediyorum. Virna Lisi’nin onun yerinde olmasını arzuluyorum. Arzuluyorum ama, yine de sinemayı ve şöhreti seviyorum. Her kadın gibi, erkeklerin, hele hele dünya kadınlarının kalbini hoplatan erkeklerin etrafımda pervane olmasını istiyorum. «Skandal Kadını» olarak gazete sütunlarına geçmekten hazzetmiyorum, ama mecburum... Yani sizin anlayacağınız Virna Pesci iken Virna Lisi olmayı arzulardım, şimdi ise Virna Pesci olmak istiyorum, fakat Virna Pesci olarak sayılı günleri doldurmaktan da korkuyorum...»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....