Ana içeriğe atla

Zeynep Değirmencioğlu ve Babası ile Röportaj

Oyun kurallarına uygun oynadık üçümüz de.. «Üçümüz» yani Ayşecik, Ayşecik’in babası Hamdi Değirmencioğlu ve ben.. Bende sorulacak çok soru vardı, onlarda verilecek az cevap. Bu karşıtlık içinde geçtik karşı karşıya ve önce Ayşecik’le konuştuk.
- «Zeynep hanım, adınız nicedir Fenerbahçeli futbolcu Serkan’la birlikte anılıyor. Ona kaçtığınız söyleniyor, onu sevdiğiniz söyleniyor. Serkan’ın sizi 'Allahın emri, Peygamberin kavli ile' istettiği söyleniyor. Nedir bu işin aslı?»
Zeynep Değirmencioğlu bir an durdu. Baktım ki, iş tatsız oluyor, sorulan parçalamayı düşündüm ve onun cevap vermesine fırsat vermeden ikinci sonunu sordum:
- «Serkan'la ne zaman tanıştınız?»
- «Geçen yıl 'Fakir Kızın Romanı'nı çevirecektik. Ben ilk defa o filimde çocukluktan kurtulup, genç kız olacaktım, flört edecektim. Benimle oynıyacak jönün yeni, bir isim olması istendi. Gazetelere ilanlar verildi, hatta yarışma bile açıldı. Bu arada babam Cumhuriyet gazetesinin spor sayfasına Serkan'ın resmini görmüş, tipini, beğenmiş. Temas kuruldu, sete geldi, tanıştık... Hatta Film için ona teklif bile yaptılar. Ama olmadı, kulübü Serkan'a izin vermedi.»
- «Peki, şimdi durum nedir? Daha doğrusu aranızdaki ilişki nasıl isimlendirilebilir?»
- «Serkan çok iyi arkadaşım. Ama çok iyi...»
Sözü burada kesti Ayşecik. Onu konuşturmak için, yeni bir soruyla, konuşmaya yeni bir paragraf açmayı denedim.
- «Peki, evlilik hakkında ne düşünüyorsunuz?»
«Hiç... Herkesin düşündüğünü. Günün birinde ben de evleneceğim elbet. Ama o günler hayli uzakta şimdilik.»
- «Serkan sizi ailenizden istemiş, doğru mu bu? Veya şöyle söyliyelim. Serkan sizi istese varır mısınız ama?»
- «Hayır. Serkan beni istetmedi. İki candan arkadaşız biz. Bu konuda benim söyleyeceğim bundan ibaret...»
Ayşecik konuşayı burada kesti ve başka bi'şeycik demedi. O sırada Ayşecik'in babası Hamdi Değirmencioğlu da yanımıza geldi. Bu defa da (durumun tatsızlığını bile bile) onunla aynı konuda konuşmaya başladık. Hamdi Değirmencioğlu açık açık, konuştu, birçok kişinin yaptığı gibi lafları eğip bükmek yerine, sorunun özünü cevaplandırma yoluna saptı. O da önce kızı gibi Serkan'ı nasıl tanıdıklarım anlattı, sonra ailecek görüştüklerini sözlerine ekledi. Ayşecik'in son çevirdiği «Bahar Çiçeği» adlı filimde Serkan'ın kardeşi Sertan'ın da oynadığını söyledi, sonra aramızda şöyle bir diyalog kuruldu:
- «Serkan’ın yaknlan, Serkan'ın sizden kızınızı istediğini ısrarla sövüyorlar, doğru mu bu?»
- «Hayır, asla, böyle bir şey olmadı.»
- «Garip olacak ama, sormaya mecburum. Ayşecik'le Serkan arasında bir ilginin varlığından bahsediyorlar. Ne diyorsunuz bu söylentilere...»
Hamdi Değirmencioğlu vanıbaşımızda oturan, başı önünde konuşmamızı dinleyen kızına baktı ilkin, sonra şu cevabı verdi:
- «Zeynep bana açık açık söylemedi ama, aralarında bir ilgi var gibi.. Ama bu ilginin derecesi ne, onu bilemem...»
Konuşmayı başka bir mecraya dökmek için yeni bir soruyu denedim.
- «Peki Ayşeciğ'in evlenmesi konusunda ne düşünüyorsunuz.»
- «Her şeyden önce 20 yaşma basmasını bekliyorum. O yaştan önce bir evliliği düşünemiyorum bile.»
- «Peki damat adayında ne gibi nitelikler ararsınız?»
- «Önce dürüst karakterli, kültürlü, tahsilli ve bir evi geçindirebilme yeteneğinin olmasını aranm tabii. Kızımın alıştığı hayatı devam ettirebilecek, onun baba evinde alıştığı şefkat ve ilgi havasını sürdürebilecek bir genç olmasını isterim her baba gibi. Bu genç Serkan da ilabilir, bir başkası da... Şu da olabiür tabii. Mesela 500 lira maaşlı biri de isteyebilir kızımı. Kızım da onu isteyebilir. O zaman kızını karşıma alır ve o maddî çerçeve içinde geçecek bir ömre razı olup olmadığını sorarım. Razı olduğu takdirde mesele yok. Katını, arabasını derneklere bağışlar, kızımı istediğine verilirim. Dünyada tahammül edemediğim şeylerden biri de jigola karakterli erkeklerdir. Kızımı isteyen adamın, sadece kızımı istediğinden emin olmalıyım.»
ÇOCUK AYŞECİK’TEN GENÇ KIZ ZEYNEP DEĞİRMENCİOĞLU’NA
Kamera karşısına 15 aylık bir bebekken «Papatya» adlı filimle geçen, yarattığı «Ayşecik» tipiyle büyük bir şöhrete ulaşan Zeynep Değirmencioğlu artık genç kız rollerine çıkıyor. Bu, onun sinema hayatında önemli değişiklikler meydana getirebilir tabii. Şimdi Zeynep Değirmencioğlu ile bunu konuşacağız, ama daha önce «Ayşecik» in yaratıcısı Hamdi Değirmencioğlu’na merak ettiğimiz bir soruyu soruyoruz:
- «Hamdi bey, 'çocuk yıldız' olarak büyük şöhret yapanlar, sinemada nedense büyüyünce silinip giderler. Oysa Ayşecik’te bu olmadı. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?»
- «Bence bunun iki sebebi var. Biri Ayşecik'in olağanüstü oyun gücü, diğeri de tipinin pek fazla değişmemesi..»
Buna biz de üçüncü bir sebep olarak filimler arasına boşluk verilmemesini, seyircinin her yıl perdede Ayşecik'le karşılaşmasını da ekleyebiliriz tabii.
Şimdi aynı konuda söz sırası Zeynep Değirmencioğlu'nun. Zeynep halen Atatürk Kız Lisesi'nde sosyal bilgiler ve fizik derslerinden «beklemeli» öğrenci. Bu iki dersin imtihanını verince ortaokul mezunu olacak. Peki ondan sonra?
- «Bu yaz ortaokulu bitireceğim. Ondan sonra İsviçre’ye gideceğim. Orada Finishing School diye bir okul var. Bizdeki liseler gibi bir okul bu. 3 yıl o okulda okuyacağım.»
- «3 yıl İsviçre’de kalacaksınız demek... Peki, sinema ne olacak?»
- «O da devam edecek tabii. Okulun 15'er günlük üç tatili, bir de 3 aylık büyük tatili var. Bu tatillerde Türkiye'ye geleceğim. Atatürk Kız Lisesi’ne devam ederken de öyle yapardım. Yılda 4 filim çevirirdim. Bunların üçü yaz tatiline, biri şubat tatiline denk gelirdi. Bu defa da öyle olacak işte. Yazın üç filim çevireceğim. Kısa tatillerin birinde bir filimde daha oynıyacağım. Böylece yıllık 4 filimlik kontenjan dolmuş olacak.»
Evet.. İşte böyle. Ne sordumsa, ne duydumsa bir teyp sadakati içinde, yorumsuz olarak naklettim sizlere. Bakın, bir şeyi unuttum. Ayşecik'le konuşurken bir ara yeşil sahalarda Serkan’ı seyredip seyretmediğini sormuştum. Seyretmemiş. «Peki, radyolardan Fenerbahçe’nin maçlarını dinliyor musunuz?» dedim. Dinlemiyormuş. O zaman denizdeki balığın pazarlığına giriştim.
- «Pekala, şöyle olsa.. Bir yerden geçerken sesi fazlaca açılmış bir radyodan, maç sırasında Serkan’ın tehlikeli bir şekilde sakatlandığını duysanız, ne hissedersiniz?»
Ayşecik şu cevabı verdi:

- «Böyle birşey olsa gerçekten üzülürüm, hem de çok üzülürüm...»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...