Önce gazete
sütunlarına akseden bir dayak haberi okuduk. Demir Karahan Nebahat
Çehre'yi tokatlamıştı. Hemen peşinden ayrılacakları haberi
ortaya çıktı. Sonra haberler yıldırım hızıyla birbirini
izledi: «Nebahat Çehre, Demir Karahsn'a güvenemiyordu.» Demir,
Nebahat'ın kendisiyle gereğince ilgilenmediğini söylüyordu.
«Hayır, tam aksi, ilgisizlikten şikayet eden Demir değil
Nebahat'tı.» «İki taraf da yakınlarına 'ayrılacaklarım'
söylemişlerdi, hayır onlar dememişlerdi ama ikisinin haline
bakınca bu 'şıp' diye anlaşılıyordu.»
Evet, yukarıya küçük
bir çeşitlemesini yaptığımız söylentiler böylesine değişik,
böylesine tutarsızdı, ama bütün yolların Roma'ya çıkması
misali bütün bu değişik söylentiler de aynı noktaya gelip
düğümleniyordu: Demir'le Nebahat ayrılacaklardı. SES'te çıkan
«ilk» röportajda nişan tarihi olarak, «Nisan sonu ya da mayıs
başı» olarak tarih veren «sözlülerin» nişan konusunda
faaliyete geçmemeleri de bu söylentileri kuvvetlendiriyordu.
Nebahat Çehre — ki
zaten İşin başından beri nişan konusunda çekingendir, hep
ihtiyatlı ifadeler kullanır— söylentiler ve ikisinin geleceği
hakkında şunları söylüyor:
- «Ben 'oturmuş' bir
insanım. Demir'se halen 'oluş' halinde.. Yarının ne getireceğini
bilemem ama bugün aramızda değişen bir şey yok.. Demir'in
bugünlerde şansı açıldı, filimler peşpeşe geliyor.. O
çalışıyor, ben çalışıyorum. Zaten geceleri dolaşan insanlar
değiliz. Sanıyorum dışarda sık sık birlikte görülmeyişimiz
bu dedikodulara sebep oluyor. Benim tanıdığım kadarıyla Demir’
in dünyası içe kapanıktır. Çalışmadığı zaman ya okur, ya
yazar. Bana dayak attığı kuyruklu bir yalandır. Dayak atmak bir
yana, bugüne kadar olan tartışmalarımızda bir defa sesini
yükselttiğini bile duymadım onun. Eski halimiz aynen devam ediyor
mu? Bu Soruya ne demeli? Ne desem yanlış anlaşılacak? Şöyle
diyelim isterseniz: Dünyada her şey değişir, her şey sürekli
değişime uğrar.»
Büyükdere'de bir
yalı... Nebahat Çehre'den 3 saat sonra burada Demir Karahan'la
konuşuyoruz. Yalının sahibi Fevziye Söylemezoğlu ne
konuşacağımızı bilmeden rahat konuşalım diye odasını bize
veriyor, kapıda Demir'e Nebahat'ı soruyor.
- «İyi efendim,
hürmetleri var.»
- «Selam söyleyin
benden ona. Çok severim Nebahat'ı, dünyanın en efendi kızıdır
o!»
Sonra kapı arkamızdan
kapanıyor. Aynı şeyleri soruyoruz Demir'e ve hayrettir, fazla
farklı olmayan cevaplar alıyoruz.
- «Herkes için bin
türlü şey söylenir, bin türlü şey yazılır. Bizim hakkımızda
da o kadar çok şey yazıldı, o kadar çok şey söylendi ki,
gerçekle hayal birbirinden ayrılmaz oldu. Şu anda Neba- hat’la
beraberiz. Birbirimize sempati duyuyoruz, daha önemlisi saygı
duyuyoruz. Nişan bazı nedenler yüzünden biraz ertelendi şimdilik.
Bugün beraberiz, 'nişanlanacağız' diyoruz. Hazır laf açılmışken
Nebahat hakkındaki kanaatimi da söyleyeyim size: Nebahat çok iyi
bir insan, saygıdeğer bir dost ve iyi bir kadındır.»
Evet, cevaplardan da
anlaşılıyor ki, durum eskisinden hiç değilse biraz farklı... Şu
anda ikisinin cevaplarından anlaşılan ikisinin de — zaten
başından beri bir türlü etkisinden kurtulamadıkları —
tereddüt halinin daha da artarak devam etmesi. Bu arada Demir'in
ailesinin nişana karşı çıkmasıyle ilgili bir söylenti de bu
'tereddüt halinin devamı' için bir pekala sebep olabilir. Demir'in
ailesi Nebahat'ın şahsı için değil de, oğulları için
evliliğin henüz erken olduğunu düşünerek karşı çıkmışlar
nişana. Ama bu gerçek midir, söylenti midir, bilinmez.) Bu durumda
şahsen biz şöyle bir sonuca varıyoruz:
- «Bu iş burada
değilse bile çok kısa bir zaman sonra biter. Nebahat Çehre ile
Demir Karahan «Sözünü bozarlar, nişanlanmadan ayrılırlar,
ikisi de mutluluğu başkalarında aramaya başlarlar.»...(diğer
haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder