Ana içeriğe atla

Durul Gence'den Bomba Etkisi

Konserden önce Amerikan Kız Lisesi'nde kimi görüp de müzik lafı ettiysek hepsi lafı ağzımıza tıkayıp Banu Sözüak adlı bir öğrenciden bahsetmeye başladılar. Şan sinemasında klasik müzik konseri veren Banu, okulun müzik kolu başkanıymış. Bugün de konseri o takdim edecekmiş. Üstelik müzik kolu başkanı olduğu için bu onun hakkıymış.
Yazıya döyle girişimizin sebebi var tabii... Konserin takdimcisi Banu Sözüak sahneye çıktı, «Bundan önce Çamlıca, İstanbul ve Atatürk Liselerine uğrayan SES LİSELERARASI MÜZİK KERVANI okulumuza geldi. Kervanın çok değerli bir yükü var bu hafta, evet, karşınızda Durul Gence 10» deyip çekildi. Peşinden çağla rengi kalın perdeler ağır ağır açılmaya başladı ve salonu birden hayret dolu «A, al...» sesleri kaplayıverdi. Hayret edenler haklıydılar. Öyle ya, anons yapılmış, perde açılmış, açılmıştı ama koskoca sahnede in cin top oynuyordu, kimsecikler yoktu... Enstrümanlardan, mikrofondan başka...
Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nin 396 kişilik konser salonunu lebalep dolduran öğrencilerin hayreti biraz sonra daha da arttı. Bahçeden bir bando sesi geliyordu. Ses yaklaştı, yaklaştı ve sonunda boynuna trampetini asmış, başına karton şapkasını giymiş Durul — sahnede değil de — salonun giriş kapısında gözüktü. Topluluğun elemanları da birerle kol arkasındaydılar. Birden «Durul Gence 10»un enstrümanlarıyla salonu dolduranların alkışları «sesli» bir mücadeleye giriştiler. Dersten çıkıp salonu dolduran lacivert kareli eteklrkii, beyaz bulüzle Amerikan Kız Lisesi öğrencileri Durul'u çılgınca alkışlıyorlardı.. Durul daha başında öğrencileri büyülemişti.
Durul Gence 10'un Amerikan Kız Lisesindeki konseri böyle başladı işte.
1885'TEN GÜNÜMÜZE...
Üsküdar Amerikan Kız Lisesi 1885 yılında hayırsever bir Amerikalı olan Miss Laura Farnham tarafından Adapazarinın Pazarcık kasabasında kurulmuş. 1921 yılında çıkan bir yangında bina tamamen yanınca okul Bağlarbaşı'ndaki bugünkü binasına nakledilmiş. 1922'de Milli Eğitim Bakanlığı «İnas Amerikan Mektebi» adıyla okulun resmiyetini kabul etmiş, fakat okul yıl sonunda kapatılmış. 1923 te tekrar faaliyete geçen okulda Türkçe kültür dersleri de öğretilmeye başlanmış, 1928’de okulun lise muadeleti kabul edilmiş.
Bugün Üsküdar Amerikan Kız Lisesinin 534 mevcudu var. Bu öğrencilerden 59'u azınlıktır. Her yıl 700'ü aşkın adayın müracaat ettiği Amerikan Kız Lisesinin ilk sınıfına ancak 60 öğrenci alınmaktadır.
396 kişilik salonda geniş kültürel faaliyetler yapılmakta, Türkiye'nin en ünlü orkestraları, sesleri burada öğrencilere müzik ziyafeti çekmektedir, işte 15 nisan çarşamba günü de SES Müzik Kervanı'yla Durul Gence 10 okula gelmiş, öğrencilere unutulmayacak bir konser vermişti.
BİR KONSER Ki...
Durul Gence 10 salona Kwai Köprüsünün unutulmaz müziği ile girmişti. Sahneye çıkıp yerlerini alınca başlarındaki şapkaları çıkarıp seyircilere attılar. Bunun yarattığı canlılık gitmeden Durul mikrofon başına geldi:
- «Tamamen kızlardan kurulu bir topluluk karşısında ilk defa çalıp söyleyeceğiz,» dedi. Sonra sesini biraz alçaltıp, «Bayağı heyecanlıyım ha!» diye ekledi. Sonra, «Bize bu imkanı veren SES mecmuasıyla okul idaresine teşekkür ederim,» deyip konserin başlama işaretini verdi.
Bu konserde özellikle dikkatimizi çeken şu oldu. Çoğunluğu 15-17 yaş arasındaki kız dinleyiciler konsere organik olarak bağlandılar. Emin Fındıkoğlu’nun nefis aranjmanı ile nefesli sazlara uyguladığı Rodrigo'nun Gitar Konçertosu'nda çıt çıkarmadılar; buna mukabil hızlı, hareketli parçalarda «Durul Gence 10»u »Durul Gence 500» yaptılar! Yavaş parçalarda yerlerinde hanım hanımcık oturup enerji depo ettiler, sonra bu enerjiyi ilk hızlı şarkıda çığlıklar atarak kalkıp sallanarak bir güzel sarfettiler.
Biliyorsunuz, buna «deşarj» olmak deniyor...
Timpanisinin başında ilginç sololar yapan Durul Gence ikinci parça olarak Beatles'den repertuarına yeni aldığı «Carry That Weight»i ve hemen arkasından yine Beatles’den «Hey Jude» ve «The Balad Of John And Yoko» yu okuyuverdi. Durul Gence'nin stiline çok iyi giden bu üç şirin şarkıdan sonra sıra orkestranın dev sesli şantörü Kamil Şükun'a gelmişti.
KAMİL ŞÜKUN SAHNEDE
Şarkıcıdan çok çalışkan ve ilerde öğretim üyesi olmaya heveslenen bir öğrenci intibaını yaratan Kamil Şükun sahneye çıkıp tipiyle uyanan düşünceleri gür sesiyle un ufak etti. Programa «AlI Of A Suddea», «İn The Ghetto», «Make me an Island» adlı 3 şarkıyla girmişti. «La Vitta»da herkesi büyüledi. «Take Of A Suddea», «İn The Chetto», «Make Much»la programını bitirdi. Kamil Şükun büyük büyük alkışları toparlayıp gittikten sonra Durul «Şeyh Şamil»i çaldı. Burada bir parantez açalım ve şarkıyı, «Benim babam KafkasyalIdır. Şimdi size bir Kafkas şarkısı çalıyorum,» diye anons eden Durul'un topladığı alkışların miktarının «Kafkasyalı babasına» ait olduğunu belirtelim! Sonra sıra Füsun Ünal'a geldi. Durul Gence, Füsun'u, «Şimdi sizler gibi düşünen biri gelsin sahneye, evet Füsun Önal» diye takdim etti.
FÜSUN ÖNAL'I BİR TEK KİŞİ ALKIŞLAMADI: ANNESİ...
Pervazsız pencereli bir modelle (daha doğrusu belini açık bırakan pantolon bulüzle) sahneye gelen Füsun Önal gerçekten ilk anda iyi alkış topladı. Burada ikinci parantezimizi açalım ve Füsun Önal'ı; sahneye gelir gelmez herkesten alkış alan Füsun Önal'ı bir kişinin alkışlamadığını söyliyelim. Kim miydi alkışlamayan? Hemen yanıbaşımızda oturan Fikret hanım alkışlamadı. O kadar dikkat ettik ama hayır, iki elini birbirine vurduğunu görmedik Fikret hanımın... Kim bu Fikret hanım? Kim olacak. Füsun Önal'ın annesi...
Füsun Önal sahneye, «Summer is Over»in türkçesiyle çıktı. «Bulutlar», «Bring İn Back», «II Raffedere» ve «Send me A Postcard» ile gençleri coşturdu.
Ve sonra sıra «Deriko»ya geldi. Kim ne derse desin, konserin en heyecanlı, en coşkun anları «Deriko»da yaşandı. Lacivert üzerine rengarenk işlemeli bir cepken giyen Durul boynuna davulu taktı, Füsun eline pembeyle kırmızı karışımı eşarbı aldı ve başladılar hem çalıp, hem oynamaya. Sahnede bir o yana gittiler, bir bu yana... Çöktüler, çömeldiler, hopladılar, kalktılar. Daha önce Durul’u bol bol alkışlayan, kızı sahneye çıkınca, «Aman elalem ne der. Kadına bak, kızını alkışlıyor demezler mi?» diye düşünüp iki elini birbirinden uzak tutmaya gayret eden Fikret hanım bile tutamadı artık kendini. Yalnız o mu? Bizim foto muhabirleri de bir ellerini birbirlerine çarptılar, bir deklanşöre bastılar. Mısra sonlarındaki «Hey» lerde salon inledi. Bir ara gözümüz öğrencilerin arasında sıkışmış kalmış Amerikalı Hoca'nıma ilişti. Baktım o da oturduğu yerde sahnedeki figürleri taklide çalışıyor, herkesle birlikte «Hey!»: diye bağırıyor. Boşuna, «Müzik ortak dildir» dememişler!
KOVALAMACA BAŞLIYOR...
Güzel olsun, çirkin olsun dünyada her şey bir yerde, ya da bir zamanda bitiyor. Yalnız şu fark var: Güzel şeyler çok aana çabuk bitiyor. Durul Gence 10'un konseri de süre olarak değilse bile (öyle ya, konser iki saat kırk dakika sürmüştü) «zaman» bakımından çabuk bitti. Hala bir Mehter marşı olan «Hilal»i söyledikten sonra Durul Gence 10, son günlerin sevilen şarkısı «Nana Hey Hey Kiss Him Goodbye» ı söyleyerek salonu terketti. Tıpkı gelişlerinde olduğu gibi... Çala çala, söyleye söyleye seyircilerin arasından geçerek...
Salon boşalırken bizlere okulun bir çay verdiğini, mümkünse diğer binaya geçmemizi söylediler. «Peki,» dedik ama hesapta bahçede kovalamaca oynamak yoktu. Çıkan müzisyen dışarda onları bekleyen kızların arasında kayboluyor, kimi bol bol imza dağıtırken, kimi de ellerindeki resimlerini havaya atıp onun yarattığı boşluktan faydalanıp koşarak diğer binaya giriyordu. Bu arada arkadaşlarını kurtarmak için minibüsün üstüne çıkıp trambon çalarak ilgi toplamaya çalışan müzisyenlere de rastlanıyordu. 3 saatlik bir konserden sonra oynanan bu mecburi kovalamaca yorgunluğa yorgunluk eklemişti ama lisenin salonunda sıcacık çaylar içilirken duyular, bir haber herkesi ferahlattı.
HASILAT DEPREM FELAKETZEDELERİNE GÖNDERİLDİ

Amerikan Kız Lisesi Okul Aile Birliği çok olumlu bir karar almış ve SES Mecmuası kanalıyla okullarına gelip konser veren Durul Gence 10'un hasılatını Gediz'deki deprem felaketzedelerine göndermeyi kararlaştırmıştı. Bu haber herkesi sevindirdi, çekilen bütün yorgunluklar bir anda unutuldu...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Nükhet Duru'nun Çıplaklığı Başına Dert Oldu

ARTIK Nükhet Duru gecede 3-4 yerde sahneye çıkan bir uvertürdür. Repertuvarına daha bir dikkat eder; saçına, giyimine, hareketlerine daha bir özen göstermeye gayret eder. Bu arada Yeşilçam'dan da film teklifleri gelmektedir. Ve yıl 1970'tir. Ayhan Işık, Bahar Erdeniz ve Yusuf Sezgin 'in başrolleri paylaşacakları bir filmin hazırlıkları yapılmakta ve bu filme bir kadın oyuncu aranmaktadır. Ve Nükhet Duru adında karar verir yapımcılar. O günleri de şöyle anlatır Duru: «Bir gün çalıştığım gazinonun kulisine bir prodüksiyon amiri geldi. 'Nükhet Hanım hikaye tam size göre, Ayhan Işık'la oynayacaksınız' dedi. «Ben 'Oynayamam, imkanı yok' dedim. Adam 'Neden?' diye sordu. «'Zaten gecede üç dört yerde sahneye çıkıyorum. Gündüzleri de uyuyorum filmi ne zaman çekeceğiz. Film çekmeye zamanım mı var?' dedim. «'Biz çekim saatlerini sizin boş saatlerinize göre ayarlarız' dedi adam. «Sonra çekimler başladı. Ben ne filmin adını b...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...