Ana içeriğe atla

Dustin Hoffman Genç Kızların İdolü

Garip yüzlü bir delikanlı.. Ürkek, çekingen ve mahcup bir delikanlı.. Konuşurken, karşısındaki şahıs ona fazla dikkatli bakacak olursa hemen kekelemeye başlıyor. Fakat bütün bu engellere rağmen Dustin Hoffman sinema dünyasında parlak gelecek vaadeden bir aktör. «Aşk Mevsimi» isimli ilk filminde gösterdiği büyük başarıdan sonra Dustin Hoffman'a şöhret yolları öyle bir açılış açıldı ki, filimciler onu «Oscar» adayı ilan ettiler. Filimlerinde bu delikanlıyı oynatabilmek için ayaklarının dibine yüzlerce, binlerce dolar sermekten çekinmez oldular. Ünlü prodüktör Joe Levine: «Ben ömrümde böyle tatlı bir çocuk görmedim,» diyerek Dustin Hoffman’ın ne kadar beğendiğini anlatmak isteyince genç aktöre duyulan ilgi daha da arttı.
Bugün otuz bir yaşında olan Dustin Hoffman, yaşından çok daha küçük gösteriyor. Genç aktörün hayranları onu olgun erkek rollerinden ziyade, halk tabiriyle 'zıpır delikanlı' rollerinde görmek istiyorlar. Genç aktörün ise buna canı sıkılıyor. «Herkes Aşk Mevsimi'nde yarattığım tipi devam ettirmemi istiyor,» diyor. «Hatta benim özel hayatımda da bu filimdeki delikanlıya benzediğimi iddia edenler var. İşte benim canımı da sıkan bu ya.»
Dustin Hoffman, filim çevirmeyi, başarılı bir aktör olmayı elbette çok istiyor, fakat bu mesleğin perde arkasındaki hayat da onu çok korkutuyor.. Meselâ fotoğrafçılara poz vermek, kalabalık toplantılarda sık sık görünmek, dedikodulu bir hayat sürmek gibi ünlü aktörlerden beklenen davranışları benimsemek istemiyor.
Onun en büyük arzusu sinema dünyasına kendini 'her rolde oynayabilen' sanatçı olarak kabul ettirebilmek. Bunu sağlamak uğruna da bazı fedakarlıklara katlanmayı göze aldı. Tabii bu fedakarlıklar arasına hoşlanmadığı işleri yapmak da giriyor.

Dustin Hoffman, bugün Hollywood’da genç kızların, hele genç artistlerin peşinden koştukları şanslı bir delikanlı. Genç aktörün bir ara Mia Farrow ile arasında romantik bir ilişki bulunduğundan söz edilmişti. Genç aktör ile genç yıldızı birbirlerine yakıştıran da çoğunluktaydı. Fakat Dustin Hoffman, «Aşk Mevsimi» filmindeki rol arkadaşı Katherine Ross ile pek sıkı fıkı dost olunca dedikoduların da yönü değişiverdi. Ancak ünlü aktris Katherine Hepburn’un yeğeni olan bu genç yıldız ile genç aktör arasındaki yakınlık bir meslektaş yakınlığından ileri gitmemişti. Zira o sıralarda Dustin Hoffman idealindeki genç kızı bulmuş ve onunla günün birinde evlenmeyi de aklına koymuştu. Genç dansöz Anne Byrne Dustin Hoffman’ın eşi olması ihtimalini yalanlamıyor. Sadece genç kız, evlendiği takdirde mesleğini terketmek zorunda kalmaktan korkuyor. Dustin Hoffman da Hollywood’da şöhretlerin kurdukları yuvaların eninde sonunda dağılmaya mahkum olduğu kanısında. Sevgililer aralarındaki anlaşmazlığı halledemezlerse Dustin Hoffman'ı beğenen genç kızlara gün doğacak demektir...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...