Türk sinemasında eli
kalem tutanların sayısı bir haylidir. Bir zamanların «adı
bilinen» yıldızlarından Gülderen Ece’nin bir şiir kitabı
vardır. Fikret Hakan «Tellak Ali. adlı bir hikaye kitabı yazmış,
Seçilmiş Hikayeler dergisinde birkaç hikayesi yayınlanmıştır,
işe Spor gazetesinde hikaye yazmakla başlayan Hayri Caner, geçen
yıl «Yeşil Gözlü Melek, adlı bir roman yayınlamıştır.
Türkan Şoray da «Buruk Acı» ve «Buğulu Gözler, adlı iki
romanını önce tefrika etmiş, sonra romanlar filme alınınca
ikisinin de başrolünde oynamıştır. Yıldızların içinde
edebiyatla en içli dışlı olan Yılmaz Güney de birçok hikaye
yazmış, bunlardan biri yüzünden hapis yatıp sürgüne gitmiş,
«Boynu Bükükler» adlı romanının birinci cildini yayınlamıştır.
Şimdi bu listeye Ekrem
Bora'yı da eklememiz gerekecek. Evet, sonunda Ekrem Bora da yıllarca
düşündüğü bir konuyu nihayet yazmaya karar verip oturmuş yazı
masasının başına, muntazam istif edilmiş dosya kağıtlarını
alıp başlamış yazmaya. Önce beyninde kurduğu hikayeyi
—sinemadan gelen bir alışkanlıkla— 3,5 sayfalık bir özet
haline getirmiş. Sonra tipleri, bu tiplerin kişiliklerini ve
karşılıklı ilişkilerini düzenleyip romanına başlamış.
Bu anlattıklarımız
geçen yılın ortalarında oluyor. Aradan aylar geçtikçe roman
kaba batlarıyla belirmeye başlamış, nihayet bundan birbuçuk, iki
hafta kadar önce Ekrem romanına son nokatyı koymuş.
Üç isim arasında
henüz kesin kararını veremediği için romanının ismini
söylemeyen Ekrem konuyu şöyle özetliyor:
— «Bu bir aşk
hikayesidir. Ama soyut bir aşk değildir romanda anlatılan.
İnsanlar toplum içindedirler, yaşarlar, nefes alırlar. Karşılıklı
olarak ilişkileri ve bu ilişkilerin sınırladığı bir de ortam
vardır. Yer yer bu ortamın içinde kalırlar, yer yer de ortamın
üstüne
çıkarlar. Olay
şehirde geçer. Romanda belli belirsiz bir kan davası da vardır...»
Fikret Hakan'ın
hikayeleri «hikayenin Türkiye'de altın çağını yaşadığı»
bir dönemde ortaya çıkmıştı. Gülderen Ece' nin şiir kitabı
«heves»in dışında bir anlam taşımıyordu. Yılmaz Güney’in
«Boynu Bükükleri» belli bir seviyenin üstündeydi, ama hikayede
el bileyen Yılmaz için «yapabileceğinin altında, aceleye gelmiş
bir çalışma» idi. Türkan Şoray ise iki romanında da Muazzez
Tahsin'lerin, Esat Mahmut'ların etkisinde kalmıştı. Bu kervana
katılan Ekrem Bora bakalım ortaya nasıl bir eser koyacak? Bu
sorunun cevabı sanırız Ekrem'in şu sözlerinde gizli:
— «Bu benim ilk
romanım. İddialı değilim. Bakalım, eğer bu ilk çalışmamda
ortaya iyi bir şey koyabilirsem devam ederim. Yalnız şu da var:
Yazı yazmak, düşündüklerini kağıt üzerine aktarmak,
düşüncelerini okuyucularla paylaşmak güzel, çok güzel bir
şey.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder