Taşlık
gazinosundayız. Sahnede Türk sinemasının en yakışıklı jönü
ve kadınların, genç kızların sevgilisi olan Murat Soydan var.
Sahne hayatında ilk defa bir kadınlar matinesinde şarkı söylüyor:
«Açmam, açamam, söyleyemem...»
Üzerinde
açık mavi bir elbise, koyu lacivert gömlek, leylâk rengi bir
kravat ve siyah rugan ayakkabılar var. Sanki artist değil de
şarkıcı. Sesi güzel, hareketleri ölçülü ve hepsinden de
önemlisi sahneyi dolduruyor. Boyuyla, bosuyla yakışıklılığı
ile.
Podyumun
etrafı, kadınlarla dolu. Yaşlısı, genci, güzeli, güzeller
güzeli. Hepsi de Murat Soydan'ı dinlemeye gelmişler. Filimlerde
Türkan Soray'ı öpen, icabında döven, icabında peşinden
koşturan, ağlatan bu yakışıklı jön yakından nasıl acaba
diye. Koskoca bahçede iğne atsanız yere düşmeyecek. Gazinonun
patronu, personeli memnunlar hayatlarından. Şöyle bir ağızlarını
yokluyoruz: «Murat bey bir tane,» diyorlar. «Son yılların en
büyük bombası. Sinemadan sahneye geçenlerin en iyisi. Sesi var,
fiziği var, üstelik müşterisi de var.. Şarkıcılıktan
milyonları kazanır. Göreceksiniz, yıllarca sahneden 'benim' diyen
şarkıcılar bile indiremiyecek onu.»
Murat
Soydan başka bir şarkıya geçmiş: «Biz Heybeli'de her gece
mehtaba çıkardık...» Yüzlerce kadın coşmuş. Çığlıklar
atıyorlar, oturdukları yerde tezahürat yapıyorlar, alkışlıyorlar,
ortalığı birbirine katıyorlar. Mendiller, başörtüler
sallanıyor, öpücükler gönderiliyor..
Kadınların
arasında dolaşıyoruz. Hepsi neşeli, hepsi mest. Önlerden orta
yaşlı, tombulca bir kadın bağırıyor: «Murat bey, 'mestim bu
gece sen de bana mest olarak gel' şarkısını söylesenize...»
Murat Soydan gülüyor. Başıyla 'olur' anlamında işaret yapıyor.
Bir başka genç kız, «Murat bey,» diye haykırıyor. «Nölur
Allah aşkına 'Sen sanki baharın gülüsün, şarkısını okur
musunuz?» Murat Soydan ona da gülümsüyor. Bir kadın diğer bir
kadınla konuşuyor: «Doğrusu filimlerdekinden daha yakışıklı.
Boy, bos, ses tam erkek. Tevekkeli Türkan Şoray devamlı 'ille de
Murat' deyip onunla oynuyor.» Bir başka kadın, kendinden geçmiş
yanındaki kadına şunları söylüyor: «Elma şekeri gibi çocuk!
Çok yakışıklı.
Bu
kadar gösterişli olduğunu tahmin etmiyordum. Allah sevdiğine
bağışlasın!»
Murat
Soydan programın sonuna gelmiş artık. Bahçe alkıştan yıkılıyor.
Sahneden dört, beş şarkı daha söylemeden ayrılmasına imkan
yok. Hava bunu gösteriyor. Yoksa kadınlar yıkarlar ortalığı!
Murat Soydan hemen içeri girmesin diye birkaç kadın podyuma
fırlıyorlar ve onunla karşılıklı göbek atmaya başlıyorlar.
Kadınlardan kurtuluş yok. Yüzlerce kadın hep bir ağızdan tempo
tutuyorlar: «Murat... Murat!...» diye. Kıyamet kopuyor sanki! Ve
Murat Soydan o gün tam 12 şarkı söyleyerek erişilmesi güç bir
rekor kırıyor.
Nihayet
program bitmiş ve Murat Soydan kan-ter içinde odasına çekilmiştir.
Yardımcısı havlu ile terlerini silip, bacaklarına, kollarına
hafiften masaj yaparken biz de Murat Soydan ile sinemaya kalın bir
çarpı işareti koyup şarkıcılıktan konuşuyoruz: «Geçen yıl
İzmir’de sahneye çıktığım zaman çok — kimse 'fazla
çalışamaz' demişlerdi.. Gerçekten İzmir'de topu topu beş gün
çıktım sahneye. Sebepleri, benimle yalvarıp yakararak mukavele
yapan insanların sonradan bu mukavele şartlarına riayet
etmemeleriydi.
Bugün beni sahnede
dinlediniz. Hayranlarımın tezahüratını gördünüz. Kararı
sizlere bırakıyorum. Son olarak şunları söyleyeyim, sahneye
paraya pula ihtiyacım olduğu içinde ğil, biraz da hakkımda menfi
dününenlere cevap vermek için çıktım. Hodri meydan. Kendine
güvenen beri gelsin.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke
tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder