Ana içeriğe atla

Patty Pravo Allak Bullak Etti

NİCOLETTA Strambelly 1948 yılının kasım ayının on ikisinde İtalya'nın ünü büyük Venedik şehrinde, gondollar ülkesinde dünyaya gelmişti. Sapsarı saçları, koyu kahverengi gözleri vardı. Nicoletta anne ve babasının ilk çocuğuydu. Bu yüzden ailesi üzerine titrerdi. Küçük Nicoletta ancak bir yaşına gelinceye kadar anne ve babası ile yaşadı. Bir yaşını doldurduğu gün Roma'da oturan anneannesi ve dedesi, torunlarını yanlarına aldılar.
Küçük kızın anneannesi ve dedesi öyle pek zengin değillerdi. Fakat torunlarına sevgisi öylesine sonsuzdu ki. bir istediğini iki etmiyorlardı. Sarışın küçük kız daha dört yaşındayken bale dersleri almaya başladı. Son derece kabiliyetliydi. Güzel vücudu, zarif hareketleri ile ilerisi için ümit veriyordu. İyi bir balerin olabilirdi. Ama sabretmesi şartıyle. Fakat Nicoletta'da sabrın «S» si bile yoktu. Çok maymun iştahlıydı! Yedi yaşındayken baleden vaz geçti, piyano derslerine başladı. Benedetto Marcello Akademisi’ne yazıldı. Şaşılacak şey, küçük kız piyano için de büyüklerine, öğretmenlerine ümit veriyordu. Ama iki yıl sonra piyanodan da vaz geçti. Bu sefer gönlünde yatan arslan resimdi... Fakat anneannesi ve dedesi Nicoletta'nın piyano derslerine ara vermesini istemiyorlardı. Kızı zorla piyanonun başına oturttular. Günde sekiz saat piyano çalışmak Nlcoletta’ya ağır geliyordu, ama ne yapsın, zor oyunu bozmuştu!
Yıllar yavaş yavaş geçiyordu. Nicoletta Strambelly sarışın güzeli, havalı bir genç kız olmuştu. 18 yaşındaydı, içinde bulunduğu hayattan nefret ediyor, bunalımlar içinde kıvranıyordu. Bu ruhi dengesizlik onun evini terk etmesine sebep oldu. Kendi hayatını yaşamak istiyordu.
Nicoletta bağımsızlığın tadını çıkarmak için günlerce sokaklarda dolaştı. Kader onu bir gün büyük bir plak şirketinden içeriye soktu. Birçok şarkıcının aksine Nicoletta Strambelly şöhret olmak için öyle uzun boylu mücadele etmedi. Plak prodüktörleri genç kızın değişik fiziğini, kalın, etkili sesini beğenmişlerdi. Bir ay sonra Nicoletta «Ragazzo Trieste» (Üzgün delikanlı) adlı ilk plağını doldurdu. Fakat plakta yazan isim Patty Pravo’ydu.
Patty Pravo, yani Venedikli sarışın Nicoletta, kısa zamanda şöhrete erişti. Sahnede son derece rahat bir havası vardı. Elvis Presiey’varî hareketleri, değişik kıyafetleri, değişik sesiyle altı ay içinde İtalya’nın en gözde şarkıcısı oluverdi. Artık Patty dilediği gibi yaşıyor, hayatın tadını çıkarıyordu!
Patty Pravo bugün İtalya'nın en sevilen kadın şarkıcıların başında gelir. Evlendikten sonra şöhreti sarsılan Rita Pavone'nin durumu en çok onun işine yaramıştır. Halen şarkıcının altı long - play’i, sayısız plağı satışa çıkmış durumda. Patty’nin flörtlerinin ise bini bir para. Gün geçmiyor ki, genç kadın kendisine yeni bir erkek arkadaş bulmasın. Ne zaman durulup, evleneceğine dair sorulan sorulara ise, genç şarkıcının cevabı şu:

- «Yirminci yüzyılda yaşayan her insan gibi benim de dilediğim hayatı yaşamaya ihtiyacım var. Evlendiğim zaman kocama sadık olmam, onun sözünden dışarı çıkmamam gerekir. Bir erkeğin emrine girmek ve onun emirlerini dinlemek içinse yaşım henüz çok genç. Bence insan kendini evliliğe hazır hissetmeden evlenmeye karar vermemeli. Ama hiç belli olmaz, aşk bu. Bir bakarsınız yarın evlenivermişim.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....