Ana içeriğe atla

Türkan Şoray'ı Boykot Ettiler

«İstanbul Sokaklarında» adlı Türk- Yunan - Mısır ortak yapımı olan filim sesli çekilmişti. Bu filmin çekim yılı olan 1943'e kadar Türkiye’de filimler sesli çekildi. Faruk Kenç 1943 yılında çevirdiği «Derli Pınar» da saati geriye işletti ve filmi sessiz çekip sonradan stüdyoda seslendirdi. «Sesli çekim» masraflı oluyordu, buna mukabil filmi sessiz çevirip sonradan seslendirme pratikte birçok kolaylık sağladığı için bu sistem yerli sinemada hemen benimsendi. Daha sonraki yıllarda Yeşilçam’da rastlanan gelişmeler filimlerin sessiz çevrilip sonradan seslendirilmesi şeklinde formüle edilebilecek olan «dublaj sistemi» nin sinemamızda iyice yerleşmesine yol açtı. Dublaj bir sistem olarak yerleşince birçok değişikliklere uğradı. Mesela ilk zamanlarda filimler senaryodaki sıraya göre seslendiriliyordu. Sonradan filim çekiminde olduğu gibi filimler de parçalara ayrıldı. Böylece dublajda da karışık parçalar seslendirilip, sonra bunlar montaj masasında filimdeki sıralarına kondular. Yine ilk zamanlarda her artist dublajda da kendini konuşuyordu. Sonradan dublaj sanatçılarının sesleri gelip, yıldızların perdedeki görüntülerine eşlik ettiler.
Filimde oynayan artistin sesinin bir başka sanatçıya ait olması ortaya hayli komik durumlar çıkarıyordu. Mesela, bir zamanlar Ayhan Işık’ı hep Reşit Gürzap konuşurdu. Birçok seyirci Ayhan Işık'ın fiziği ile Reşit Gürzap'ın sesini o kadar birleştirmişti ki çok yerde Reşit Gürzap'ın sesini duyanlar, «A! Ayhan Işık gelmiş!» diye etrafında hemen halka olurlardı. Ahmet Tarık Tekçe’yi filimlerde devamlı olarak Kemal Ergüvenç konuşurdu. Tekçe, bir keresinde Anadolu turnesine çıkıp halk karşısına çıkınca, sesinin filimlerdeki sese hiç benzemediğini gören hayranları sesinin kısıldığını zannedip rahmetliye kutu kutu pastil göndermişlerdi! İki yıl önce radyoda ismini vermeden bir reklam programında konuşan rahmetli Adalet Cimcoz'u da çok kimse Türkan Şoray zannetmiş, ona «Türkan ablacığım» diye başlayan mektuplar yollamışlardı. Gariptir, Adalet hanım ismini açıkladıktan sonra bile onu dinleyenler pek inanmadılar, «Mahsus isminizi saklıyorsunuz, siz Türkan Şoray’sınız!» diye mektuplar yollamaya devam etmişlerdi.
Eğri oturalım ama doğru konuşalım: Bugün filimlerin çoğu dublaj salonlarında yeniden canlandırılmaktadır. Dublaj sanatçısı, seslendireceği filim parçasının gerektirdiği şekilde sesine bir heyecan vermekte, ağlamakta, sevinmekte ya da üzülmektedir. Böylece dublaj rejisöründen ses mühendisine, konuşucusundan efektçisine kadar bir grup sanatçının ortak gayretiyle «genç ve güzel insanların» sineması olan Türk sinemasında sesler de genç ve güzel olmaktadır. Dublaj işinin tiyatro sanatçılarının tekelinde olması ve onların yıllarca fonetik eğitimi görmüş olmaları filimlerin —hiç değilse görüntü - ses eşliği bakımından— bir uyuma ulaşmasını sağlamaktadır.
Türk sinemasında bazı yı dızlar filimlerini kendilerini seslendirmek istemişlerdir. Bu listede Fikret Hakan'ın, Fatma Girik'in, Belgin Doruk’un, Ekrem Bora’nın ismi vardır ve — ne yalan söylemeli — hiç birinde sonuç istenildiği gibi olmamıştır. Böyle olduğu içindir ki bu yol hemen terk edilmiş ve filimlerin seslendirilmesi işi dublaj sanatçılarına bırakılmıştır. Yıldızlar kamera kadısında, duplaj sanatçıları mikrofor karşısında oynamakta ve filimler bu işbirliği neticesinde ortaya çıkmaktadır ama. «alan memnun, satar, memun değildir» ve durum günün birince mutlak bir patlamaya ulaşacaktır. Karalık. havasız, daracık dublaj salonlarında filimlere — bir bakıma— hayat veren, onları canlandıran dublaj sanatçıları dertli, hem de çok dertlidirler... Çünkü...
VE İLK PATLAMA, İLK BOYKOT...
Türkan Şoray'ın Adalet Cimcoz'un ölümü üzerine verdiği «Bundan sonra filimlerimi kendim seslendireceğim» şeklindeki beyanat, dublaj alanında ilk patlamaya sebep olmuş ve iki dublaj sanatçısının «Türk sinemasının taçsız kraliçesi» ni boykot etmelerine yol açmıştır.
«İki kişilik boykot olur mu?» demeyin. Türk sinemasında başrol oynayan kadın yıldızların dublajını Adalet Cimcoz, Nevin Akkaya ve Jeyan Tözüm yaparlar. Geride Tijen Par, Nedret Güvenç, Nilgün Özhan gibi isimler de vardır, ama yıldız oyuncularının filimlerdeki sesi genellikle yukarıdaki üçlüye aittir. Bunlardan Adalet Cimcoz geride büyük bir isim ve unutulmaz anılar bırakarak bu dünyadan göç etmiştir. Nevin Akkaya ile Jeyan Tözüm de Türkan Şoray'ı boykot etmişlerdir.
NİÇİN BOYKOT?
«Boykot» olayı hakkında Jeyan Tözüm şunları söylüyor:
    - «Adalet hanıma büyük saygım var... Türkan hanımı konuşmama kararım onunla ilgili değil. Yalnız şöyle bir durum var ortada: Son iki yıl Türkan Şoray’ı filimlerde hep ben seslendirdim. Hatta armağan kazandığı «Vesikalı Yarimde bile Şoray'ı ben konuştum. Bir oyuncunun kendi kendini konuşması idealdir. Türkan hanım dediğini yapsın, gelip konuşsun. Ona bir diyeceğimiz yok. Ama ben meseleyi şöyle ortaya koyuyorum: Türkan hanım bir filimde oynayıp 60.000 lira alıyor... Bense onu konuşup 1.500 lira alıyorum. İşin maddi yönü böyle olunca insan hiç değilse manevi bakımdan tatmin olmak istiyor. Türkan hanımın sözleri, 'Beni sadece Adalet hanım konuşur, başka kimse konuşamaz,' anlamına geliyor. Madem öyle düşünüyorlar, bundan sonra filim başına 15.000 lira verilse bile Türkan hanımı beyazperdede konuşmayacağım. Ama eğer bir beyanat daha verir, ben öyle bir şey demedim der, bizi onore ederse o başka tabii...»
NEVİN AKKAYA DA KARARLI...
Nevin Akkaya da aynı beyanatı okuyup «boykot» kararı veren bir sanatçı. «Adalet hanım arkadaşımızdı, elbette ne hakkı yenir, ne unutulur,» diyor, sonra sözlerine şöyle devam ediyor:
- «Ama Türkan hanım onun sağlığında filimlerde Adalet hanımın konuşması için şart koşmazdı. Ben de, Jeyan da onun birçok filmini seslendirdik. Adalet hanımın ölümünden sonra verdiği beyanata gerçekten çok kırıldım. Geçenlerde Türkan Şoray'Ia stüdyoda karşılaştık. 'Sizin konuşmanızı çok istiyorum,' deyince durumu anlattım. Sonra 'Merhamet' filmi için çağırdılar, gene gitmedim. Türkan hanımdan telefon da geldi, ama kararım kesin: Türkan hanım beyanatını yenilemeden onu konuşmayacağım. Ne 2.000 liraya, ne 20.000 liraya.»
Dublaj rejisörü Sacide Keskin ise söze Türkan Şoray'ı gerçekten çok beğendiğini, takdir ettiğini belirterek söze giriyor, sonra, «Ama bu iş dışarıdan göründüğü kadar kolay değildir,» deyip şöyle devam ediyor:
- «Birçok sinema artisti kendi kendini seslendirmeyi denedi ama oimad . Sami Ayanoğlu anlattı. Sadece Zeki Müren ilk dublaja geldiği gün yirmi yıllık dublajcı gibi konuşmaya başlamış. Ama o bir istisna. Bu bakımdan benim Türkan hanıma iyi niyetli tavsiyem şu olacak. Ya beyanatını tashih etsin, ya da kendini konuşacağı ilk filimde adımını çok dikkatli atsın. Bunu onu beğenen, onu takdir eden biri olarak dostça söylüyorum.»
Bugün durum budur. Pesen Stüdyosunda olan ve Adalet hanımın ölümünden sonra Türkan Şoray’ın dublaj salonuna giren ilk filmi olan «Merhamet» için Nevin Akkaya ve Jeyan Tözüm «Türkan Şoray’ı seslendirme» teklifini kabul etmemişlerdir. Kendisine teklif yapılabilecek üçüncü isim olan Nedret Güvenç ise halen İzmir’dedir.

Türkan Şoray boykot olayı hakkında neler düşünmektedir? Boykot devamlı olacak mıdır? Şu anda stüdyoda bekleyen «Merhamet» filminde Şoray'ı kim seslendirecektir. Bu satırların yazıldığı ana kadar durum henüz açıklık kazanmamıştır...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...