İkinci Dünya
Savaşı'nda Naziler'in toplama kamplarında giriştikleri insanlık
dışı katliam ve işkencelerin anlatıldığı film, 38 yıl
kaldığı tozlu raflar arasından alınarak geçtiğimiz aralık
ayında İngiliz kamuoyuna gösterilirken, aynı günlerde TRT Genel
Müdürü Macit Akman, İstiklal Savaşı'mızdan bir kesiti yansıtan
belgesel nitelikteki «YORGUN SAVAŞÇI» filmini yaktığını kılı
kıpırdamadan açıklıyordu! Biz şimdi yapıldığı yıllarda çek
sert bulunan ve gösterilmesi uygun görülmeyen ama, yakılmayan(!)
bu filmin öyküsünü anlatmaya çalışalım.
Geçtiğimiz yıl doğum
yeri Londra'da anısına düzenlenen korku filmleri haftasında
Alfred Hitchcock'un bazı filmler! gösterildi. Tanıtma broşüründe
bunlardan birinin gerçek bir dehşet filmi, yani bir belgesel
olduğu, ancak yapıldığı 1945 yılından beri hiç gösterilmediği
ve yine gösterilemeyeceği yazıyordu.
Siyah-beyaz ve sessiz
olarak çekilen bu film, fırınları, üst üste yığılı ölüleri,
toplu mezarların başında gördüklerinin dehşetiyle şaşkın,
sağa sola bakınan müttefik askerleriyle gerçek bir dehşet
filmiydi. Hitchcock'un bu filmi yapmak için herhangi bir fikre
ihtiyacı yoktu. Gerekli materyal İngiliz, Amerikan ve Sovyet
ordularının Almanya'yı işgalinden hemen sonra bunların
kameramanları tarafından Auschwitz, Majdanek, Bergen - Belsen,
Buchenwald ve Dachau toplama kamplarında filme alınarak elde
edilmişti.
1945 yılında davet
üzerine Hollywood'dan kalkarak İngiltere'ye gelen ünlü rejisör,
12 000 metreyi bulan bu filmlerden, insanlık tarihinin en dehşet
uyandırıcı belgeselini yaptı. Fakat film gösterilmedi. Ve iki
dünya savaşından arta kalan materyalin sergilendiği Londra
Emperyal Savaş Müzesi'nin arşivlerine kaldırıldı. Altı bobin
halinde arşivdeki yerini alan belgesel, insanların yakıldığı
fırınları, açlıktan bir deri bir kemik kalmış, gözleri
dışarıya uğramış Yahudiler'i, yakılanların gözlüklerinin
tepeleme yığıldığı görüntüleri içeren bobin hariç, birkaç
yıl öncesine kadar unutulmaya terk edildi. Alınan bu bobin, aynı
yıllarda başka yapımlarda kullanıldı ve arşiv kaydına göre de
geri verilmedi.
Hitchcock'un
karakteristik montaj özelliğini taşıyan film, 1940 yılında
Adolf Hitler'in yanında diğer Nazi yöneticileri de olduğu halde
Berlin'de muazzam bir kalabalığa hitabıyla başlıyordu. Bu
görüntülerin üzerine, geçmeyle, savaşın son günlerinde
İngiliz kamyonlarının oluşturduğu bir konvoyun Bergen - Belsen
Toplama Kampı'na girişi ve dikenli tellerin ardında avurtları
çökmüş, gözleri dışarıya uğramış küçük çocukların
askerlere el sallayışları biniyordu. Sonra bir kesme ile kamera
1945 yılı başından itibaren onbinlerce insanın kapatıldığı
ve 50 000'in açlık, susuzluk ve tifüsten öldüğü tahta
kulübeleri gösteriyordu. Kulübelerin içinde ise öleli bir hayli
zaman geçtiği cesetlerin çürümeye başlamasından belli olan,
kerku, dehşet ve çaresizlikle birbirlerine kenetlenmiş tepeleme
yığılı insan cesetlerini gösteriyordu kamera... Hitchcock, bu
görüngüye yine kesmelerle ve yakın çekimlerle güzel olduğu
belli olan, ancak yüzünün yarısı, gözleri fareler tarafından
yenmiş bir kadın görüntüsü eklem’şti. Resim, geçmeyle
hayatta kalmayı başarabilmiş, ama insanlıktan çıkmış bir
başka mahkumun sürünen yürüyüşü ile yer değiştiriyordu.
Anlatıma çok az yer verilen belgesel için, «Seyredende Nazi
rejiminin dehşetini gösteren öbür filmlere göre çaresizlik ve
acımadan çok, öfke ve nefret uyandırıyor. Bu öfke binlerce
cesedin toplu mezara atılışı sırasında hazır bulunan Bergen -
Belsen Belediye Reisi ile, parti ileri gelenlerinin gülerek
tokalaştığı sahnede daha da çoğalıyor» diye yazıyor «Times»
dergisi...
İngiliz askerlerinin
kamptaki toplu mezarları açışı sırasında kamp yetkilisi
subayların, yüzlerinin bile buruşmadığı görüntülerden sonra
Hitchcock, kurtulabilmiş bir grup küçük çocuğun zorla ve acıyla
yemek yiyişlerini ağır çekimle görüntüye getiriyordu. Kurtulma
sevinci içinde yıkanan bir başka grup kadının görüntüsü
bunların üstüne binerken, bir kadın dakikalarca saçını
tarıyordu kırık bir ayna parçasının önünde...
BELGESEL YAPMA FİKRİ
Almanlar'ın toplama
kamplarında işledikleri cinayetleri anlatacak bir belgesel film
yapma fikri, Hitchcock'un arkadaşı olar; Sidney Lewis
Bernstein'ındır. Tanıtma bakanlığı film bölümü şefi olan
Bernstein, savaştan hemen sonra Bergen - Belsen Toplama Kampı’na
giderek buradaki vahşeti görünce ve diğer kamplardaki benzeri
faciaları duyunca müttefiklere İngiliz - Amerikan ortak yapımı
belgesel bir film yapmayı teklif etti. Bernstein, Almanlar'ın kendi
adlarına işlenen adaletsizlik ve cinayetleri unutmamaları ve ders
almaları için böyle bir filmin yapılması gerekliliğini savundu.
Almanca ve İngilizce olarak hazırlanacak bu film dünyanın- dört
bir tarafına dağıtılmalıydı... Filmin gerçekleştirildiğini
ama, geçen yıla kadar arşive kaldırıldığını yazımızın
başında belirtmiştik. Niçin gösterilmedi, şimdi bunu anlatalım:
1956 yılında Granada
TV Şirketi'ni kuran ve Lord unvanını da alan Bernstein hakkında
bir biyografi hazırlayan «Times» dergisinin yazarlarından
Caroline Moorehead, geçen ay p'yasaya çıkan bu biyografi üzerinde
çalışırken böyle bir belgesel yapıldığını tesbit etmişti.
Araştırmaların derinleştiren Moorehead'e göre; Bernstein bu tür
bir belgesel yapmaya karar verip, müttefiklerin de onayını alınca
çeşitli dokümanlar toplamaya başladı. Ancak parça parça gelen
bu filmlerin bazılarını seyreden amirleri «görüntülerin şok
edici, inanılmaz ve maneviyat kırıcı» olduğunu söyleyerek,
«belgeselin ters tepki yaratmasından endişe ettiklerini»
belirttiler... Filmlerde inanılması o kadar güç görüntüler
vardı ki, bir insanın bunları yapabileceğini insan aklı
almıyordu! Bu yüzden kamuoyu bu sahnelerin uydurma olduğu ve sırf
Alman düşmanlığı yaratmak, için mizansen olarak, hazırlandığını
sanabilirdi!
Bernstein, yılmadan
çalışmaya devam etti. Almanya'ya ekipler göndererek, kamplardan
kurtulan mahkumlar, SS ve İngiliz subayları ile röportajlar
yaptırdı. Aynı zamanda da Hollywood'da bulunan gençlik arkadaşı
Hitchcock'a bir mektup yazarak yardım istedi. Hitchcock, savaşı
İngiltere'de geçirmemenin vicdan azabı içinde, bu isteği hiçbir
ücret almadan kabul etti, Uçaktan korktuğu için bir gemiye
binerek 1945 Haziran'ında Londra'ya geldi. O yoldayken, film,
İngiliz belgesel filmleri yönetmeni Stewart Mc Alister tarafından
kaba kurgusu yapılarak toparlanmıştı. Öyle ki Hitchcock doğrudan
doğruya montaja başladı. Bir ay süren yoğun ve montajcı Dail
Waughan'a göre «öldürücü» bir çalışmadan sonra film,
jeneriği ve çekilecek bir harita dışında tamamlanmıştı. Ancak
o sırada İngiliz ve Amerikalılar'ın Almanya hakkındaki düşünce
ve tavırları da değişmişti.
Filmdeki feci
görüntülerin yanı sıra «Almanlar bunca insanı fiziki ve ahlaki
yönden aşağılayıcı düşüncelerini değiştirmedikçe,
kendileri için istikbal olmayacaktır» gibilerinden yorumlar da
müttefikleri düşünceye sevketmişti. Önlerindeki soğuk savaşın
bilincinde olan batılı galiplere politik çıkarlarını düşünmek,
tarihi gerçeği açıklamaktan daha önemli geliyordu.
Müttefik kuvvetler
tiyatro sorumlusu Davidson Taylor, Bernstein'ı ziyaret ederek,
«Almanlar'da Nazi rejiminin vahşetinden arınma duygusunun
belirdiğini» gözlediklerini, bu nedenle filmin yapımının
durdurulmasını rica etti. İngiliz hükümeti yetkililerinin da
filmin Almanlar üzerindeki etkisi hususunda endişeli oldukları
görülüyordu. Nihayet filmin olduğu gibi arşive kaldırılmasına
karar verildi. Taa ki geçen yıl İngiliz dördüncü kanalı
televizyonu «Channel 4» tarafından ele geçirilip yayınlanana
kadar...
O yıllarda bu fimden
oldukça hafif birkaç dakikalık. görüntüler sinemalarda «Dünya
Havadisleri»nde gösterildi.
Hitchcock usta ise,
1945 yılının temmuzunda Amerika'ya giden bir gemiye binerek
Holywood'a döndü...(diğer haberler için aşağıdaki linke
tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder