Ana içeriğe atla

Anthony Quinn'in Gayrimeşru Çocukları

Ünlü aktör Anthony Quinn, genç İtalyan sevgilisinden doğan iki oğlunu çok seviyor ve onların kendisini yeniden hayata bağladıklarını belirtiyor. Aktör, en kuvvetli adayken özel hayatı yüzünden bu yıl Oscar armağanını kazanamamış olmasına hiç üzülmüyor.
İŞİNİ gücünü bırakıp çoluğu ve çocuğuyla alelacele New York'a gelmiş oradan da doğruca Santa Monica'ya geçmişti. Aktörün «Oscar» gecesini kaçırmamak için katlandığı bu fedakarlığı tabii karşılamak gerekiyordu, zira yılın aktörü seçilecekler arasında en kuvvetli adaylardan biriydi. Yakın rakibi Rex Harrison'u yeneceği ümit ediliyordu. Fakat armağan dağıtımı gecesinde Oscar'ı Rex Harrison'un kazandığı açıklanınca, ünlü aktör tahminlerin aksine bu işe pek üzülmedi. Etrafını saran gazetecilere gülümseyerek:
-«Benim nur topu gibi iki oğlum var. Onları 10 Oscar heykeline değişmem. İsterlerse ölünceye kadar bana armağan vermesinler umurumda değil» dedi.
Ünlü aktör Anthony Quinn, «Oscar» armağanını alamamasına İtalyan sevgilisi Yolanda Addolori ile kanun dışı bir münasebet kurmasının ve gayrımeşru iki oğlunun olmasının sebebiyet verdiğini tahmin etmişti. Aktör, sevgilisiyle evlenmeye niyetli olup olmadığı konusundaki sorulara da şu cevabı verdi:
-«Yolanda ile ne zaman evleneceğimi şimdilik bilemiyorum. Her şey ona bağlı. İlk eşim Katherine De Mille'den resmen ayrıldım. Fakat Yolanda, sırf çocukların uğruna benimle evlenmeye yanaşmıyor. Benim sevgimden emin olabilmek için bir süre daha beklemek kararında. Ben de onun hislerine hürmet ediyorum. Küçük oğullarıma soyadımı verdim. Artık onlar resmen benim sayılıyorlar. Çocuklarım doğmadan önce, kısmen yaşama sevgimi kaybetmiştim. Şimdi ise oğullarımı en iyi şekilde yetiştirebilmek için çalışmak azmindeyim.»
Anthony Quinn'in ilk eşinden dört çocuğu var. Ünlü aktörün sabık eşi, oğlu Duncan ve kızı Valentine ile Connecticut'ta oturuyor. Diğer iki çocuk ise kendi hayatlarını kurmuşlar, anne ve babalarının durumuyla ilgilenmiyorlar bile.
Anthony Quinn, bugün Amerikanın ve dünyanın en çok sevilen ve aranan aktörlerinden biridir. Buna rağmen, daima işsiz kalmaktan korkuyor. Aktör:
-«Bir filmi tamamladığım zaman hep içimi bir korku bürür, 'Ya bundan sonra bana kimse iş vermezse' diye günlerce kendimi yerim.» demektedir. Ama 1968'e kadar bir tek boş günü yok.
Anthony Quinn, Yolanda Addolori ile 1962 yılında İtalya'da «Barabbas» filmini çevirirken tanışmıştı. 1963 yılı haziranında Paris'te dünyaya gelen Francesca yüzünden Anthony Quinn hayli ağır tenkitlere uğramıştı. Fakat ünlü aktör sevdiği, sevildiği müddetçe çevresindeki dedikodulara aldırmayacağını da resmen açıklayıverdi. Ve bunu, Yolanda'dan olan 2. çocuğu ile ispat etti.
Sevgilisiyle çocuklarını ilk defa Amerika'ya getiren Anthony Quinn, onları Santa Monica civarında tenha bir otele yerleştirmişti. Burada hep beraber güzel bir tatil geçirdiler. Anthony Quinn ve ailesi bir süre de Meksika'da kaldıktan sonra İtalya'ya döndüler. Aktör, Yolanda'yla çocukları Roma'daki evlerine bırakıp İspanya'ya geçti. Yeni çevireceği filmin hazırlıklarına başladı. Bir süre sonra gayrimeşru ailesini de yanına aldıracak. «Yavrularım beni hayata yeniden bağladılar. Onlardan uzak yaşamak hiç hoşuma gitmiyor,» diyor.
Anthony Quinn'in Yolanda Addolori'den olan büyük oğlu Francesca 2 yaşında, küçük oğlu Daniele ise henüz on bir aylık. Torunu yerindeki çocuklarını çok seven Anthony Quinn, onlardan uzun zaman ayrı kalmak istemiyor. Aktör, film çevirmek için İspanya'ya giderken çocuklarıyla sevgilisi Yolanda'yı da götürecek.
«Zorba the Greek» (Yunanlı Zorba) dan bir sahne. Anthony Quinn, bu filmdeki başarılı oyunuyla, 1964'ün en iyi aktör Oscar'ına aday gösterildi, fakat kazanamadı.

Anthony Quinn, «Beni öfkeli ve sert bir erkek zannedenler yanılıyorlar,» diyor. «Aslında ben ürkek ve çekingen bir insanım.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....