Ana içeriğe atla

Bob Hope 60'ından Sonra Azdı

Patenlerini ayağına geçirmiş, stüdyonun beton meydanlığında geziniyordu. Karşıdan gelen orta boylu, çıplak başlı yaşlıca adamı görünce sevinçle ona doğru koşmak istedi. Fakat ayaklarındaki patenleri unutmuştu. Birden dengesini kaybedip yere düştü. Manzarayı gören yaşlı adam da, yüzü heyecandan sararmış bir halde genç kızın yanma koştu. Onu binbir ihtimamla kucaklayıp yerden kaldırdı. Kızcağızın ayağı burkulmuştu. Adam, genç kızın koluna girdi, birlikte stüdyonun soyunma odasına doğru yürüdüler.
Paten kayan genç kız, genç sinema yıldızı ve şarkıcısı Tuesday Weld, onu bir baba şefkatiyle yerden kaldıran adam ise ünlü komediyen Bob Hope idi. İkisi beraber «l'll Take Sweden» (Ben İsveç'i Alacağım) isimli bir film çeviriyorlardı İki sanatçı uzun bir süreden beri birbirlerini tanıyorlardı ve televizyon programlarında, propaganda gezilerinde beraber çalışmayı adet edinmişlerdi. Geçen yıl Bob Hope, İstanbul'a geldiği vakit de, Tuesday Weld ona refakat etmiş, ikisinin arasındaki samimiyet gözden kaçmamıştı. Fakat Bob Hope, yeni çevireceği film için Tuesday Weld'in başrolü oynamasını şart koşuncaya kadar ikisi arasında hissi bir bağ bulunabileceği kimsenin aklına gelmedi. Son günlerde ise stüdyo 60 yaşındaki aktör Bob Hope ile torunu yerindeki genç yıldız Tuesday Weld'in macerasının dedikodularıyle çalkalanıyor. Önceleri Bob Hope, genç yıldıza sadece babacan bir şefkat göstermiş, küçük yaşta babasını kaybetmiş olan Tuesday'i korumayı vazife bilmişti.
Yaşlı komediyenin hislerindeki değişiklik geçenlerde Tuesday'in 21. yaş gününü kutlarken meydana çıktı. Bob Hope, yıldıza sürpriz olsun diye ona haber vermeden kocaman bir doğum günü pastası yaptırmıştı. Genç kıza doğum günü hediyesi olarak da tarihe geçen meşhur «Hope» elmasının bir taklidini avuç dolusu para vererek satın almıştı.
Baba - kız durumundaki iki rol arkadaşı arasındaki samimiyet günden güne ilerledikçe, haklarında çıkarılan dedikodular da artıyor. Tuesday'in erkeklere hiç güvenmediğini bilenler, onun Bob Hope'un her sözünü emir telakki etmesine şaşıyorlar. Genç yıldız da sanki dedikoduları kamçılamak istiyormuş gibi, her fırsatta Bob Hope'u methediyor: «Bob, çok iyi bir insan. Durmadan güldüğüne bakmayın çok hassas, ince ruhlu bir erkektir o...» diyor .
Bob Hope'a gelince, o da Tuesday için: «Zavallı küçük yaşta babasız kalmış. Çocukluğu kötü şartlar altında geçmiş, gülmek, eğlenmek onun hakkı. Ben ona babasızlığını hissettirmemek için elimden geleni yapıyorum,» diyor.
Diğer tarafta ise Bob Hope'un eşi ve çocukları durumdan hiç memnun değiller. Bob Hope, «Zavallı Tuesday'ciği» biraz olsun eğlendirebilmek için karısını ve çocuklarını günlerce ihmal ediyor. Aktörün eşi de bu işe sinirleniyor: «O babalık şefkatini önce kendi çocuklarına göstersin,» diyor.
Bob Hope ile Tuesday Weld, «l'll Take Sweden» (Ben İsveç'i Alacağım) isimli filmde garip bir tesadüfle baba kız rolünü oynuyorlar. Genç şarkıcı Frankie Avalon da Tuesday'in sevgilisi rolünde Bob Hope, kamera dışındakinin aksine filmde son derece sert ve muhafazakar bir baba. Frankie ise kelimenin tam manasıyle bir «zamane genci.»
Bob Hope ile Tuesday Weld, bu filmin son yılların en başarılı komedilerinden biri olacağını ileri sürüyorlar. Fakat herkes filmden çok, ikisinin arasındaki samimi dostluğun nereye varacağını merak ediyor.
Bugün tam 60 yaşında olan Bob Hope ile 21 yaşındaki genç Amerikalı yıldız Tuesday Weld arasındaki dostluk, ciddi bir aşk halini aldı. Geçen yıl Noel yortusu münasebetiyle Türkiye'ye gelen Bob Hope'un başkanlığındaki Eğlenceler Kervanının artistleri arasında Tuesday Weld de vardı ve ünlü komedyenin genç kıza karşı göstermiş olduğu devamlı ilgi dikkatten kaçmamıştı.
İSTANBULDA BERABERDİLER — Altmışlık Bob Hope, genç yıldız Tuesday Weld ile film çevirmeye başladıktan sonra Tuesday'den başkasını düşünemez olmuştu. Bob Hope ile Tuesday Weld, geçen yıl Türkiye'ye gelen Eğlenceler Kervanı' nın Ankara'daki gösterileri sırasında mikrofon başında görülüyor.
Üstte sağda Bob Hope, kızı Linda ile Hollywood partilerinden birinde. Linda, Tuesday Weld ile aynı yaştadır...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...