Beklenen
son geldi ve Betül Cüreklibatır’la Cüneyt Arkın anlaşarak,
konuşarak boşanmaya karar verdiler. Boşanma konusunda iki taraf da
belirli bir sebep ileri sürmüyor, Işıl ailesi «İkisi iki ayrı
dünyanın insanıydılar. Beraberlikleri er veya geç bitecekti.
Erken bitmesi ikisi için de hayırlı oldu» diyor. Cüneyt Arkın’da
şartlardan şikayet ediyor, «Bizi çepeçevre saran şartlar
asamadık» diyor. Epey fırtınalı bir beraberlik olan Arkın’ların
evliliği son derece sakin bir hava içinde sona ererken taraflar
birbirleri hakkında çok saygılı bir dil kullanıyorlar. Bizim
anladığımız şudur; İkisi de birbirlerini sevmektedirler, onları
ayıran önce sinema, sonra da birbirlerinden farklı ruhsal
yapılarıdır...
ÖNCE
ikisi de birer cümlelik iki haber verelim sizlere:
«Betül
Cüreklibatır evini terk etti.»
«Cüneyt
Arkın’la eşi ayrılmaya karar verdiler.»
Ve
şimdi yakın geçmişe dönelim. İki insanın bozulan
beraberlikleri üzerinde sansasyon merakıyla tepinmek bir tavır;
olaya serinkanlılıkla bakıp haberin gerisinde yatanları bulmak
bir başka tavırdır. Biz — her zaman ve her konuda olduğu gibi —
gene ikinci yolu tercih edelim ve işin gerçek içyüzünü
öğrenebilmek için gözlerimizi geçmişe çevirelim...
ÜÇ
HAZİRAN, BİR EKİM
Cüneyt
Arkın’la Betül Işıl 1968 yılının haziran ayında
tanışmışlardı. 1969 yılı haziranında nişanlandılar, 1970
haziranında da evlendiler. Nişanlılık devresinde de ikisi
hakkında tek - tük haberler çıkıyordu ama özellikle «nikâh»tan
sonra, hayalle gerçeğin, doğruyla yakıştırmanın atbaşı
gittiği gazete sütunlarında haberler peşpeşe arz-ı endam etmeye
başladı. Çok kısa bir süre sonra buna «evi terk» olayları da
eklendi. Bu haberde elbette gerçek payı çoktu, ama müsaadenizle,
haberlerin çoğuna «hayal» de ortaklık ediyordu.
Nihayet
1970 yılı ekim ayı geldi, çattı... Betül Cüreklibatır koca
evini terketmişti. Haber doğruydu. SES hemen olayın üzerine
gitti. Gerçekten Betül Cüreklibatır geride bir kart bırakıp
evini terk etmişti. Kartta şunlar yazılıydı: «Fahrettin... Hani
artık bana el kaldırmayacak, küfür, hakaret etmeyecektin. Artık
dayanamıyorum. Babama böyle mi söz vermiştin? Herşeyi güzellikle
halledelim skandal çıkarma. Mahkemeye de sen müracaat et. Ben
artık sana dönmem. Dün akşam hiçbir suçum yoktu. En kutsal
şeyimin üzerine yemin ederim. Sana hiç yalan söylemedim. Şimdiye
kadar. Sen hiç takdir etmedin. Allaha emanet ol... Bebeğim (Unut
artık beni)...» Sonra sular duruldu Betül hanım «yuvaya» döndü.
Bu konuda yayınladığımız «Cüneyt Arkın ikinci evlilik
gemisini de yürütemiyor» başlıklı röportajın «başlıkaltı»
bölümünde aynen şunla yazılıydı:
«Yeşilçam’ın
yeni evlilerinden Arkın ailesinde balayı biter bitmez büyük bir
huzursuzluk baş gösterdi. Hatta bir ara Betül Cüreklibatır evi
terk etti. Ortalık yatışmış görünüyor... VE BU SÜKUNET BİZE
FIRTINADAN ÖNCEKİ DENİZİN SAKİNLİĞİNİ HATIRLATIYOR.»
Ekim
ayında yaptığımız tahmin şubat ayının ilk günlerinde
gerçekleşti ve Betül Cüreklibatır’la Cüneyt Arkın ayrılmaya
karar verdiler. 1970 ekimiyle 1971 şubatı arasında kalan devrenin
kavgasız, tartışmasız, olaysız geçtiğini söylemek elbette
imkânsızdır, ama ne var, biliyor musunuz? O olaylar tek tek bir
anlam ifade etmiyorlardı. Ama bunların hepsi birlikti ve bu, iki
tarafın ayrılık kararı vermesine yol açtı. Şimdi isterseniz
Cüneyt Arkın ve eşi arasında çok önemli kararlara varılan bir
başka zaman dönemine gelelim.
ULUDAĞ
— İSTANBUL
Cüneyt
Arkın’la eşi iki günlük tatillerini Uludağ’da geçirmeye
karar verirler ve Uludağ’a giderler. Karlar içinde sakin sakin
konuşulur ve bu işin ilânihaye böyle yürümiyeceği, en mantıklı
kararın boşanmak olduğunu kabul ederler. Sonra dönüş başlar,
ama yolda his, mantığa galebe çalar; «Ayrılık» kararından iki
taraf da cayar... Ama İstanbul’da işin rengi bir daha — Ve bu
defa kesin olarak — değişir. Betül Cüreklibatır eşyalarını
toplar, Levent’teki evden ayrılır. Bu olay (Yani Betül
Cüreklibatır'ın evini terk etmesi) birkaç defa daha
tekrarlanmıştır, ama hepsinde ayrılık birkaç güne inhisar
etmiş, sonra Betül Cüreklibatır kendiliğinden eve dönmüş, ya
da Cüneyt Arkın kayınpederinin evine gidip karısını almıştır.
Ama bu defa köprüler atılmıştır. Betül Cüreklibatır
kocasının evinden baba evine değil, yakın bir akrabasının evine
gider ve hemen seyahat hazırlıklarına başlar. Avrupa’ya
gidecektir ve o seyahatten dönünce tetik çekilmiş, dava açılmış
olacaktır.
NE
DİYORLAR?
Olay
hakkında, Avrupa’ya uçmadan bir gün önce Betül Cüreklibatır’la
konuştuk. Sonra aynı konuyu Cüneyt Arkın’la ve Betül hanımın
annesi Halas Işıl’la görüştük. Bu görüşmelerin bizde
bıraktığı izlenim şu: Bir defa Cüneyt Arkın’la Betül
Cüreklibatır hâlâ birbirlerini seviyorlar, birbirleri hakkında
kötü söz söylemekten kaçınıyorlar. Peki, böyle de niye
ayrılıyorlar? diyeceksiniz. Bunu onların sözlerinden çıkarmak
mümkün. Bakın mesela, Betül Cüreklibatır «ayrılık»
konusunda ne diyor?
- «Evi terkettiğim, ayrılmaya karar verdiğim doğrudur... Boşanmamız ''doğru'' olacağı için buna karar verdik. Cüneyt iyi insan, ama birlikte yapamıyoruz. Sinema, evliliğimiz süresince daima ikimizin arasında oldu. Şimdilik bu konuda fazla konuşmak istemiyorum. Psikolojik durumumu anlıyacağmızı ümit ederim. Yarın seyahate çıkıyorum. İsterseniz dönünce konuşuruz.»
Aynı
konuda Betül Cüreklibatır’ın annesi de şunları söylüyor:
- «Biz işin başında bu evliliğe rıza göstermemiştik. İkisi, iki ayrı dünyanın insanıydılar. Beraberlikleri normal bir izdivaç olmayacaktı. Varılan sonuç, bizi haklı çıkardı. Bu olayda sebep, ya da hadise aramayan. Bu evlilik yürümiyecekti. İkisi karar verdiler ve bu işi burada bitirdiler. Şimdi bizim dileğimiz fiili ayrılığın mahkemece de tescil edilmesi ve bu defterin bir an önce kapanmasıdır. Bu karar inşaallah ikisi için de hayırlı olur, farklı dünyalarında daha mesut, daha mutlu olurlar.»
SÖZ
CÜNEYT ARKIN’DA
Beyoğlu’nda
bir gece kulubü... «Arım, Balım, Peteğim» adlı filmin bazı
sahneleri çekiliyor... Bir «ara»dan yararlanıp aynı konuda
Cüneyt Arkın’la da konuşmaya başlıyoruz. Cüneyt Arkın
parmağındaki alyansı çıkarmamış. Üzgün, ama kararlı
insanların tavrıyla konuşuyor ve söze:
- «Bu iş bitti artık, yüzde yüz ayrılacağız» diye giriyor. Sonra şunları ilâve ediyor: «Anlaşamıyoruz... Daha doğrusu şartlar anlaşmamıza imkan vermiyor. İki günlük Uludağ seyahatini hariç tutarsanız karımla 22 gün boyunca «Yorgunum, yemek hazır mı, sabah beni 5’te uyandırın dışında birşey konuşmadım. Konuşamadım da... Saat sabahın 6’sında işe gidiyor, gece yarısından sonra dönüyordum. Geldiğimde beni senaryolar, hikayeler bekliyordu. Bir yandan yemek yerken, bir yandan onlara göz atıyor ve hemen uyuyordum.»
Cüneyt
Arkın bir an duruyor. Sonra sözlerine şöyle devam ediyor:
- «Düşünebiliyor musunuz, aynı piyes için tam 11 defa bilet aldık. Karım tam 11 defa hazırlandı ve biz gidemedik o piyese... Bu, ne demektir, bilir misiniz? Sonra şu da var. Ben onu anladım. Evlilikte çok sevmek kötü şey... Her dakika beraber olmak istiyorsunuz ve hiç beraber olamıyorsunuz. Bu, insanda ne sinir bırakıyor, ne asap. Herşey bir yana, şimdi düşünüyorum da Betül bana evliya falan gibi geliyor. Onun bu süre zarfında gösterdiği sabır için ne diyeceğimi bilemiyorum. Kocasına bu kadar anlayışlı davranan bir başka kadın olamaz. İkimiz de birbirimizi hâlâ seviyoruz, ama bizi çepeçevre saran koşullar var. Bu şartların üstesinden gelemiyoruz. İkimiz için de zordu ayrılmaya karar vermek, ama muhakkak bu karara varmamız lazımdı. Oldu sonunda, ayrılıyoruz. Durumumuz çok zor. Mantığın hükümran olduğu bir dünyada yaşıyoruz ve hassas, hisli insanlarız. 20. yüzyılda yaşamanın dramıdır bu, insanlığın dramıdır.»
Başının
içinde akıl taşıyan hiç kimse Cüneyt Arkın - Betül Işıl
evliliğinin düz bir grafik çizdiğini iddia edemez. Evlilikleri
sakin bir koydan ziyade, fırtınalı bir denize benzer. Ama sonunda
birbirini seven insanlar olarak oturmuşlar, medeni bir şekilde
konuşarak, anlaşarak, hislerin yerine mantığı koyarak
«ayrılmaya» karar vermişlerdir. Yakında dava açılacak, «fiili
ayrılık» bir süre sonra «resmiyet» kazanmış olacaktır. Siz
şimdi belki «Pollyanna» iyimserliği diyeceksiniz ama, her kötü
olayın, acı sonun bile bir güzel tarafı vardır. Ayrılmaya karar
veren iki insanın hemen olayın akabinde, birbirini incitmekten
çekinmesi, bir birinden güzel ve saygılı bir dille bahsetmesi, bu
«anlayışlı tavır»a, annenin de katılması «olayımızın»
güzel tarafıdır...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder