Ana içeriğe atla

Esin Afşar'a 10 soru

Bundan iki yıl kadar önce folk şarkıları söyleyerek müzik dünyamızın ünlü isimleri arasına karışan ve esin afşar saç modeli ile ünlenen Esin Afşar’ı geçtiğimiz hafta içinde sizler için ziyaret ettik.
Bayan «Yoh Yoh»a on soru sorduk, on cevap aldık. İşte sorduğumuz sorular ve aldığımız cevaplar.
SORU — İlk öğrendiğiniz şarkıyı hatırlıyor musunuz?
CEVAP — İlk öğrendiğim şarkıyı hatırlamıyorum, ama şarkıcılığa başladığım zaman ilk söylediğim şarkıyı bugün gibi hatırlıyorum. Sahnede ilk olarak Porgie And Bess operasından «Summer time»ı söylemiştim.
SORU — Ailenizde sizden başka sanatçı var mı?
CEVAP — Kocam tiyatro sanatçısı Kerim Afşar’ı dahil etmezseniz ailemde benden başka tek bir sanatçı yok. Tam aksine ailem fencilerle dolu. Ağabeyim Oktay Sinanoğlu Yale Üniversitesi’nde atom profesörü, Suat Sinanoğlu, Samim Sinanoğlu fen fakültesinde profesördür, Aydın Sinanoğlu ise Avrupa Konseyi’nde Türkiye temsilcisi olarak çalışıyor.
SORU — Kızınız Pınar’ın ileride ne olmasını arzu ediyorsunuz?
CEVAP — Kızımın her şeyden önce okuyup, kültürlü bir insan olmasını arzuluyorum. Sanatı ondan sonra düşünmesini istiyorum. Bu yüzden konservatuvara girmesine bile engel oldum. Bence önce kültür, sonra sanat gelir. Sebebine gelince: Kültürsüz bir sanatçının başarı kazanacağına asla ihtimal vermiyorum...
SORU — Müzik dışında ilgilendiğiniz başka güzel sanat dalları var mıdır?
CEVAP — Güzel sanatların hepsini sever ve ilgilenirim, fakat müzik dışında fiili olarak sadece şiirle uğraşırım. Bir kitap çıkaracak kadar çok şiirim vardır benim. İşte size bunlardan yeni yazıp, bestelediğim birisi:
Çatladı dudaklarım, öpülmeyi öpülmeyi
Tutuldu kollarım, sarılmayı sarılmayı
Öksüze döndüm, sevilmeyi sevilmeyi
Yâr bıktım senden, aranmayı aranmayı

O yâr sever başkasını
Ben çekerim tasasını
Unuttum gayrı gülmesini
Her gün ağlayı, ağlayı

Yârim gitti ıraklara
Gelmez mi ola yakınlara
Bir kez olsa görsem yüzün
O günleri hatırlayı hatırlayı

SORU — Hakkınızda çıkan dedikodulara sinirlenir misiniz?
CEVAP — İlk duyduğum anda bayağı hırslanırım, ama çarçabuk unuturum. «Bana kıymet vermeseler benden bahsetmezler.» deyip geçerim.
SORU — Neden folk söylüyorsunuz?
CEVAP — Türk pop müziğinin ancak folk sayesinde ayakta duracağına inandığım için. Eğer ilerde beni daha çok çeken bir tür bulursam ona dönerim.
SORU — Tiyatro mu, müzik mi?
CEVAP — Ben aslında Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü mezunuyum. Tiyatro’ya sonradan heves ettim. Bugünkü mesleğim bir nevi aslına dönüş oldu. Pek tabii müzik bana daha cazip geliyor.
SORU — Sahneye çıkarken heyecanlanır mısınız?
CEVAP — Hem de nasıl. Bu yüzden hiç alışık olmadığım halde sahneye çıkarken içki bile içiyorum.
SORU — Koleksiyon merakınız var mı?
CEVAP — Ünlü ressamların tablolarını biriktirmeyi severim. Ayrıca hayli kıymetli bir yüzük koleksiyonum var. Yakınlarım yüzüklerimle bir kuyumcu dükkanı açabileceğimi söylüyorlar! Kimbilir belki sanat satamazsak yüzük satarız!
SORU — Kendinizi tarif edebilir misiniz?

CEVAP — Uzunca boylu, aşırı romantik, biraz fazla saf bir kadıncağız. Daha ne söyliyeyim bilmem ki?...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...