Ana içeriğe atla

Frank Sinatra için Ünlüler Konuştu

Geçtiğimiz hafta dünya basınında yayınlanan bir haber. Frank Sinatra’nın hayranlarını beyinlerinden vurulmuşa döndürdü. Ünlü şarkıcı, meslek hayatının en verimli çağında sinemayı terk ettiğini açıklamıştı. Bu hiç beklenmeyen haber üzerine, sinema ve müzik dünyasının şöhretleri bakınız neler dediler:
AVA GARDNER
Benim bildiğim kadar, müzik, Frank Sinatra’nın her şeyidir. Onunla evli kaldığım günlerde bunu gayet iyi anladım. Sinatra, yani benim tanıdığım Sinatra, müziksiz yaşayamaz. Onun her şey yapacağı aklıma gelirdi de, böyle kendini vakitsiz emekliye sevk edeceği hiç aklıma gelmezdi. Sinatra’nın, hayranlarından eskisi gibi ilgi görmediği için böyle bir çareye baş vurması ihtimali de zayıf. Bana kalırsa, Frank Sinatra bu kararını ani bir öfkeye kapılarak vermiştir. Bir süre sonra da pişman olacağından eminim. Ama o zaman da iş işten geçecek. Her şey bir yana, Frank Sinatra’nın müziksever bir hayranı olarak, onun sanat alemini terk etmesine çok üzüldüm.
HOPE LANGE
«Frank Sinatra özel hayatında da, meslek hayatında da daima her şeyin mükemmelini ister. Sanat hayatında mükemmele erişmek için insanüstü bir çaba harcadığını biliyorum. Yıllar yılı, çalıştı, didindi. Kendini harap etti. Eh, artık biraz da çalışmayı başkalarına bırakıp dinlenmek onun da hakkı. Frankie’yle ilişki kuran son kadın olarak bunu çok iyi biliyorum. Kendi zevki için yaşamak istemesini çok görmeyin.»
MİA FARROW
«Bir süre önce boşanmış olduğum Frank Sinatra’nın hayatında önemli bir devrenin başladığına inanıyorum. Kendini bildi bileli şarkı söylemiş bir insanın birdenbire her şeyden vaz geçivermesi bana pek garip geldi. Sinatra’nın bir bunalım geçirdiğini sanıyorum. Her şey bir yana, müzik dünyasının Sinatra gibi değerli bir sanatçıdan mahrum kalmasına benim gönlüm razı değil. Elimde olsa, bu kararından caydırmak için her şeyi yapardım.»
DEAN MARTİN
«Aslına bakarsanız, en kuvvetli ve en tehlikeli rakibimin böyle en verimli çağında meydanı boş bırakmasına sevinmem gerekir. Fakat hayır, buna sevinemiyorum. İçimden bir rahat nefes almak gelmiyor. Tam tersine garip garip duyguların etkisi altındayım. Sinatra’sız sahne ve mikrofon bana zevk vermeyecek. Şimdi sanki bir garip boşluk içinde yüzer gibiyim. Bu eski dostumun bizlere hiç bir sezdirmeden ani bir kararla ortadan çekilmesine biraz da kızdım dersem yalan söylememiş olurum. Eğer Sinatra, kararını vermeden önce bana durumu açıklasaydı, ona mani olmak için elimden geleni yapardım. Hem biliyor musunuz, Sinatra’nın bu davranışı bizim için de 'kalk git' borusunu çalmaya başladığını gösteriyor. Ben ve daha benim gibi birçok sanatçının da birer, ikişer emekliye ayrılması gerekecek. Sinatra’sız bu mesleğin bence tadı kalmayacak. Bizim baba Sinatra bu işi erken yaptı. Çoluğuna çocuğuna vakit ayırmak istemesi de bence bahane.»
BARBRA STREİSAND
«Küçükken annem bana Frank Sinatra’nın plaklarını dinletirdi. İlk müzik sevgisini Sinatra’dan aldım dersem, inanın jest yapmıyorum, mübalağa etmiyorum. Onun sesi beni büyülediği için şarkıcı olmaya karar verdim. Bundan sonra ise Frank Sinatra’sız bir müzik dünyasında yaşamak bana çok güç gelecek. Sinatra’nın kendini emekliye ayırması, bende mücadeleyi yarı yolda bırakıvermiş hissini uyandırdı. Tanıdığım Sinatra ise, kolay kolay mücadeleyi bırakacak tipte bir insan değildir. Sahneye döneceğine inanıyorum.»
ORSON WELLES
Benim müzikle, şarkıyla pek ilgim olmamıştır. Hayatım boyunca ancak birkaç defa oturup plak dinleyebildim. Ama Frank Sinatra’nın genç sayılacak bir yaşta, mesleğini bırakması beni çok üzdü. Ben ondan yaşlı olduğum halde mesleğimi bırakmayı hiç düşünmüyorum. Bence sanatkar, kendini halka adamış insandır ve ölünceye kadar da ona hizmet etmek zorundadır. Oscar gecesi, Sinatra’yla karşılaşmak kısmet olursa bunu kendisine söylemek istiyorum. Ona şöyle diyeceğim: «Sen dünyaya mal olmuş bir sanatçısın. Şahsi kaprisleri ikinci planda tutman gerekir. Seni seven, dönen disklerde sesini dinlemekten zevk duyan hayranlarını yüzüstü bırakamazsın. Sanatına dön. Bütün dünya bunu istiyor...»
MAURICE CHEVALİER
«Bakın hele şu küçük Frank Sinatra’ya!... Yaşlanmış da emekliye ayrılmaya kalkışmış! Peki ama biz ne yapalım? Ben Sinatra’nın babası yaşındayım. Kalbim bir daha çalışmamak üzere durmadıkça da şarkı söylemekten vaz geçmeyeceğim. Tabii gençlik günlerimdeki gibi sık sık konser vermeme imkan yok. Ama hiç bir zaman da Sinatra gibi elimi böğrüme dayayıp oturmayı düşünmüyorum. Zaten bir sanatçının böyle her şeyden elini eteğini çekmesi bence doğru değildir. Bu iş, asıl plak karaborsacılarına yarayacak. Sinatra’nın plaklarını meraklılarına tutturabildiklerine rahat rahat satacaklar.»
BİNG CROSBY
«Sinatra benim gençlik arkadaşım. Müzik dünyasında ilk mücadeleleri birlikte yaptık. Bir bakıma onunla rekabet arkadaşıyız da... Şimdi ise Sanat dünyasından da ayrılmak üzere olduğunu duydum. Demek bizim de emeklilik devremiz gelmiş... Frank Sinatra sevdiğim bir sanatçıydı. Bütün dünya gençliği yeniden romantizme dönmeye çalışırken Frank Sinatra gibi gerçek bir romantik şarkıcıdan mahrum kalmamız çok acı.»
SHİRLEY MACLAİNE
«Önce bizim Frankie şaka yapıyor sandım. Fakat işin şaka sayılacak bir tarafının olmadığını
görünce de şaşırma sırası bana geldi. Frankie asıl bundan sonra hayranlarına faydalı olacaktı. Sesinin tam olgunluk çağına eriştiği bir sırada böyle bir karar vermesine üzüldüm. Hiç değilse sinemayı bırakmasaydı. Onunla birlikte birkaç film çevirmek isterdim. Gene de Sinatra’yı film çevirmeye razı edebileceğimi sanıyorum. Tabii bu hemen olmaz. Aradan biraz zaman geçsin, Sinatra bizi, biz Sinatra’yı özleyelim. Ondan sonra bu işi bir kere daha düşünmesini söyleyeceğim. Şimdilik çok üzgünüm.»
SAMMY DAVİS Jr.

«Dostum Frank Sinatra’nın müzik dünyasını terk etmesine hepimiz çok üzüldük. Ama artık şarkı söylemek istemeyen bir kimseye de zorla şarkı söyletmek olmaz ki... Canı susmak istiyormuş, sussun bakalım. Bir süre sonra Sinatra’nın her şeye yeniden başlamak isteyeceğine ben inanıyorum. Sinatra’yı iyi tanırım, huylarını gayet iyi bilirim. Birisi karşısına çıkıp onu pohpohlarsa her şey bir anda değişiverir sanıyorum. Bu işi de seve seve ben üzerime alacağım.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....