Ana içeriğe atla

İstanbul'da Bir Ankaralı Yaşar Özel

Son bir yıl içinde İstanbul Radyosu'na kulak verenler, alışmadıkları bir sesin söylediği şarkıları zevkle dinliyor ve birbirlerine şu soruyu soruyorlar: «Bu sesin sahibi kim acaba?» Bu sorunun cevabını, sizleri fazlaca düşündürmeden biz verelim: Yaşar Özel... Evet, 1961'den bu yana Ankara Radyosu’nun aslarından olan Yaşar Özel tam bir yıldanberi İstanbul Radyosu’nda, İstanbul sahnelerinde adeta bir fırtına gibi esiyor, klasmanda başa güreşiyor ve herkese şu gerçeği kabul ettirmeye çalışıyor: «Önümüzdeki yıllar, Yaşar Özel yılları olacaktır.»
«Ömrümce adım adım» şarkısı ile radyo ve sahneden sonra plak piyasasında da kendini kabul ettiren Yaşar Özel ile Divan Oteli'nde konuşuyoruz. Biraz önce radyo programından geldiği için yorgun, ama yüzünde mutlu bir ifade var. Önce lügatlerin «biyografi» diye tanımladıkları hayat hikayesini anlatıyor:
- «1939 yılında Diyarbakır'da doğdum.» diyor. «Tapu ve Kadastro Okulu'nu bitirdim. Şimdi Anadolu'nun bilmem hangi köyünde dağları, bağları, bahçeleri ölçecektim ama, kaderin garip bir cilvesi olarak arkadaşlarımın ısrarları ve teşvikleriyle Ankara Radyosuna girdim, ses sanatçısı oldum. Evliyim, Mert adında, 4 yaşında bir oğlum var.»
Yaşar Özel, samimi bir insan. Biraz da utangaç. On yıllık sanatçı olmasına, her gece yüzlerce kişinin önünde şarkı söylemesine rağmen, Anadolu insanının garip utangaçlığı, çekingenliği içinde konuşuyor: «Eski eserler mi, yoksa yeni eserler mi; yani Selahattin Pınarların, Sadettin Kaynakların eserleri mi, yoksa bugünün bestekarlarının hangi kaynaktan çıkma olduğu belli olmayan eserleri mi?» diye soruyoruz Yaşar Özel'e. Hiç duraklamadan cevap veriyor:
- «Elbette eski eserler, eski bestekarlar. O eserlerde incelik, sonsuz bir duygu ve öz var. Bizim 4 asırlık musikimizin şaheserleri o besteler. Hiç bir zaman ölmediler ve ölmeyecekler. Gazinolardaki programlarımdan biliyorum, halk artık bu tip eserleri istiyor. Uydurma, ne idüğü belirsiz şarkıları dinlemekten bıktı.»
Yaşar Özel'e ikinci sorumuz aranjman konusunda oluyor: «Neden aranjman okumuyorsunuz?» diyoruz. Gülmeye başlıyor:
- «Ben, başka ülkelerden esinlenerek yapılmış, hiç bir esasa, köke dayanmayan eserlerin karşısındayım. Böyle parçaları dinlemek beni rahatsız ediyor. Eğer orijinal bir şarkı bulursam hafif Batı müziğinden eser okumaktan da çekinmem,» diyor.
Yaşar Özel bir an duruyor, sonra, «Ne Arap müziği, ne Hint müziği, ne de Rum müziği memleketimizin musikisine hiç bir şey kazandırmadı. Bilakis çok şeyler alıp götürdü. Bugünkü dejenerasyonun sebebi budur bence,» diye sözlerini bitiriyor...

Yaşar Özel Ankaralı olduğu ve uzun süre başkentte çalıştığı için «Ankara seyircisi mi, yoksa İstanbul seyircisi mi?» diye son bir sual daha soruyoruz. Yaşar Özel bir an düşünüyor, sonra bu sorumuza, «İstanbul seyircisi, Ankara seyircisinden daha hareketli, daha canlı,» diye cevap veriyor. «Bunun sebebi de İstanbul seyircisinin eskiden kalma alışkanlıkla musikiden daha iyi anlaması ve iyi değerlendirme yapabilmesi.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Filiz Ersürer Sevgisini İçine Attı

Gazino patronu Oğuz İslamoğlu ile yaşadığı büyük aşkın bitimine üzülüp, sevgisini kalbinde kurutmaya çalışan Filiz Ersürer son günlerde büyük bir olgunluk örneği gösteriyor. Turizmci sevgilisinden ayrılıp manken sevgilisi Mine ile sık sık görülmeye başlayan eski gazinocu sevgilisini kıskanmak bir yana, rakibesine koltuk çıkarak yakışmışlar bile diyebiliyor, mutluluk dileyebiliyor... A şk bambaşka bir duygu. Zor başa gelir, kalpten de zor atılır, insan sevdiği ile dünyayı unutur, unutur da kaybettiği zaman tüm dünya onu unutturmayı başaramaz. Böylesine yüce bir duygu, o sevenin kalbinde yücelen insanla güzeldir işte ve o insan yok olunca tüm güzellikler çirkine dönüşür, kahkaha atılan anılar gözyaşlarıyla beslenir. İşte böylesine bir aşk ve bu aşkın bitişiyle, sonrasından bahsedeceğiz şimdi. Genç ama başarılı bir gazinocu olan Oğuz İslamoğlu ile Filiz Ersürer'in beraberlikleri gerçekten de parmak ısırtacak kadar güzeldi. Filiz Ersürer'e manevi desteğinin yanısıra ev tut...

Maximilian Schell Muamması

O evde olduğu zamanlar, herkes koridorlarda ayaklarının ucuna basarak dolaşır. Telefonlar arka odalara kaldırılır. Misafirlerin sayısı azalır. Kısacası evin içine bir korku havası hakim olur. Bazı günler Maximilian Schell'in odasından tatlı piyano sesleri gelir. Bazan da piyanonun sesi değişir, bir dangırtı halini alır. Bazan da odada bir erkek gür sesiyle dünya edebiyatının şaheser şiirlerini okur... Maximilian Schell'in birbirine hiç uymayan garip davranışları, ailesinin fertlerini olduğu kadar yakın dostlarını da şaşırtıyor. Sinema dünyasının bir numaralı aktörlerinden biri olmasına rağmen teklif edilen rolleri kabul etmemek için şirket sahiplerine bin dereden su getiriyor. İyi bir piyanist olduğu halde konser turnelerine çıkmaktan kaçınıyor. Aşağı yukarı bir seneden fazla bir süredir yazdığı piyesin üzerinde uğraşıyor. Piyesi tamamladığı halde oynama hakkını satın almak isteyenlere de «Ben tüccar değilim» cevabını veriyor. Maximilian Schell, iki üniversite, bir konser...