Ana içeriğe atla

Jerry Lewis'e Ağır Rol

KÜÇÜK kız, kendisine ağır ağır yaklaşmakta olan garip kıyafetli adamı görünce, feryadı bastı:
«Anneciğim, babacığım, yetişin canavar beni yemeye geliyor. İmdat, yetişin geliyor...»
Küçük kızın bu canhıraş feryatlarına cevap veren olmadığı gibi, yardımına da kimse koşmadı.
Yüzü uzun saçları ile iyice örtülmüş olan esrarengiz adam, kıza gittikçe yaklaşıyordu. Nihayet kimseden bir yardım göremeyeceğini anlayan zavallı yavrucak, sırtını duvara dayayıp ellerini yüzüne doğru kaldırdı. Gözlerinde bir dehşet ifadesi okunuyordu. Narin vücudu yaprak gibi titriyordu. Karşısındaki adam ise güldüğü anlaşılmasın diye başını öne eğmişti. Şu küçük kız da hani pek maskaraydı. Hiç kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan rolünü mükemmel başarıyordu.
Sinemanın ünlü komedyeni Jerry Lewis, son çevirdiği filmde ilk defa bir kız çocuğuyla baş rolleri paylaşmayı düşünmüş ve Donna Butterworth adında 9 yaşında bir kızı angaje etmişti. Jerry Lewis, «Family Jewels» (Aile Mücevherleri) adını taşıyan bu kordelede kızın 7 amcasını canlandıracaktı. Donna ise anne ve babasını kaybeden zengin bir kız rolünü oynayacak, amcalarından birini kendine baba seçmesi gerekecek ve çeşitli gülünç olaylar birbirini takip edecekti.
Jerry Lewis, bu filmde yedi değişik tipi canlandırmayı üzerine aldıktan başka filmin senaristliğini, rejisörlüğünü ve prodüktörlüğünü de yapıyordu. İlk defa bu derece ağır bir işe kalkıştığını söyleyen aktör, filmin başarılı olacağından emin. «Yaratmam gereken tipler üzerinde uzun uzadıya çalıştım. Evde kendi kendime bir sürü prova yaptım,» diyor. «Zaten bir komedyen de göz açıp kapayıncaya kadar hüviyet değiştirmesini bilmeli.»
Geçen yıl ağırca bir kalp krizi geçiren Jerry Lewis'in çalışma hayatına veda edeceği söylenmişti. Fakat «Ben çalışmazsam ölürüm,» diyen aktör, hasta yatağından kalktıktan sonra eskisinden daha büyük bir şevkle film çalışmalarına başladı.
Jerry Lewis'in evi hayli kalabalıktır. Yedinci erkek çocuğu da geçen yıl doğan aktör, kamera karşısında takındığı tavırların tam aksine evinde gayet ciddi bir baba hüviyetine bürünüyor. Yedi oğlan çocuk, babalarını kızdırmamak için ne yapacaklarını nasıl uslu duracaklarını şaşırıyorlar. Ünlü komedyen aynı zamanda iyi bir iş adamıdır. Filmlerinden kazandığı paralarla karlı yatırımlara girişmiş. Bundan sonra film çevirmese de çoluğunun çocuğunun hiçbir şekilde maddî sıkıntı çekmeyecek şekilde geleceklerini garantilemiş.
Jerry Lewis, «Family Jewels»'in çekimi sırasında geceli gündüzlü çalışmak zorunda kaldı. Bazı günler saatte bir kılık ve karakter değiştiriyor ama gene de rolünü başarıyla oynuyordu.
Filmdeki zengin kıza baba namzedi olan amcaların tipleri hayli ilgi çekicidir. Palyaço, araba vapuru kaptanı, polis, sosyete fotoğrafçısı, gangster, özel detektif, iyi kalpli şoför, filmin başından sonuna kadar seyircileri kahkahadan kırıp geçiriyor. Jerry Lewis, özel detektif rolünü oynarken Sherlock Holmes kılığına girmeyi uygun bulmuştu.
Uzun yıllar Dean Martin ile «Canciğer Kardeşler» serisini çeviren jerry Lewis, iş ortağıyla arasındaki anlaşmayı feshettikten sonra bir süre tek başına film çevirmeyi denedi. Fakat bu filmlerin eskisi kadar başarılı olmadığını kendisi de itiraf ediyordu.
Aktör yeni rol arkadaşı kızı herkese methediyor: «Donna Butterworth'un büyük bir kabiliyet olduğuna inanıyor ve bir bakıma da onu kıskanıyorum. Çocuklarımın arasından Donna gibi bir kabiliyetin yetişmemesi cidden beni üzüyor. Fakat kendi isteklerim için, çocuklarımın hayatına hükmetmeyi düşünmüyorum.»
İki koltuğuna 10 karpuz sığdıran Jerry Lewis, bu filmini tamamlar tamamlamaz Tony Curtis ile «Boeing Boeing» i çevirmeye başlayacak. Aktör, «Boeing Boeing benim için bir nevi dinlenme olacak,» diyor. «Bu kordelede sadece bir tek rolüm var. Üstelik rejisörlük, prodüktörlük de yapmıyorum. Senaryoyu da bir başkası zahmet edip yazıvermiş. Bana fazla iş kalmamış.» Bilindiği gibi «Boeing Boeing» geçen yıl şehrimizin özel tiyatrolarından birinde piyes olarak oynanmıştı.
Jerry Lewis özel hayatında neşeli, şakacı bir insan, fakat iş konusunda asla ciddiyeti elden bırakmıyor. Onunla çalışanlar, «Jerry iyidir hoştur ama bir kere de sinirlendi mi dünyayı gözü görmez,» diye dert yanıyorlar, «Her işi kendi başına yapmak ister ve başarıya ulaşamayınca da öfkesinden kime çatacağını şaşırır.»
Aktörün eşi de, Jerry Lewis'in bu öfkeli davranışlarından zaman zaman şikayet etmekten kendini alamıyor. Kocasının fazla çalışmasından da şikayetçi:
«Gece gündüz kamera karşısında ter döküp, ölesiye yoruluyor. Ondan sonra da öfkesini yakınlarından alıyor,» diyor.
Eskilerin on parmağında on marifet tasvirlerine tam uyan aktörün bu kadarcık bir kusuruna da prodüktörler göz yumuyorlar.



PİLOT AMCA — Jerry Lewis, dokuz yaşındaki rol arkadaşı Donna Butterworth ile çok iyi anlaşıyor. Küçük kızın büyük bir kabiliyet olduğunu söyleyen aktör. onunla ilerde tekrar film çevirmeyi tasarlıyor. Jerry Lewis «Pilot Amca» kıyafetiyle görülüyor. Aktör, yarattığı tipler arasında en çok pilotu beğendiğini söylüyor.



ÖZEL KOLTUĞUNDA — Jerry Lewis, özel hayatında da son derece neşeli ve şakacı bir insan. Fakat bir kere de kızınca, tanınmayacak hale geliyor. Fotoğrafta, aktör sette.


POLİS AMCA — Bir ara da polis amca kılığına giren Jerry Lewis, şimdi de Tony Curtis ile «Boeing Boeing» i çevirmeye hazırlanıyor. Bu filmde de gene pilot rolünde görülecek.


PALYAÇO AMCA — Jerry Lewis'in yarattığı «amca» tiplerinden biri de sirk palyaçosu. Fotoğrafta aktör, palyaço kıyafetiyle. Aktör, palyaçoluğun zannedildiği kadar kolay olmadığı kanaatinde.



HAFİYE AMCA — Jerry Lewis, Sherlock Holmes kıyafetiyle kameranın karşısına geçince, aktörün küçük rol arkadaşı bir hayli korkmuştu. Fakat durum anlaşılınca, mesele kalmadı korkusu geçti.(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...