Ana içeriğe atla

Omar Shariff Ülkesinde Hain İlan Edildi

Mısırlı aktör Omar Shariff, bugün sinema dünyasının en çok aranan aktörlerinden biri oldu. Shariff, 2 yıldır eşini ve çocuğunu görmemiş.
GÜNEŞ, Amman'ın batısındaki büyük caminin arkasında göğü pembeden şarap rengine kadar değişik tonlarda boyayarak batmaya hazırlanıyordu... Artık gündüzün boğucu sıcağından da eser kalmamış, etrafa çöl akşamlarının tatlı serinliği çökmüştü. Şehrin en büyük otellerinden biri olan Philadelphia Hotel'in kapısından içeri giren beyaz harmaniyeli bir Arap şeyhi, orada bulunan turistlerin dikkatini çekmişti. Gerçi bir Arap ülkesinde harmaniyeli Arap şeyhine raslamaktan daha tabii bir şey olamazdı ama bu adamın kara gözlerinde insanı ürperten pırıltılar vardı. Kıyafeti Doğulu olmakla beraber, davranışları tam bir Batılıyı andırıyordu. Nitekim Şeyh, otelin holünde beklemekte olan orta boylu bir adamın yanına gidip önce Arapça «Ehlen ve sehlen,» dedi, sonra «I am, very sorry, Sir» diye İngilizce konuşmaya başladı. Bir süre sonra da «A demain» diye Fransızca mırıldanarak adamın yanından ayrıldı ve hızlı adımlarla otelden dışarı çıktı.
Son yılların başarılı aktörü Omar Shariff, MGM şirketinin temsilcisiyle «Dr. Jivago» filmi konusunda önemli bir görüşme yapmak üzere otele gelmişti. Tanınmak istemediği için şeyh kıyafetine bürünmeyi tercih etmişti. Dr. Jivago rolünün daha önce Burt Lancaster, Charlton Heston ve Kirk Douglas gibi Amerikan sinemasının ünlü aktörlerinden birine verilmesi kararlaştırılmış fakat sonradan rejisör David Lean, Omar Shariff'in bu role diğer aktörlerden daha uygun olduğunu düşünmüştü. Ünlü rejisör, «Lawrence of Arabia» (İngiliz Casusu Lawrence) filminde Omar Shariff'in çalışmalarından memnun kalmış, onun oyun stilini beğenmişti. Nitekim Omar aynı yıl en iyi yardımcı aktör Oscar'ını da almıştı. Böylece Rus yazarı Boris Pasternak'ın Nobel kazanmış eseri beyaz perdeye aktarılırken başrolü onun oynaması için en kuvvetli kozlar birleşmiş oluyordu.
Asıl adı Michel olan aktör, Mısır'a yerleşmiş Lübnanlı bir ailenin oğludur. Öğrenim devresini yatılı okullarda geçirmiş, bu arada bilardoya da merak sarmıştı. O kadar ki, arkadaşlarıyle okuldan kaçıp bilardo oynamaya gidiyordu.
Küçükken çok şişman olduğunu söyliyen Omar Shariff'i annesi babası belki okulda zayıflar diye yatılı vermeyi tercih etmişlerdi. Fakat iki yıl sonra Omar zayıflıktan tanınmıyacak hale geldi.
Aktörün babası tanınmış bir teneke tüccarıydı. Biricik oğlunun da baba mesleğine intisap etmesini istemişti, hatta bu yolda baskı bile yapmıştı... Omar Shariff şimdi o günleri hatırlayıp gülüyor: «Bir müddet babamın imal ettiği malların satışıyla ilgilendim. Bu arada babam da Avrupa memleketlerinde ithalat yapıyordu. Ben bir sürü mal satmıştım ama müessese zarar ediyordu. Babam dönünce, benim işe yaramıyacağımı anlayıp ısrardan vazgeçti» diyor.
Mısır'ın tanınmış kadın yıldızlarından Faten Hamama ile evli olan aktörün altı buçuk yaşında bir de oğlu var. Fakat iki seneden beri oğluyla karısının yüzünü görmemiş. Hatta bu yüzden eşiyle geçinemediği, ayrılmaya karar verdikleri de söyleniyor. Aktör, dedikoduları yalanlıyor ama bir süre daha eşinin yanına dönmeye niyetli olmaması manalı.
Omar Shariff, boş zamanlarında bilardo ve briç oynamaya bayılıyor. Briç merakını annesinden aldığını söyliyen aktörün annesi, Mısır'ın tanınmış briç oyuncularından biridir. Omar Shariff de gerek bilardoda ve gerekse briçte Mısır'ın şampiyon oyuncuları arasındadır.
Aktör, «Ben bir işi ya tam yaparım, yahut da hiç yapmam,» diyor. «Oyunda olsun, film çalışmalarında olsun daima azami gayret göstermeye bakarım.»
Omar Shariff'i şu günlerde en çok üzen mesele, oğlundan ayrı oluşu. Babaannesinin yanında oturan küçük Tarık Shariff'in geçenlerde ağaçtan düşüp, bacağını kırması Omar'ı çok telaşlandırdı. Annesi Faten Hamama da Mısır’lı filmcilerle beraber. Halen 80. filmini çevirdiği için çocuk, annesinden de babasından da mahrum. Omar Shariff, bunu düşündükçe üzüntüsü artıyor. Fakat önemli bir filme başlamak üzere olduğu için de, her şeyi bırakıp oğlunun yanına koşamıyor. Filminin ilk sahneleri çekilir çekilmez bir ara verip oğlunun yanına gitmeye niyetli olan aktör, eşine de «Artık daha fazla film çevirmeni istemiyorum, biraz da evinin kadını ol. Çocuğunun yanında otur,» demekte kararlı.
Beyaz perdenin Doktor Jivago'su İngilizce, Fransızcayı ana dili gibi biliyor. Bu bakımdan da filmlerinde dublör kullanılmasına ihtiyaç kalmıyor. Yalnız genç aktör. Dr. Jivago'yu gerektiği şekilde canlandırabilmek için çalışmalara başlamadan önce bir kere Rusya'ya gidip oradaki Dr Jivago tipinin benzeri kişilerini görmek ve onların yaşayışlarını incelemek istiyordu. Fakat, MGM şirketi, aktörün bu isteğini yerine getiremedi.
1963 yılı Omar Shariff için başarılarla dolu bir yıl olmuş, aktör, Lawrence'den sonra peşpeşe film çevirmişti. 1965 yılının da sinema dünyasında bir Omar Shariff yılı olacağı tahmin ediliyor. Aktör, Jivago'yu bitirir bitirmez, «Musa Dağında 40 Gün» isimli bir başka filme başlıyacak.
Rus yazarı Boris Pasternak’ın dört yıl önceki Nobel armağanını kazanan ünlü eseri beyaz perdeye aktarılırken başrolü Mısırlı aktör Omar Shariff in oynaması kararlaştırıldı. Shariff, “Lawrence” deki rolü dolayısıyle memleketinde ''hain'' ilan edilmiştir.
KAHVEYE MERAKLI Mısırlı aktör Omar Shariff, briç ve bilardo meraklarının dışında, şark usulü kahve içmeye bayılır.
ALEC GUINNES'E HAYRAN Omar Shariff, «The Fail of Roman Empirea (Roma imparatorluğunun Çöküşü) isimli filmde, Alec Guinness ile beraber oynadı. Mısırlı aktör, meslektaşına hayran olduğunu her fırsatta tekrarlıyor.

RAKİPLERİNİ GERİDE BIRAKTI Omar Shariff'den önce, «Dr. Jivago» rolünü Burt Lancaster, Charlton Heston veya Kirk Douglas'ın oynaması düşünülmüştü. Fakat sonunda hepsi bertaraf edildi ve role Omar Shariff seçildi...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...