Ana içeriğe atla

Romina Power Umut Vaadediyor

Gözlerinin kenarlan, çenesinin altı hafiften kınşraış olan orta yaşlı, güzel kadın karşısındaki gazeteciye heyecanlı heyecanlı kızını methediyordu:
- «Göreceksiniz Romina bir, iki seneye kalmayacak en büyük, en sevilen artist olacak. Kızının sinemada ender rastlanan pürüzsüz bir güzelliği var. Üstelik de şans ona daima yardım etmiştir. Daha doğduğu gün falına baktırdım, falcı, kızımın çok şanslı ve başarılı bir hayat süreceğini söyledi. Bu da bize ayrıca kuvvet veriyor.»
Bu sözler genç yıldızcıkların ümit dolu annelerinin devamlı sarf ettikleri, kızlarım gazetecilere, rejisörlere? prodüktörlere tanıtabilmek için bıkmadan tekrarladıkları cümlelerdir. Fakat kızı Romina’yı öven ünlü isim Linda Christian olunca iş değişiyor. Uzun saçları, orijinal kıyafetleri ile günümüz gençliğinin tipik bir temsilcisi olan Romina, Linda Christian ve müteveffa aktör Tyrone Power'in kızıdır.
Bugün artık HoIIywood sineması, eski meşhurların çocuklarına büyük önem veriyor, ortaya çıkan isimler de babalarını utandırmayarak bu akımın devam etmesine sebep oluyor. John Mills’in kızı Hayley, Errol Flynn'ın oğlu Sean, Charlie Chaplin'in kızı Geraldine, Henry Fonda’nın çocukları Peter ve Jane, bugün babalan kadar isim yapmış, mecmualara geçmiş yıldızlardır. Onlar gibi Tyrone Power'in kızı Romina da on beş yaşma gelince perdeye merak sarmıştı. Aslında bunda annesinin büyük rolü vardı. Şöhretli bir yıldız olmak istediği halde arzusuna kavuşamamış olan Linda Christian, ne olursa olsun kızını sinemada ün sahibi yapmak istiyordu. Babasının adından da faydalanarak Marcello Mastroianni ve Ugo Tognazzi ile iki filim çevirtilen Romina, «Power» soyadını taşımasa bile oyun gücüyle bir şeyler yapabileceğini ispat etmiş durumda.
Kıyafetiyle zamanımız kızlarının iyi bir örneği olan Romina, aynı zamanda tipik bir «Lolita» dır. Daha on dört yaşındayken gazeteler onun Stach Balthus adındaki bir İtalvanla nişanlanmasından bahsetmiş. Ailenin bu haberi yalanlamasından kısa bir süre sonra ise geçen ekimde Romina’nın İtalyan asillerinden Prens Stanislaus Klossowski de Rola ile olan macerası ortaya çıkmıştır. Beat müziği ve dans tek eğlencesi olan Romina Power, bu durumu soran gazetecilere omuz silkerek ve dudağını bükerek cevap verirken annesi Christian, kızının bu işlere erken başladığına çok sevindiğini ve sevgüi yavrusu on sekiz yaşma gelince yeteri derecede olgunlaşıp kendi akranı işsiz, güçsüz oğlanlara kapılmayarak iyi bir izdivaç yapacağını sürmüştür.

Şu sıralar Londra'da ve teklif edilen senaryoları büyük bir dikkatle okuyan Romina'nın şimdi tek üzüntüsü, henüz rüştünü ispat edemediği için kendi filimlerini seyredememisidir...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...