Ana içeriğe atla

Serpil Çakmaklı Lüks İçinde


Serpil Çakmaklı, Türk sinemasının genç ama, sesini duyurmuş yıldızlarından biri... Önceleri şarkılı, türkülü filmlerde oynadıktan sonra daha iyi filmler yapmaya karar vermiş ve söylediği gibi de bunları gerçekleştirmiş. «Tomrak» bu filmlerden biri. Ve onun sanat hayatında unutulmaz bir yer tutuyor.
Çakmaklı, «Aslında gönlümde hep iyi filmler yattı. Televizyonda gösterilen 'Alçaktan Uçan Güvercin' bu tür filmlerin ilkiydi. Ama Yeşilçam'da adını duyurmadan istediğini yaptırmaya imkan yok. Bu yüzden önceleri istemediğim birtakım filmlerde rol aldım... Sonra iyiye doğru yavaş adımlarla ilerledim» diyor.
Şu sıralarda kendisine gönderilen dört filmi birden reddeden sanatçı, bu cesaretini içinde bulunduğu maddi rahatlıktan alıyor. Yoksa sinemadan para beklese, geçimini sağlayabilmek için film çevirmek zorunda olsa, Yeşilçam yapımcıları ona ne para verirler, ne de iyi film tekliflerinde bulunurlar... Aslında işin temelinde sinemaya maddi açıdan ihtiyaç duymamak yatıyor.
Çakmaklı, anlattığına göre geçtiğimiz aylarda başından geçen bir olay karşısında şaşkına dönmüş... Bir filmi çevirmeyi canı istemediği için şimdiye kadar aldığı ücretin dört mislini istemiş... Vermezler diye düşünüyormuş. Ama bir de bakmış para paket halinde eline gelivermiş... Paraya ihtiyacı olmadığı için para yağıyor. Oysa sıkıntılı günlerinde her kuruş için savaşması gerekirmiş...
Serpil Çakmaklı, son derece lüks bir evde mutlu ve zengin bir hayat sürüyor. Aslında sinemada rol almasına hiç gerek yok. Ama içindeki sanat aşkı, onu beyazperdeden fazla uzak tutamıyor. Artık amacı para değil... Sadece adını kalıcı kılacak filmlerde rol almak... Ve rakiplerinin arasında başa güreşmek.
Sanatçının en büyük isteği, televizyonda ses duyuracak diziler yapmaktı. Bu yüzden film konusunda daha titiz davranıyordu. Ancak şu sıralarda iki dizide başrol oynaması garantilendi. Ve tam gönlüne göre senaryo buldu. Bunları çevirdiği anda tüm istekleri gerçekleşecek...
Çakmaklı'ya televizyon dizilerinin adını soruyoruz. Söylüyor ama açıklamamamız şartıyla. Henüz gizli tutuluyormuş. TRT denetimini geçip, bütçesi çıktığı anda bunu bir basın toplantısı ile açıklayacak. İsterseniz size biraz ipucu verelim. İki dizi de iki ünlü Türk yazarının unutulmaz eserleri... Bunlar Çakmaklı'nın hayatında «Alçaktan Uçan Güvercin»den daha büyük roller oynayacağa benziyor.
AVRUPA'DAN GİYİNİYOR, SARAYLARDA YASIYOR

Serpil Çakmaklı, sanatçılar içinde en lüks yaşayanların başında geliyor. Tüm ihtiyaçları en iyi şekilde karşılanmış durumda. Kıyafetlerini Avrupa'nın en lüks butiklerinden alıyor. Mücevherleri ile bir koleksiyon yapabilir... Böyle bir insan yer içer, eğlenir. Karanlık, rutubetli film setlerinde gün ışımadan, akşamın geç saatlerine kadar işi ne diyeceksiniz... Oysa Serpil Çakmaklı için film yaşamının bir parçası. O olmadan mutlu olmasına imkan yok. «Sinemasız bir hayat düşünemiyorum. Mutluluğumun bir parçası sinema. Neyse ki beraber olduğum kişi bana karşı son derece anlayışlı. İyi şeylerde rol almama karşı çıkmıyor. Bu yüzden dünyada benden mutlu insan yok diyebilirim. Şimdiye kadar hayal ettiğim her şeye fazlası ite kavuştum» diyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...