Ana içeriğe atla

Şöhretlerin İptilaları Dudak Isırtacak

İmzaladıkları kontratların ücret hanesindeki rakamlar en aşağı altı hanelidir. Muhteşem villalarının garajlarındaki son model arabalar, insanın gözlerini kamaştırır. Evlerinin içi, dünyanın dört köşesinden getirtilmiş pahalı ve kıymetli eşyalarla doludur. Bir giydiklerini bir daha giymezler. Saçlarını taratmak için özel uçak kiralayıp okyanuslar aşarlar. Her gittikleri yerde, avuç dolusu para harcadıktan başka kırallar, kıraIiçeler gibi karşılanıp itibar görürler. Çevrelerinin dışında yaşayanlar için onların hepsi birer mutluluk sembolüdür. Fakat acaba gerçekte de öyle mi? Boyalı yüzlerin, durmadan gülümseyen gözlerin arkasında neler gizliyorlar? Geçenlerde bir Amerikan dergisinde sinema artistlerinin büyük bir ekseriyetini korkunç bir şekilde itham eden bir yazı yayınlandı. Dergiye göre sinema artistleri, özel hayatlarının düzensizliğini gidermek için içki, uyku hapları, esrar, kumar, ipnotizma ve cinsi sapıklık gibi anormal iptilalarla kendilerini avutmaktadırlar.
İÇKİ MERAKLILARI
MONTGOMERY CLIFT, şöhretin zirvesine ulaştığı bir sırada ortadan kayboluverdi. Genç aktörü son defa Paris'in dördüncü sınıf meyhanelerinden birinde kör kütük sarhoş görmüşlerdi. Hemen hemen hiç ayık gezmediği için film şirketleri de ona iş vermekten çekiniyorlardı. Genç yaşta şöhrete kolayca ulaşıveren aktör, bu durumunu hazmedememiş, bir taraftan da Elizabeth Taylor'a olan ümitsiz aşkının etksiyle içkiden medet ummaya başlamıştı.
JUDY GARLAND. şöhretini yavaş yavaş kaybetmeye başladığı sıralarda elinden içki kadehini eksik etmez olmuştu. Genç kadın, meslek hayatındaki başarısızlıklarının yanıstra, özel hayatında da mutluluğa kavuşamıyordu. Durmadan evlenip ayrıldığı kocalarının da, onun içkiye fazlaca merak sarmasında önemli rol oynadıkları söylenebilir.
RICHARD BURTON, viskiye pek meraklıdır. Sabahları gözünü açar açmaz, viski şişesini arıyor. Ünlü aktörün piyeslerde oynarken sahne aralarında da bir miktar viski içmesi hoş karşılanmıyor. Aktör, Elizabeth Taylor ile evlendikten sonra içki merakını azaltacak yerde artırdı.
ELIZABETH TAYLOR'a doktorlar ve rejisörler içkiyi menetmişlerdi. Doktorlar, genç kadının zaten bozuk olan sıhhatinin içkiyle büsbütün bozulacağını düşünüyorlardı. Filmciler ise fazla alkolün onu şişmanlattığını düşünerek bu yasağı koymuşlardı. Fakat her şeye rağmen Elizabeth Taylor, sabah kahvaltılarında şampanya içmek, yemeklerde de şişe şişe bira devirmek itiyadından vazgeçemedi.
AVA GARDNER, meslek hayatında başarı sağlamış olmakla beraber özel hayatında bir türlü istediklerini elde edememişti. Ünlü yıldız sevişerek evlendiği kocası Frank Sinatra'dan ayrıldıktan sonra teselliyi içkide buldu. Ava Gardner'in dillere destan içki alemleri, komşularını fazlasıyla rahatsız ediyor.
FRANK SINATRA, bir zamanlar sesini bozar diye ağzına içki koymazdı. Fakat o da Ava Gardner'den ayrıldıktan sonra değişiverdi. Birkaç kumarhanenin sahibi olan aktör gece yarılarına kadar içki masasından kalkmıyor.
RİCHARD HARRİS, Prenses Süreyya ile film çevirmeye başladığı zaman gece yarıları elinde içki şişesiyle sarhoş bir halde otele giderken gazetecilere yakalanmış, bir sürü fotoğrafının çekilmesine mani olamamıştı. «Sporcunun Hayatı» isimli filmdeki başarısıyla şöhrete ulaşan Richard Harris, içki iptilası yüzünden sinema dünyasında hak ettiği yeri alamıyor.
PETER O'TOOLE, «Lawrence of Arabia» filminin Londra'daki Kıraliyet galasına gitmeden önce bir meyhanede adamakıllı içip sarhoş olmuştu. Bu yüzden de büyük bir skandalin çıkmasına ramak kalmıştı. Ünlü aktör, içkiden vazgeçmek şöyle dursun, bilakis her gün biraz daha fazla içiyor.
DEAN MARTIN, içki içmediği zamanlar dünyanın en yumuşak, en ağır başlı insanıdır. Fakat onun böyle zamanlarını yakalamak da öylesine zorlaştı ki... Aktörün çocukları bile babalarının durmadan içmesine içerliyorlar. Geçenlerde içkili içkili stüdyoya giden Dean Martin, rejisörle kavga edince, çevirdiği filmi de yarıda bırakmak zorunda kaldı.
UYKU HAPI ALANLAR
BRIGITTE BARDOT'nun Paris'teki evinin salonunda büyük bir şeker kabı içinde duran küçük haplar, genç kadının az kalsın hayatına mal oluyordu. Yaşamaktan bıktığını düşünen Brigitte Bardot, ani bir kararla bir avuç dolusu uyku hapını ağzına atıvermişti. Genç kadını doktorlar ölümden zor kurtardılar.
ELIZABETH TAYLOR, kullandığı hap çeşitlerinin sayısını bilmez. Birkaç defa ölümden zorlukla kurtulmuş olan genç kadın, gülmek için, ağlamak için, unutmak için, hatırlamak için, uyumak için, uyanmak için, sükunete kavuşmak için ve heyecanlanmak için hap alır. Yıldızın kocası Richard Burton, karısının bu hap merakından da yaka silkiyor ama onu hapsız yaşatamayacağını da bildiği için her şeye göz yummak zorunda kalıyor.
ROCK HUDSON, bir süre önce şiddetli baş ağrılarından ve uykusuzluktan şikayetçi olmuştu. Aktöre, arkadaşlarından biri mucizeler yaratan bir uyku hapını tavsiye edince mesele kalmadı...
MARILYN MONROE'nun vakitsiz ölümünde uyku haplarının rol oynadığını bilmeyen yok. Genç yıldız, uyku hapları almayı kötü bir alışkanlık haline getirmişti. Bir gece hapların dozunu kaçırmasıyla her şey sona erdi.
CARY GRANT, çok mutlu görünmesine rağmen aslında huzursuz bir insandır. Özel hayatında bir türlü mutluluğa erişemediği için uyku haplarından medet umar. Altmış yaşındaki aktör, geceleri yatmadan önce mutlaka bir veya iki uyku hapı alıyor. Ayrıca aşırı yorgunluklara karşı kullanılan neşe verici hapları da yanından eksik etmiyor.
PETER O'TOOLE, içkiye olan düşkünlüğünün yanısıra uyku haplarına da rağbet ediyor. Aktörü zaman zaman bitkin bir halde görenler onun bu iptilalarından vazgeçmedikçe rahata kavuşamayacağını söylüyorlar ama aktör de tam aksi kanatte. Uyku hapları ve içki sayesinde huzura kavuştuğunu söylüyor.
AVA GARDNER, yalnızlığını unutmak için içkiden başka uyku haplarına da el atmak zorunda kalıyor. Ünlü yıldız, meyhane meyhane dolaşmakla uykusuz geçen gecelerin sabahında hemen bir uyku hapı alıp yatağa yatıyor.
ESRAR KULLANANLARA
ROBERT MITCHUM, geçenlerde bir gazeteciye, «sinema dünyasında benim kadar çok hapse girmiş aktör yoktur,» derken haklıydı. Ünlü aktör, esrar partilerine katılması yüzünden pek çok kere hakim huzuruna çıkmış ve hapishanelerde sürünmüştü. Son yıllarda esrar alışkanlığından vazgeçtiğini söylüyor ama kimse de onun bu sözlerine inanmıyor.
JUDY GARLAND, içkinin yanısıra esrar ve morfine de düşkün. Genç kadın, bu iptilaları yüzünden sık sık hastaneye kaldırılıyor fakat her geçen gün durumu biraz daha kötüye gidiyor.
JULIETTE GRECO, Paris'in batakhanelerinde şarkı söylerken esrara alışmıştı. Amerikalı prodüktör Darryl Zanuck onu bundan vazgeçirmek için boş yere uğraştı. Genç kadın esrar alamadığı zamanlar sinir krizleri geçiriyor, ortalığı birbirine katıyordu. Bu durumda onu kendi haline bırakmaktan başka çare yoktu.
PETER O'TOOLE, esrar çektiğini ileri sürenleri tekzib ediyor ama yakışıklı aktörü hele Avrupa'ya gittiği vakit esrar tekkelerinde görenler onun bu sözlerine gülüp geçiyorlar.
İPNOTİZMA MERAKLILARI
SAL MINEO, «Âsi Gençlik» filmindeki başarılı oyunuyla rol arkadaşı müteveffa James Dean'in oyununu gölgeleyince şöhrete ulaşıvermişti. O zamanlar, henüz on beş yaşında bir çocuktu. Birden para ve şöhrete ulaşmayı kolay hazmedemedi. Çeşitli fena alışkanlıklar edindi. Bu arada Hollywood'da başlayan bir salgının öncüleri arasına da katıldı. Delikanlılık çağına girmişti. Fakat ne olduğunu, gelecekte kendini nelerin beklediğini bilemiyordu. İşte Sal Mineo bütün bunları öğrenebilmek için ipnotizmacılık Klübü'ne yazıldı.
TONY CURTIS, ilk eşi Janet Leigh ile mesut bir yuva kurmuş gibi görünüyordu ama gerçek hiç de öyle değildi. Ünlü aktör evliliğinin son yıllarında son zamanlarda ruhi sarsıntılar geçirmeye başlamıştı. Nihayet o da dertlerini ipnotizma yoluyla halletmek için İpnotizmacılar Klübü'ne üye yazıldı.
SIDNEY POITIER, çeşitli komplekslerinden kurtulmak için birçok çarelere başvurmuş fakat hiçbirinden sonuç alamamıştı. Neticede ipnotizma yoluyla kendi ruhunu tahlil etmek istedi.
GEORGE PEPPARD, son zamanlarda Hollywood'un bir numaralı asi aktörü oldu. Genç adamın sık sık asabi krizler geçirmesi, dikkati çekiyor. Her halde, kendisi de durumundan memnun değil ki, o da ilk fırsatta ipnotizmacı bir iki arkadaşıyla temas kurup, derdine çare aramaya koyuldu.
CARY GRANT, yıllar önce ipnotizmaya merak sarmıştı. Eski eşi Betsy Drake ile beraber, evinde ipnotizma seansları tertipliyordu. Aktör, son zamanlarda bu merakını adamakıllı geliştirdi.
CİNSİ SAPIKLAR
JEAN MARAIS, ünlü Fransız yazarı Jean Cockteau'ya karşı beslediği hisleri açıkladığı zaman sinema dünyası allak bullak olmuştu. Filmlerinde daima kuvvetli erkek rollerine çıkan aktörün aşk konusundaki anormal fikirlerine gerçekten şaşmamak elden gelmiyordu. Jean Marais'nin bir kadın düşmanı olması, zamanla önemini kaybetti. Zira sinema dünyasında onun gibi birçok şöhret de aynı yolda yürüyordu.
MARLON BRANDO'nun Amerikalı güçlü kuvvetli zenci erkeklerle kurduğu ahlak dışı dostluk, günün birinde şöhretine mal olabilir. Ünlü aktör bir tarafta Uzak Doğulu güzel kadınlarla ilgi kurmaya çalışırken öbür tarafta da adının çirkin dedikodulara karışmasına aldırmıyor.
CARY GRANT'in öteden beri yakışıklı delikanlılarla ahbaplık etmeyi, güzel kadınlarla dolaşmaya tercih ettiği bilinmektedir. Altmış yaşındaki bekar aktör, eski eşlerinden de bu sebepten bozuşmuştu. Bu kötü alışkanlığından vazgeçmek için başvurduğu çarelerin de bir fayda sağlamadığı ileri sürülüyor.
ALBERT FINNEY, kötü alışkanlıklarıyla isim yapmış erkek dostları yüzünden çeşitli dedikodulara hedef oldu. Genç adamın cinsi sapık rejisör ve yazarlarla sıkı dostluk kurması ve yaşayışındaki düzensizlik onun hakkında çıkarılan dedikoduları doğrular mahiyettedir.
YUL BRYNNER, kadınca sigara tutuşundan, davranışlarına kadar çeşitli dedikodulara hedef oldu. Genç adam, karısını çok sevdiğini ileri sürmekle beraber, gerçekte bir kadın düşmanı olduğuna dair çıkarılan söylentileri yalanlayamadı.
KUMAR MERAKLILARI
EDDİE FISHER, geçenlerde Las Vegas kumarhanelerine servetinin bir kısmını bıraktıktan sonra kendi deyimiyle kumara veda etti. Fakat arası çok geçmeden evlerde tertiplenen kumar partilerinin bir numaralı müdavimi oldu. Bu gidişle ünlü şarkıcı - aktör, yeşil çuhayı pek terkedemiyeceğe benzer.
FRANK SINATRA, boş zamanlarında kumar oynayarak eğleniyor. Zengin aktörün bu merakı biraz da parasının çokluğundan ileri geliyor. Sinatra' nın kumarda kaybettiği paranın büyük bir yekun tuttuğu muhakkak.
STEVE MCQUEEN, henüz sinema dünyasına yeni adım atmış olmasına rağmen, kırk yıllık şöhretlerle beraber kumar masasına oturup onlarla boy ölçüşüyor. Aktörün bu alışkanlığından eşi çok şikayetçi ama elinden ne gelir?
GEORGE HAMILTON, son zamanlarda kendine yaşlı sevgililer bulup onların paralarıyla kumar oynama hevesine kapıldı. Fakat yakınları genç adamın geleceğinden endişeleniyorlar.

SONUÇ: Sinema artistlerinin büyük çoğunluğunu çeşitli anormal yollara sürükleyen sebepler araştırıldığı takdirde, kısa zamanda büyük servet ve şöhret sahibi olmalarının bu gibi aksaklıklara yol açtığı görülmektedir. Hayranlarına gülümseyen şöhretler, çoğu kere hayatta aradığını bulamamış, dilediğine kavuşamamış olmanın verdiği üzüntü içinde ıstırapla kıvranmaktadırlar. İşte bütün bunlar, maalesef dünya şöhretlerini kötü yollara sevk ediyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...