Ana içeriğe atla

Tanju Korel'den Rekor

Türk sinemasının, bir tek filimde oynayan Teknik Üniversiteli Milli basketbolcu Hüseyin Alp'i saymazsak, en uzun boylu jönprömiyesi Tanju Korel yerli sinemadaki bütün rekorlara rahmet okutacak bir rekor kırdı ve iki ayda, yani kılı kılına 61 günde 7 filmi bitirip sekizincisine başladı... Filimlerin isimleri — çekim sırasına göre— şöyle: «Ölüm Çemberi», «Asi ve Cesur», «Kara Leke», «Yiğitlerin Türküsü», «Bükülmeyen Bilekler», «Yiğitlerin Dönüşü», «Ben Ölmedim»... Siz bu satırları okurken Tanju Korel, «Aslan Yürekli Mahkum» filmini de tamamlayıp eğer sürmenaj geçirmezse bir yenisine başlayacak.
Galatasaray Lisesi mezunu olan ve bir süre Avrupa'da yüksek öğrenim yapan Tanju Korel de durumun biraz «garip» olduğunun farkında. «Her halde dünyanın hiç bir yerinde, bir artist iki ayda 8 filim çevirmez,» diyor.
- «Peki siz niçin çevirdiniz?» sorusunu soranlara da bu durumun «nedenini» şöyle açıklıyor:
- «İlleri var bizim ile benzemez» diyen türküdeki gibi Yeşilçam da diğer ülkelerin sinemalarına benzemiyor. Dışarıda bir artist yılda fazla değil 5 filim çevirince herkes hayretler içinde kalıyor. Bizde durmuş oturmuş, kendini kabul ettirmiş starlar yılda 10-12 filim çeviriyorlar, bu normal karşılanıyor. Yine Türk sinemasının kuralların
dan biri de şudur: Avantür filimlerde bir yere gelmek isteyen jön bir süre çok fazla filim çevirmek zorundadır. Ben de bu yüzden çok filimde oynuyorum işte...»
Aslında Tanju Korel'in dediği doğrudur. Avantür filimlerde oynayan jönler önce yanlarında isimleriyle filim satan kuvvetli yardımcı oyuncularla (Erol Taş, Hayati Hamzaoğlu gibi) oynarlar. Bu filimlerde halk onları tutarsa yapımcılar bu defa da onları «yardımcı oyuncusuz» filimlerde denerler. Jön için asıl dar boğaz orada başlar. Halk şöhretli yardımcı oyuncuların desteğinden yoksun olarak bir filmin mesuliyetini tek başına yüklenen yeni jönü tutmazsa o jön olacağı kadar olamadan kaybolur gider Yeşilçam'dan, Aksi halde yıldızlık yolunda hızla yol alır ve günün birinde adını «yıldız oyuncular» arasında saydırır. Tanju Korel için de aynı formül uygulandı ve sonunda Tanju dar boğazı geçmeyi başardı. İki ayda 8 filim yapması bir açıdan önemlidir, ama bir artistin hepsi de başrol olmak üzere 2 ay içinde 8 filim teklifi alması bizce ondan da önemlidir. Onun sinemada kendine sağlam bir yer yaptığını ispat etmese bile en azından «aranan bir oyuncu» olduğunun delilini teşkil eder.
Şimdi Tanju Korel yeni kararlar arifesinde. Birkaç ay daha bu hızlı temponun devam edeceğini, sonra her şeyin normale döneceğini söylüyor:

- «Her filmime ilk filmimmiş gibi şevkle başlıyorum. Her filimde kendimi aşmaya, yeni şeyler yapmaya gayret ediyorum. Sinemanın kollektif bir iş olduğunu unutmadan, setteki arkadaşlara en küçük bir güçlük çıkarmamak için azami dikkati gösteriyorum. Bütün bunlara karşı istediğim bir tek şey var: Seyircilerime daha iyi şeyler verebilecek bir yere ulaşmak.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...