Ana içeriğe atla

Tony Curtis Hollywood'u Terketti

Bundan yirmi yıl önce Bernard Schwartz adında bir delikanlı cebinde beş dolar parayla Hollywood'a gelmişti. Delikanlı burada hiç kimseyi tanımadığı gibi iş bulmak için nerelere baş vurması gerektiğini de bilmiyordu. Fakat zekası ve kabiliyeti sayesinde sinema başkentinin dev şöhretleri arasında kendine çarçabuk yer bulmayı başardı ve tam yirmi yıl Hollywood'un el üstünde tutulan aktörlerinden biri oldu. Kazandığı paralarla lüks bir hayata kavuştu, iki defa evlendi, ayrıldı, boşandığı eşlerine yüksek nafaka ödedi, dünyanın dört bucağını gezdi, binbir çeşit insan tanıdı. Hollywood'daki muhteşem villasında gerçekten pek rahat yaşadı. Fakat bu sürenin sonunda Tony Curtis, eski adiyle Bernard Schwartz saat gece yarısını vurunca sihrinin kaybolmasından korkan «külkedisi» misali birdenbire pılısını - pırtısını toplayıp üçüncü eşi Leslie ile Londra'ya uçuverdi. Aktör, uzun bir süre Hollywood’a dönmeye niyetli olmadığını dostlarına söz arasında çıtlatmıştı.
Şöhretin zirvesine ulaşmış ve üstelik hala da el üstünde tutulan bir aktörün birdenbire yangından kaçar gibi Hollywood'u terk etmesi gerçekten garipti. Hele aktör daha Londra'ya ayak basar basmaz üzerinde uyuşturucu madde bulundurduğu iddiasıyle tevkif edilince zihinlerdeki istifhamlar daha da çoğaldı. Yoksa ünlü aktörün adı büyük bir uyuşturucu madde şebekesinin üyeleri arasına mı karışmıştı? Kanunun pençesinden kendini kurtarmak için mi Londra'ya kaçmıştı?
Aktör kefaletle serbest bırakıldıktan sonra tertiplediği basın toplantısında Hollywood’u isteyerek terk etmediğini, yaşama şartlarının kendisini bu şekilde davranmaya zorladığını belirtti. Uyuşturucu madde kullanma meselesinin de fazla büyütüldüğünü iddia etti.
Aktörün iddiasına göre Londra Havaalanında tutuklanması büyük bir talihsizlikten başka bir şey değildi! Cebinde bulunan uyuşturucu maddenin miktarı azdı ve bunu da sırf bir arkadaşının isteğine uyup bir kere kullanmak için almıştı! Yoksa kendisi uyuşturucu madde müptelası değildi ve olmayı da istemiyordu!...
Hollywood'dan ayrılmasına gelince: Tony Curtis, Hollywood'daki filimcilerin geleceğini pek parlak görmediğini, televizyonun er geç sinemanın itibarını sıfıra indireceğini düşünmekteydi. Bu sebeple de Londra'da televizyon şirketlerinden pek parlak bir teklif alınca hiç tereddüt etmeden eşyasını toplayıp İngiltere başkentine gelmişti. Hesapça burada iki yıl kadar kalması gerekiyordu. Televizyoncularla imzaladığı kontrat yenilendiği takdirde bu sürenin daha da uzatılması ihtimali çok kuvvetliydi.
Ünlü aktör önce Hollywood'daki villasını satmaya katiyen niyetli olmadığını söylemişti. Fakat bu muhteşem evin büyük masrafına katlanmak da akılsızlık olacaktı. Onun için geçenlerde villasını satışa çıkardı. Böylece Tony Curtis, yirmi yıl yaşadığı, Hollywood'la son bağını da kopardı...

Tony Curtis'in bu davranışına Hollywood'da kızanlar da olmadı değil, ama filimcilerin çoğu ona hak vermeden yapamadılar. Tony Curtis, Hollywood'a ilk geldiği gün iyi bir insan, zeki bir delikanlı olarak dikkati çekmişti. Aradan geçen yıllar aktörün şahsiyetini değiştirmemiş hep iyi bir insan olarak kalmıştı. Şöhretli sanatçının dostları onun Hollywood’u terk etmekte yerden göğe kadar haklı olduğunu belirtmekten kendilerini alamıyorlar, sözlerini daima şu cümleyle bitiriyorlar: «Hollywood artık eski Hollywood değil...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...