Türkan Şoray belki de
ilk defa bu yasağı kaldırdı. Geçen pazar Büyükada'da Dil'de
tek başına gezinti yaptı, iki saat gibi kısa bir süre içinde
«hayal kadınlığından» sıyrıldı, yıllardır hasretini
çektiği hürriyetin özlemiyle çiçek topladı, denize taş attı,
ağaçlardan yaprak kopardı, yerdeki taşları tekmeledi, bisiklete,
paytona bindi, salıncakta sallandı, kayalardan midye topladı,
kısacası Yeşilçam'in Türkan Şoray'ının değil de, on yıl
öncesinin Fatihli meçhul Türkan Şoray'ının hayatını yaşadı...
Bir ağaça dayalı duran bisikleti aldı şöyle etrafımızda iki,
üç tur attıktan sonra durdu, «Görüyorsunuz,» dedi. «Ne kadar
değiştim. İnanın şu anda bir rüyada gibiyim. Buradaki insan ben
miyim, inanamıyorum. Oh ne güzel! Sessizlik, çam ağaçları,
deniz, inin cinin top oynadığı kumsal, martılar, uzaktan geçen
gemiler. Ne güzel.»
Türkan Şoray, yere
kadar eğilmiş bir çam ağacından dal koparıyor, yerlere vura
vura kayalardan Yörük Ali Plajına doğru iniyor. Bir taraftan da
konuşuyoruz: «Sabahleyin gökyüzünden havanın iyi olacağını
anlamıştım. Filim çalışmam da olmayınca, çoktandır
düşündüğüm gibi soluğu Büyükada'da aldım.»
Bu mevsimde buralarda
kimseler olmaz. İnsanı deli eden bir sessizlik vardır. Gece,
yıldız olmamasına rağmen, Türkan Şoray, Orhan Veli’nin
şiirini mırıldanıyor kendi kendine: «Deli eder insanı bu dünya,
bu gece, Bu yıldızlar, bu koku. Tepeden tırnağa çiçek açmış
ağaç». «Ne güzel manzara,» diyor. «Memleketimiz o kadar güzel
ki. Cennet. Zamanım olsa, her günümü buralarda geçireceğim.
Tabiata bayılırım ben. Küçükken arkadaşlarımla Edirnekapı
dışında tarlalara gider, gelincik, papatya toplardık. Şimdi
oralar çok değişti.»
Yazın kavurucu
sıcağında insanların kaynaştıkları Yörük Ali Plajı bomboş-
Martılar insan görmenin sevinci içinde çığlık çığlığa
havalanıyor! Türkan Şoray, «Şu martı çrğlıkları bende garip
bir etki yaratır,» diye devam ediyor sözlerine. «Onların
seslerini duyunca nedense bir tuhaf oluyorum. Çığlıklarında
insanı etkileyen bir feryat var sanki.»
Tekrar Dil'e doğru
çıkıyoruz. Salıncaklar bomboş. Türkan Şoray çocukluk
günlerinin özlemi içinde bu defa salıncaklara doğru koşuyor ve
çılgınca sallanmaya başlıyor. Tam on dakika.. Sonra yanakları
al al, nefes nefese yanımıza geliyor. «Artık gidelim çocuklar,»
diyor. «Zaman epeyce ilerledi. Vapuru kaçırmayalım. Sonra...»
Konuşmasının burasında duruyor. «Sonra Rüçhan bey kızar,»
diyecek ama, diyemiyor. Dil’in ucundan asfalta doğru yürüyoruz.
Hava hafiften kararıyor. Vapurun kalkmasına 15 dakika var. Paytonla
iskeleye iniyoruz. Türkan Şoray durmadan konuşuyor: «Ne temiz
hava Yarabbi. Nefes aldığımı şimdi anlıyamıyorum. Bir de
şehrin ağır, isli havasını düşünün, inşallah haftaya pazar
günü gene Ada’dayım...»
Ve 10 yıllık sinema
serüveni içinde ilk defa bir pazar gününü Büyükada'da tek
başına geçiren Türkan Şoray’ın son sözleri şunlar oluyor
bize: «Darılmayın ama, bugün yanımda sizler de olmasaydınız
çok daha mutlu olacaktım!»...(diğer haberler için aşağıdaki
linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder