Ana içeriğe atla

Türkan Şoray İlk Kez Yalnız

Türkan Şoray Türk sinemasının taçsız kraliçesidir. Türkan Şoray bir filminden 75 bin lira alır, milyonerdir. Türkan Şoray'a plağa iki şarkı söylemesi için 250 bin lira verirler. Gazinocular cüzdanlarında binlikler, her gün Türkan Şoray'ın kapısını aşındırırlar. Türkan Şoray'ın milyonlarca hayranı vardır, her gün yüzlerce mektup alır, bir giydiğini bir daha giymez. Arabası vardır, katları vardır, hizmetçileri vardır, dilediği her şeye anında sahip olabilecek kadar da parası vardır, ama bütün bunlara rağmen mutlu mudur dersiniz Türkan Şoray?.. Ne gezer.. Mesela, şöyle dört başı mamur bir gezinti yapıp Adalara, Modalara gidemez... Caddelerde, sokaklarda elini kolunu sallayarak salma salına dolaşamaz. Kırlarda çiçek toplayamaz, bir çay bahçesinde hayale dalamaz, bir bankta oturup Boğaz’ı seyredemez. Yolda, açlığını bastırmak için bir simit alamaz, dilediği yerde dilediği yemeği yiyemez. Bütün bunlar yasaktır Türkan Şoray’a. Kim yasaklamıştır: Şöhret!..
Türkan Şoray belki de ilk defa bu yasağı kaldırdı. Geçen pazar Büyükada'da Dil'de tek başına gezinti yaptı, iki saat gibi kısa bir süre içinde «hayal kadınlığından» sıyrıldı, yıllardır hasretini çektiği hürriyetin özlemiyle çiçek topladı, denize taş attı, ağaçlardan yaprak kopardı, yerdeki taşları tekmeledi, bisiklete, paytona bindi, salıncakta sallandı, kayalardan midye topladı, kısacası Yeşilçam'in Türkan Şoray'ının değil de, on yıl öncesinin Fatihli meçhul Türkan Şoray'ının hayatını yaşadı... Bir ağaça dayalı duran bisikleti aldı şöyle etrafımızda iki, üç tur attıktan sonra durdu, «Görüyorsunuz,» dedi. «Ne kadar değiştim. İnanın şu anda bir rüyada gibiyim. Buradaki insan ben miyim, inanamıyorum. Oh ne güzel! Sessizlik, çam ağaçları, deniz, inin cinin top oynadığı kumsal, martılar, uzaktan geçen gemiler. Ne güzel.»
Türkan Şoray, yere kadar eğilmiş bir çam ağacından dal koparıyor, yerlere vura vura kayalardan Yörük Ali Plajına doğru iniyor. Bir taraftan da konuşuyoruz: «Sabahleyin gökyüzünden havanın iyi olacağını anlamıştım. Filim çalışmam da olmayınca, çoktandır düşündüğüm gibi soluğu Büyükada'da aldım.»
Bu mevsimde buralarda kimseler olmaz. İnsanı deli eden bir sessizlik vardır. Gece, yıldız olmamasına rağmen, Türkan Şoray, Orhan Veli’nin şiirini mırıldanıyor kendi kendine: «Deli eder insanı bu dünya, bu gece, Bu yıldızlar, bu koku. Tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç». «Ne güzel manzara,» diyor. «Memleketimiz o kadar güzel ki. Cennet. Zamanım olsa, her günümü buralarda geçireceğim. Tabiata bayılırım ben. Küçükken arkadaşlarımla Edirnekapı dışında tarlalara gider, gelincik, papatya toplardık. Şimdi oralar çok değişti.»
Yazın kavurucu sıcağında insanların kaynaştıkları Yörük Ali Plajı bomboş- Martılar insan görmenin sevinci içinde çığlık çığlığa havalanıyor! Türkan Şoray, «Şu martı çrğlıkları bende garip bir etki yaratır,» diye devam ediyor sözlerine. «Onların seslerini duyunca nedense bir tuhaf oluyorum. Çığlıklarında insanı etkileyen bir feryat var sanki.»
Tekrar Dil'e doğru çıkıyoruz. Salıncaklar bomboş. Türkan Şoray çocukluk günlerinin özlemi içinde bu defa salıncaklara doğru koşuyor ve çılgınca sallanmaya başlıyor. Tam on dakika.. Sonra yanakları al al, nefes nefese yanımıza geliyor. «Artık gidelim çocuklar,» diyor. «Zaman epeyce ilerledi. Vapuru kaçırmayalım. Sonra...» Konuşmasının burasında duruyor. «Sonra Rüçhan bey kızar,» diyecek ama, diyemiyor. Dil’in ucundan asfalta doğru yürüyoruz. Hava hafiften kararıyor. Vapurun kalkmasına 15 dakika var. Paytonla iskeleye iniyoruz. Türkan Şoray durmadan konuşuyor: «Ne temiz hava Yarabbi. Nefes aldığımı şimdi anlıyamıyorum. Bir de şehrin ağır, isli havasını düşünün, inşallah haftaya pazar günü gene Ada’dayım...»

Ve 10 yıllık sinema serüveni içinde ilk defa bir pazar gününü Büyükada'da tek başına geçiren Türkan Şoray’ın son sözleri şunlar oluyor bize: «Darılmayın ama, bugün yanımda sizler de olmasaydınız çok daha mutlu olacaktım!»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

İmparator Kadir İnanır

Genç kadın neşeli bir şekilde garaja gider ve kocasının arabasını çalıştırır. O anda müthiş bir patlama olur. Garaja koşan Şehmuz, karısının cansız vücuduyla karşılaşır. Kucağına alır karısını, hastaneye yetiştirmeye çalışır. Fakat iş işten geçmiştir. Şehmuz artık kızı Mine ile beraber yalnız yaşayacaktır. Ancak intikamını aldıktan sonra... Yönetmenliğini Melih Gülgen'in yaptığı, senaryosunu Erdoğan Tünaş'ın yazdığı ve Çetin Gürtop'un görüntülediği «İmparator» filminin setindeyiz. Kanlıca'nın Kavacık köyünde Berker İnanoğlu'nun köşkünde yapılan çekimlerin en zor planı, Şehmuz ( Kadir İnanır )'un arabasına binen Nevin ( Seda Sayan )'in arabaya konan bombanın patlaması sonucu ölmesi. Bunun için İnanır'ın arabasının camlan yapıştırıcı sürülerek kırılmış gibi yansıyacak beyazperdeye. Camın üzerine biraz saman ve kiremit tozu dökülerek gerçekleştirilir bu sahne. Bu arada samanların tutuşturulmasıyla sağlanan duman, bombanın patlaması sonucu oluşmuş d...

Hayatının Kumarını Oynuyor

Türkücüden de assolist olur iddiasını İbrahim Tatlıses’ten sonra şimdi de Hülya Süer öne sürüyor gazino dünyasında. Yeni yıla Londra’da girdiği şu günlerde assolistlik hazırlığına ilk olarak sahne kostümlerinden başlayan Hülya Süer’in klasik assolistlikten sıyrılmak için gizli gizli batı müziği dersleri alması hayli dikkat çekiyor... Böyle cesaret günümüzün gazinolarında az görülür. Hele hele her geçen gün yaşanılan birbirinden ilginç, yıpratıcı sinir bozucu olayların varolduğu gazino sahnelerinde Hülya Süer'in assolist olmaya karar vermesi büyük cesarettir. Ama öyle Don kişot gibi yeldeğirmenlerine karşı savaşarak gösterilen mantıksız cesaret değil Hülya Süer'in ki... Çünkü bu cesaret tamamiyle kendine olan aşırı güvenin artık sanatçı kişiliğine baskı yapmasından kaynaklanıyor... Evet, son anda cesareti kırılmazsa veya anlaştığı gazino ile şartları bozulmaz ise Hülya Süer 1984 yılının ilk yeni assolist! olacak. Bir süredir gizli gizli aldığı Türk sanat müziği eğitimini...