Ana içeriğe atla

William Holden Dönüm Noktasında

Kokteyl partiye gelen davetliler, küçük gruplar halinde salonun köşelerine kümelenmişler, birbirleriyle sohbet ediyorlardı. Bir ara, davetlilerden biri, «Artık bizim William Holden'in de meslek hayatının sonu geldi sayılır» dedi. «Bence, berbat filimler çevirmektense, evinde köşesine çekilip oturması daha iyi olur. Baksanıza, yakında gene bir savaş filmine başlıyormuş.. Bir zamanların yakışıklı William Holden'ini, tozlu asker elbiseleriyle savaş meydanlarında seyretmeyi kim ister?»
Ünlü aktör William Holden, misafirin bu sözlerini duymuş, yüzünde acı bir tebessüm, sesini çıkarmadan dinlemiş, fakat misafirine hiç bir şey söylememeyi tercih etti. Evine gelen kimseye, «Nasıl olur da benim filimlerimi beğenmezsin?» diye serzenişte bulunmayı aklına getiremeyecek derecede kibar bir insandı. Sonra bu sözlerde gerçek payının bulunduğunu kendisi de biliyordu..
William Holden, partinin sonuna kadar davetlileriyle teker teker ilgilendi ve ilerisi için neler düşündüğünü evinde toplanan dostlarına açıklamakta bir mahzur görmedi.
Evet, son yıllarda genç kızların yüreklerini hoplatan romantik erkek havasını kaybetmiş, daha ziyade, macera filimlerinde oynamayı tercih etmişti. Ama, bu tip filimlere meraklı sinemaseverler durumdan şikayetçi değildi.
Bu arada William Holden'e sorulan «Sizden çok daha yaşlı meslektaşlarınız hala yakışıklı delikanlı rollerine çıkmaktan çekinmiyorlar, siz niçin ihtiyarlığı peşinen kabulleniyorsunuz?» şeklinde bir soru, aktörün bir anda keyfini kaçırdı. Cevap vermeden önce uzun uzun düşündü. Nihayet ağır ağır:
- «Doğrusunu isterseniz, bu his iki yıldan beri içime yer etti» dedi. «Ben kendimi artık yaşlanmış hissediyorum. Hala kamera karşısında genç aşık rollerine çıkmak bana pek manasız geliyor. Kendimi olduğumdan başka türlü göstermeyi de istemiyorum. Macera filimlerine gelince, bu tür beni oyalıyor, benliğimin derinliklerinde kopan fırtınaları biraz daha dindiriyor...»
Son yıllarda eşi Brenda Marshall'den birkaç kere ayrılmaya kalkışan aktör, geçen yıl ani bir kararla evine dönmüş ve böylece hayatının dedikodulu bir sayfası kapanmıştı...
Hollywood filimcileri, çoğu zaman «Şu William Holden'i bulsak da bir filim çevirisek» diye birbirlerine dert yanıyor, fakat aktör uzun bir süre ortalıkta görünmediği için onunla temas kurulamıyordu. Geçenlerde, Hollywood'a dönüşü şerefine evinde kokteyl parti veren aktör ise, tanınmayacak kadar değişik, yaşından umulmayacak kadar çökmüş, yaşlı bir insan olarak karşılarına çıkmıştı. Ama buna rağmen, William Holden gene sinemanın bir şöhretiydi ve onun çevireceği filimlerin ilgi toplayacağı muhakkaktı..
Şimdi William Holden, İkinci Dünya Savaşı'nda olmuş bir hikayeden alınan «Devil's Brigade» (Şeytan Bölüğü) isimli filimde bir albayı canlandırıyor. Diğer rollerde ise, Holywood'un genç şöhretleri Cliff Robertson ve Vincent Edwards var.

Son yıllarda sayısız fırtına atlatan William Holden, her şeye rağmen içindeki meslek aşkını öldürememişti. Son nefesini verinceye kadar da filim çevirmeye devam etmek niyetindeydi...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Emel Sayın Ayrılığa Dayanamıyor

Yüksek bir kuleden çevreyi gözlüyorum. Birden kulenin dibinde Selçuk beliriveriyor. Saçlarım öyle uzun ki, aşağıya kadar uzatabiliyorum... Tıpkı, masallarda olduğu gibi, saçlarıma tutunarak tırmanmaya başlıyor. Sonra boşluktan bir el uzanıyor ve saçlarımı tam ortadan kesiveriyor.. Selçuk düşüyor...» Emel Sayın , sık sık buna benzer düşler görüyor ve çığlıklarla uyanıyor... Günler, haftalar, aylar, hatta yıllar, öylesine çabuk gelir geçer ki, çoğu kez hızla geçen bu zaman içinde, kimi zaman aynaların, kimi zaman da takvim yapraklarının karşısında şaşırır kalırız. Ne var ki, zaman, herkes için çabuk geçmez. Hele hele yolları gözlenen bir sevgilinin dönüşü beklenirken, hiç geçmez... İşte, Emel Sayın için de zaman bir türlü geçmiyor. Ünlü sanatçı, zaman içinde zaman yaşıyor. Kimbilir, vatani görevini Konya’da yapmakta olan Selçuk Aslan için de durum aynıdır. Belki de «İbibikler öter ötmez ordayım, vatan borcu biter bitmez ordayım» türküsü dilinde, talim alanlarında koşarken, hep...