Ana içeriğe atla

"Yumurcak"ın 180 Bin Liralık Katı

Annesiyle babası, İlker’e «Yumurcak» filminde kazandığı parayla bir kat aldılar. Böylece de İlker Yeşilçam’ın en yüksek ücreti alan yıldızı oldu. Zira katın değeri 180 bin lira...
Şans denen elle tutulmayan, gözle görülmeyen şey, Yeşilçam’ın yeni çocuk yıldızı İlker İnanoğlu’nun, filimdeki adıyla Yumurcak’ın kapısını bir çaldı, ama pir çaldı. Türkan Şoray, Cüneyt Arkın, Yılmaz Güney, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Sema Özcan gibi şöhretler, yaptıkları filmlerin hiç birisinden, 4 yaşındaki İlker kadar hasılat toplayamadılar. Onların yaptıkları filmlerin çoğu, Yeşilçam’ın biraz amiyane deyimiyle «yatarken», İlker İnanoğlu’nun ilk filmi «Yumurcak», İstanbul ve Anadolu sinemalarının altını üstüne getirdi. Anlayacağınız, «Yumurcak» daha ilk filminden milyoner oldu...
İlker, ilk filminden bu kadar para kazanınca rejisör babası Türker İnanoğlu ile artist annesi Filiz Akın, kafa kafaya verip, uzun uzun düşündüler, taşındılar. İlker’in kazandığı, kazanacağı paraları nasıl değerlendireceklerdi. Eh dünya bu! Hayat şartları her an değişiyor. Çeşmeler akarken kapları doldurmalı. İlker’in istikbalini garanti altına almalı. İşte bu düşüncelerin ışığı altında, şöhretli anneyle, rejisör baba hemen harekete geçtiler. Önce Dünya’da mekan, Ahret’te iman felsefesine uydular. Oğulları İlker’e Yumurcak filminde hak ettiği parayla, dayalı döşeli, lüks bir daire almaya karar verdiler. Bütün komisyoncuları dolaştılar. Pazarlık, pazarlık. Sonunda San Sineması’nın sahibi Onnik Nazar’ın Şişli’de yapmakta olduğu altı katlı apartmanın bir dairesinde karar kıldılar.
O gün İlker, yanında annesi Filiz Akın olduğu halde, iç duvarları sıvanmakta olan dairesine geldiği zaman, etrafta bulunan apartmanların pencereleri «Yumurcak»ın hayranlarıyla dolmuştu. İlker, tıpkı filminin bazı sahnelerinde takındığı ciddi, bilmiş haliyle merdivenleri çıktı, yeni katını dolaştı, işçilerle konuştu, onlara yarım yarım kelimelerle «Benim katımı çürük yapmayın!» diye sert ültimatomlar verdi. Fakat Biraz sonra çocukluğu aklına gelmiş olaki, sağa sola koşmaya, harçların içinde dolaşmaya, pencerelere tırmanmaya, işçilerin ellerindeki kazmalarla, küreklerle oynamaya, sözün kısası, evin altını üstüne getirmeye başladı. On dakika içinde üstü başı harç içinde kalmış, pantolonunun paçası yırtılmış, eline bir de çivi batırmıştı.

İlker’in Şişli’deki katı, bir salon, üç yatak odası, mutfak ve banyodan ibaret. Kaloriferli, lüks bir daire. Fiyatı da 180 bin lira. Apartmanın sahibi Onnik Nazar, İlker’e söz vermiş, «Apartmanın ismini 'Yumurcak' koyacağım» demiş. Yani beş, altı ay sonra Şişli’deki Eksercioğlu Sokağı’nın sonuna kadar gidenler, altı katlı dışı mozayik kaplama «Yumurcak» apartmanı ile karşılaşacaklar. Karşılaşacaklar ama, İlker’in dünya umurunda değil. Filmi milyonluk hasılat yapmış, Şişli’de 180 bin liralık apartman katı satın almış, Yeşilçam’ın en genç kat sahibi oyuncusuymuş. En yüksek ücreti alan «180 bin lira!» oyuncusuymuş... Her şey, her şey vız geliyor İlker’e...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....