Ana içeriğe atla

Baba Jock'un Vasiyeti Açıklandı

Bütün servetimi, Yuing Petrol’ün bütün gelirini, çiftliğin gelirini kısacası her şeyimi Lucy'ye bırakıyorum... Ailenin diğer fertlerine de, başta Bayan Ellie olmak üzere, belli bir yıllık gelir bağlanacaktır.»
Rahat bir öğleden sonrası uykusu sırasında ansızın gelen ölüm, Yuing Ailesi'ni bir anda babasız bırakıverince, Jim Davis’in, ölümünden bir ay önce önerdiği bu vasiyetname Lorimar Şirketi'nde günün konusu haline geldi.
Tek bölüm olarak çekilmesi düşünülen, ancak seyirciden gördüğü büyük ilgi üzerine, ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerinin çekimine geçilen «Dallas»da artık gelenek haline gelmişti. Bütün oyuncular ve yönetmen başta olmak üzere «Dallas» ekibi ayda bir toplanarak, dizinin senaryosuyla ilgili tartışıyor, herkesin fikri alınıyor ve buna göre dizinin daha sonraki bölümleri yazılıyordu. Baba Jock'ın katıldığı son toplantının konusu da tesadüfe bakın ki, «Jock’ın Vasiyetnamesi» idi. Dizide yeni bir gerilim unsuru yaratmak gerektiğini düşünen yazarlar ve yönetmen, Baba Jock’ın çok yaşlandığını ileri sürerek, vasiyetnamesini hazırlamasını vc bunun açıklanmasıyla da aile içinde yeni bir kargaşanın kopmasını planlıyorlardı. İşte bu toplantıda, vasiyetnamenin nasıl olması gerektiği tartışılırken, herkes ilginç bir fikir öne sürüyordu. Larry Hagman’ın (Ceyar), Linda Gray’in (Sue Ellen), Patrick Duffy'nin (Bobby) bu konudaki fikirlerini sonuna kadar dinleyen Jim Davis, nihayet söz istemiş ve bütün servetini Lucy’ye bırakmayı önermişti. Bu fikre hiç kimse itiraz etmedi ama üzerinde de pek durulmadı. Bütün dizi boyunca Jim Davis'in Lucy rolünü üstlenen Charlene Tilton’a gösterdiği aşırı yakınlık kimsenin gözünden kaçmamıştı ve onu anlayışla karşılıyorlardı... Tek çocuğu olan kızı Tara on beş yaşındayken ağır bir trafik kazası geçirmiş ve bitkisel hayata girmişti. Çeşitli makinelere bağlanarak yaşamını sürdürebilecekti. Ve doktorlar Jim Davis’e o acı soruyu sordular: «Kızınızın bu şekilde yaşamasını ister misiniz, yoksa makineleri kapatalım mı?»
Donup kalmıştı Jim Davis. Böyle bir soruya bir baba nasıl cevap verebilirdi, ne diyebilirdi? Ama eninde sonunda karar vermesi gerekiyordu.
«Buna yaşamak denemez ki...» demişti Jim Davis ve kızının o güzel yüzünü sadece seyretmek imkanından bile mahrum kalmıştı. O zamandan beri de kendiyle sürekli hesaplaşıyor ve Tara'ya benzeyen her genç kızda Tara'yı görüyordu... Lucy'ye yakınlığı da bu yüzdendi... Jock Yuing'in vasiyetnamesinin tartışılması sırasında servetin Lucy’ye bırakılmasını önerince de diğer oyuncular bunu pek ciddiye almadılar. Yine kişisel zaafının bu fikri etkilediğini düşünüyorlardı.

Aradan yirmi gün bile geçmeden, Jim Davis ansızın ölüverdi ve Yuing Ailesi de babasız kaldı. Şimdi hayranları ve yakınları onun için göz yaşı dökerken, rol arkadaşları da senaryo yazarlarını sıkıştırarak, «Hiç olmazsa onun son dileğini yerine getirelim ve vasiyetname bölümünde bütün mirası Lucy'ye bırakalım» diyorlar... Yapımcılar bu fikri cazip bulurlar mı, o bölümü o şekilde düzenleyip Jim Davis'in vasiyetini yerine getirirler mi, zaman gösterecek...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...