Ana içeriğe atla

Ev İşleri İlyas Salman'dan Soruluyor

Parmağını bile kımıldatacak hali kalmamıştı. Karşımızda gülümsemeye çalışırken zorlanıyordu.
İlyas Salman'dan ve onun yorgunluğundan söz ediyoruz. Kolay değil, sanatçının her anı doluydu ve evde de çalışmak zorundaydı. Neden mi? Yakında İlyas Salman ikinci kez baba ünvanını kazanacak. Bunun ne ilgisi var, diyeceksiniz... Evet, çok ilgisi var, Sahnelerin ve beyazperdenin kahkaha makinesi olan Salman, iki ay sonra doğum yapacak olan eşi Güleser'e ev işi yaptırmıyor. Kendi işlerinin yanı sıra, evde de çamaşır, bulaşık ve yemek gibi günlük ev işleriyle uğraşıyor.
İlyas Salman, sabahın erken saatlerinde kalkıyor, çayı koyuyor ve kahvaltıyı hazırlıyor. Ailece oturup kahvaltı yapıyorlar. Sonra ortalığı toplayarak sokağa fırlıyor. Önce, çekimleri sürdürülen «Hababam Sınıfı Güle Güle» adlı filmin setine giderek, kamera önüne geçiyor. Saatlerce sette ter döküyor. Daha sonra da, Şan Müzikhol’ünde sahneye konulan «Gol Kralı Sait Hopsait»teki rolünü almak için Şan Müzikhol'üne doğru yola çıkıyor, ör daki işi bittikten sonra da yorgun argın geç saatte eve dönüyor. Hemen kolları sıvayıp, mutfağa geçiyor. Birikmiş bulaşıkları yıkadıktan sonra oturup yemek yiyor...
İşte, İlyas Salman'ın günleri böyle geçiyor. Çok yorulmasına rağmen sanatçı hiç yakınmıyor. Eşi Güleser'le karşılıklı oturduğu zaman da başlıyor konuşmaya:
«Şunun şurasında iki ay kaldı. Sen de, ben de dişimizi sıkmak zorundayız. Kolay değil, ben ikinci kez baba, sen de anne olacaksın. Doğacak yavrumuz sağlıklı olsun da, ister kız, ister erkek olsun.»
İlyas Salman, yorgun olduğu kadar mutlu da görünüyor. Önce gülüyor, sonra tekrar konuşuyor:
«Arkadaş, Allah seni inandırsın, günün birinde kendi işlerimin dışında ev işleriyle de uğraşacağım aklımın ucuna bile gelmezdi. Laf aramızda, bu tur işleri eşine yardım olsun diye yapanlara da gizli gizli gülerdim. Ancak ne demişler, 'Gülme komşuna, gelir başına'.. Şaka bir yana, her şeyi eşim ve doğacak yavrum için yapıyorum.»
Söz dönüp dolaşıp, sinemaya geliyor. «İbişo», «Sefil Bilo», «Talihli Amele», «Kibar Feyzo» ve «Beş Parasız Adam» adlı filmlerde rol alan sanatçı, bu filmleriyle ilgili olarak şunları anlatıyor:
«Sinemaya ilk adımımı atmaya çalıştığım günlerde, ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Sinemada öyle bir yol izlemem gerekiyordu ki, o anda sinemada bulunan tüm komedi sanatçılarından ve onların çizgisinden farklı olmalıydı. Gerçek şudur: Her komedinin altında bir takım düşündürücü gerçekler yatar. Ancak hu süliet halinde verilir. Pek belirgin değildir. Ben gerek dış görünüşüm gerekse konuşma tarzımla komediye yatkın bir oyuncu görünümündeyim. Bu görünümü, yapacağım filmlerde ’kara mizah' ile pekiştirmeye karar verdim. 'Talihli Amele' buna verebileceğim en güzel örneklerden biridir. Senaryosunu Başar Sabuncu'nun yazdığı bu filmdeki rolümle 'kara mizah’ı tam anlamıyla işliyordum.»
Hemen soruyoruz: «Peki başarınızı, dış görünüşünüze mi, yoksa 'kara mizah' dediğiniz türden olan filmlere mi borçlusunuz?»
«Bunu kesin olarak söylemem mümkün değil. Konuşmalarım, dış görünüşüm ve benim için yazılan senaryolar bir bütündür. Hepsi ayrı ayrı önemlidir. Bir öğeyi alıp, başarımı ona maletmem, sanırım haksızlık olur. Tabii, övünmem gereken bir bgşarının henüz gerçekleştiğini sanmıyorum. Henüz çok yeniyim sinemada. Ancak sinema için koyduğum kurallarıma sonuna kadar uymam gerekiyor.»
«Bize bu kurallarınızdan söz eder misiniz?»
«Çok basit... Ben yalnız güldüren bir kişi değilim. Aynı zamanda düşündüren, güldürürken, toplumun çarpık yönlerini sergileyen bir kişi olarak da tanındım. Kısacası, senaryosu oturaklı olan her tür filmde oynayabilirim.
«Türk Sineması maliyeti yüksek yapımları kaldıramaz. Bu nedenle, bu boşluğu doldurabilmek için senaryonun güçlü olması, seyirciyi sinemaya çekmesi gerekmektedir. Bu da, şudur: Halk sinemaya gelip koltuğa oturduğu zaman, perdede kendisini, yaşadığı çevreyi, insanları daha sağlıklı bir açıdan görebilmelidir Gülmek hakkıdır... Evet, ama bu arada düşünmelidir de...»

Önce film setine giden, daha sonra Şan Müzikholü’ndeki oyun için sahneye çıkan, en önemlisi de evdeki işlerle uğraşan İlyas Salman'ın yorgunluğunu gözlerinden okumak mümkündü. Bu nedenle, sanatçıyı daha fazla yormamak için sohbetimizi noktalamak zorunda kaldık...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...