Her
taşra delikanlısının gönlünde büyük kent özlemi yatar. Hem
ekonomik ihtiyaçlardan doğar hu özlem, hem de sosyal idealler ve
eğlence alanındaki meraklardan...
İbo
da ilk kez İstanbul'a gitme kararını verdiğinde henüz delikanlı
denecek çağdaydı... Ama bir sorunu, bir engeli vardı İbo'nun...
Ne mi? Para tabii... Beyazperdeye yansıyan İstanbul görüntüleri
ve kartpostallarda gördüğü deniz, onu derin düşlere alıp
götürüyordu... Urfa’dan kalkıp İstanbul'a gitmeye karar
verdiğinde, İbo için yeni hir dönem başlıyordu... Yazgısı
belki değişecek, belki de umduğunu bulamayacak, hayal kırıklığına
uğrayacaktı, ama yine de inatçı kişiliği onu bu kararından
caydıramayacaktı... Para biriktirmeğe başladı... Amacı yeterli
parayı toplayınca pılısını - pırtısını alıp yollara
düşmekti... Haftalar ve aylar sürdü bu işlem... Onun için
kadere boyun eğmek hayata yenik düşmekti... Ne yapıp edip yeni
ufuklar açmalı, yeni boyutlar kazandırmalıydı statik yaşamına...
Bir gün bir de baktı ki, daha doğrusu paslı teneke kutusunu açıp
da gördü ki, 250 lirası vardı... O zamanlar Urfa - İstanbul
arası çalışan otobüsler 45 lira alıyordu yolcu başına...
Hemen kafasında kabataslak bir hesap yapıp birikmiş parasının bu
serüven için kendisine yeteceğini düşündü...
Kendisinden
gayrı kimseye haber vermemişti... Çünkü biliyordu ki, böyle bir
girişim özellikie ailesi tarafından önlenecek ve belki de
onarılmaz çatışmalara yol açacaktı... Gidip biletini aldı..
İçine bir hüzün çökmüştü İbo'nun... «Acaba» diyordu, «Bir
daha bu yerlere dönebilecek miyim, anamı-babamı, kardeşlerimi bir
daha görebilecek miyim?» diye geçiriyordu içinden... İlk kez
baba ocağından ayrı düşüyordu, ilk kez yaşadığı çevrenin
sınırları dışına taşıyordu... Bu onu bir anlamda ürkütüyor,
heyecanlandırıyor, duygulandırıyordu...
...Ve
bir sabah otobüse binip yola çıktı... Urfa’sı gittikçe
ardında kalıyor, kent küçülüyordu... Yanındaki adam, «İyi
yolculuklar kardeş» dediğinde İbo'nun boğazında bir şeyler
düğümlenir gibiydi... Yanıt verecek gücü kendisinde bulamayıp
gözlerini dağlara doğru dikti... Yanakları sırılsıklamdı...
Otobüsün camına vuran silüetinde belli belirsiz yaşlar
görüyordu... Ağlıyordu.
İstanbul'a
vardığında kederi daha da ağırlaşmıştı İbo’nun. Muavine
Kadıköy yakasında ineceğini söyledi... Elinde bir adres vardı.
Yanında çalıştığı Ahmet Usta'nın yanına gidecekti...
Hasanpaşa semtine ait adresi sora sora buldu sonunda... Akşam
saatleriydi... Kapının zilini çaldı... Karşısında çırağını
gören Ahmet Usta, İbo’nun boynuna atıldı... Sarmaş - dolaş
olmuşlardı...
«Olsun,
zororı yok» diyordu Ahmet Usta... «Birkaç gün kalıp dönersin.
Bari fazla merakta bırakma ananı - babanı.»
Bu
sözler ona güç ve moral verdi... Sabah olur olmaz sokaklara
düşüyor, ayağının altı yürümekten şişinceye kadar gezip
dolaşıyordu.. Gördüğü en ufak ayrıntıyı bile sonra eve gelip
Ahmet Ustasına anlatıyordu... Aradan 10 gün geçmişti... Huzursuz
olmaya başlamıştı... Ailesi gözünün önünden gitmiyordu...
Üzülüyordu... Üstelik özlemişti... Kilometrelerce uzaktaydı
ama kalbi onlar için çarpıyor, gözleri hep evini arıyordu...
Nasıl ki, aylar önce İstanbul'a gitmeye karar vermişse bu kez de
Urfa'ya dönmeye karar vermişti... Dönecekti, dönmeye
zorunluydu... Ahmet Usta'ya hu arzusunu söyleyince, «Olur»
yanıtını aldı... Ustası gidip otobüs biletini aldı ve bu genç
yolcuyu Urfa’ya uğurladı...
İstanbul
belki büyük, güzel bir kentti... Ama Urfa'nın da ezgileri,
türküleri, sazı ve sözü vardı... İstanbul’un görkemli
yapıları vardı ama, İbo'nun kendini bekleyen bir yuvası vardı...
Urfa
otobüs terminaline indiğinde babasıntn huzuruna nasıl çıkacağını
düşünüyordu... Doğru ninesine gidip durumu anlattı... Ninesine
sığınarak birlikte Ahmet Tatlı’nın yanına vardılar... Babası
sesini çıkarmadı, sadece iki üç öğütle yetindi. Ve yine
başladı inşaatlarda çalışmaya, mala sallamaya, davet
gecelerinde türküler söylemeye.
O
yaşlarda daha hala bir nüfus kağıdı yoktu İbo'nun... Bir gün
babasına bunun nedenini sorduğunda şu yanıtı almıştı:
«Oğlum
haklısın... Ama annenle bizim resmi nikahımız yok. Hoca nikahıyla
oturuyoruz.»
Bu
soru Ahmet Tatlı’yı derinden yaralamıştı... Hemen evlendi ve
çocukları da böylece birer Türk vatandaşı oluverdiler...
İlk
sahneye çıkışları ve bu konserlerinden para kazanması İbo'nun
18 yaşlarına rastlar... Urfa'da Şehir Sineması'nda konsere
çıktığında küçük miktarda bir para girmişti cebine...
Artık
sadece inşaat işçisi değildi o... Profesyonel bir sanatçıydı
da... Çıkıyor iki - üç türkü söyleyip birkaç kuruş
kazanıyordu... Ama tam anlamıyla adı Urfa'ya yaygınlaşmamıştı...
Sadece kendi çevresi tanıyor ve bir de konserde kendisini
dinleyenler adını biliyordu... Hepsi o kadar...(diğer haberler
için aşağıdaki linke tıklayın)
Tozlumagazin
Yorumlar
Yorum Gönder