Ana içeriğe atla

İbrahim Tatlı'dan İbrahim Tatlıses'e

Her taşra delikanlısının gönlünde büyük kent özlemi yatar. Hem ekonomik ihtiyaçlardan doğar hu özlem, hem de sosyal idealler ve eğlence alanındaki meraklardan...
İbo da ilk kez İstanbul'a gitme kararını verdiğinde henüz delikanlı denecek çağdaydı... Ama bir sorunu, bir engeli vardı İbo'nun... Ne mi? Para tabii... Beyazperdeye yansıyan İstanbul görüntüleri ve kartpostallarda gördüğü deniz, onu derin düşlere alıp götürüyordu... Urfa’dan kalkıp İstanbul'a gitmeye karar verdiğinde, İbo için yeni hir dönem başlıyordu... Yazgısı belki değişecek, belki de umduğunu bulamayacak, hayal kırıklığına uğrayacaktı, ama yine de inatçı kişiliği onu bu kararından caydıramayacaktı... Para biriktirmeğe başladı... Amacı yeterli parayı toplayınca pılısını - pırtısını alıp yollara düşmekti... Haftalar ve aylar sürdü bu işlem... Onun için kadere boyun eğmek hayata yenik düşmekti... Ne yapıp edip yeni ufuklar açmalı, yeni boyutlar kazandırmalıydı statik yaşamına... Bir gün bir de baktı ki, daha doğrusu paslı teneke kutusunu açıp da gördü ki, 250 lirası vardı... O zamanlar Urfa - İstanbul arası çalışan otobüsler 45 lira alıyordu yolcu başına... Hemen kafasında kabataslak bir hesap yapıp birikmiş parasının bu serüven için kendisine yeteceğini düşündü...
Kendisinden gayrı kimseye haber vermemişti... Çünkü biliyordu ki, böyle bir girişim özellikie ailesi tarafından önlenecek ve belki de onarılmaz çatışmalara yol açacaktı... Gidip biletini aldı.. İçine bir hüzün çökmüştü İbo'nun... «Acaba» diyordu, «Bir daha bu yerlere dönebilecek miyim, anamı-babamı, kardeşlerimi bir daha görebilecek miyim?» diye geçiriyordu içinden... İlk kez baba ocağından ayrı düşüyordu, ilk kez yaşadığı çevrenin sınırları dışına taşıyordu... Bu onu bir anlamda ürkütüyor, heyecanlandırıyor, duygulandırıyordu...
...Ve bir sabah otobüse binip yola çıktı... Urfa’sı gittikçe ardında kalıyor, kent küçülüyordu... Yanındaki adam, «İyi yolculuklar kardeş» dediğinde İbo'nun boğazında bir şeyler düğümlenir gibiydi... Yanıt verecek gücü kendisinde bulamayıp gözlerini dağlara doğru dikti... Yanakları sırılsıklamdı... Otobüsün camına vuran silüetinde belli belirsiz yaşlar görüyordu... Ağlıyordu.
İstanbul'a vardığında kederi daha da ağırlaşmıştı İbo’nun. Muavine Kadıköy yakasında ineceğini söyledi... Elinde bir adres vardı. Yanında çalıştığı Ahmet Usta'nın yanına gidecekti... Hasanpaşa semtine ait adresi sora sora buldu sonunda... Akşam saatleriydi... Kapının zilini çaldı... Karşısında çırağını gören Ahmet Usta, İbo’nun boynuna atıldı... Sarmaş - dolaş olmuşlardı...
«Olsun, zororı yok» diyordu Ahmet Usta... «Birkaç gün kalıp dönersin. Bari fazla merakta bırakma ananı - babanı.»
Bu sözler ona güç ve moral verdi... Sabah olur olmaz sokaklara düşüyor, ayağının altı yürümekten şişinceye kadar gezip dolaşıyordu.. Gördüğü en ufak ayrıntıyı bile sonra eve gelip Ahmet Ustasına anlatıyordu... Aradan 10 gün geçmişti... Huzursuz olmaya başlamıştı... Ailesi gözünün önünden gitmiyordu... Üzülüyordu... Üstelik özlemişti... Kilometrelerce uzaktaydı ama kalbi onlar için çarpıyor, gözleri hep evini arıyordu... Nasıl ki, aylar önce İstanbul'a gitmeye karar vermişse bu kez de Urfa'ya dönmeye karar vermişti... Dönecekti, dönmeye zorunluydu... Ahmet Usta'ya hu arzusunu söyleyince, «Olur» yanıtını aldı... Ustası gidip otobüs biletini aldı ve bu genç yolcuyu Urfa’ya uğurladı...
İstanbul belki büyük, güzel bir kentti... Ama Urfa'nın da ezgileri, türküleri, sazı ve sözü vardı... İstanbul’un görkemli yapıları vardı ama, İbo'nun kendini bekleyen bir yuvası vardı...
Urfa otobüs terminaline indiğinde babasıntn huzuruna nasıl çıkacağını düşünüyordu... Doğru ninesine gidip durumu anlattı... Ninesine sığınarak birlikte Ahmet Tatlı’nın yanına vardılar... Babası sesini çıkarmadı, sadece iki üç öğütle yetindi. Ve yine başladı inşaatlarda çalışmaya, mala sallamaya, davet gecelerinde türküler söylemeye.
O yaşlarda daha hala bir nüfus kağıdı yoktu İbo'nun... Bir gün babasına bunun nedenini sorduğunda şu yanıtı almıştı:
«Oğlum haklısın... Ama annenle bizim resmi nikahımız yok. Hoca nikahıyla oturuyoruz.»
Bu soru Ahmet Tatlı’yı derinden yaralamıştı... Hemen evlendi ve çocukları da böylece birer Türk vatandaşı oluverdiler...
İlk sahneye çıkışları ve bu konserlerinden para kazanması İbo'nun 18 yaşlarına rastlar... Urfa'da Şehir Sineması'nda konsere çıktığında küçük miktarda bir para girmişti cebine...

Artık sadece inşaat işçisi değildi o... Profesyonel bir sanatçıydı da... Çıkıyor iki - üç türkü söyleyip birkaç kuruş kazanıyordu... Ama tam anlamıyla adı Urfa'ya yaygınlaşmamıştı... Sadece kendi çevresi tanıyor ve bir de konserde kendisini dinleyenler adını biliyordu... Hepsi o kadar...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Tozlumagazin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Nükhet Duru'nun Çıplaklığı Başına Dert Oldu

ARTIK Nükhet Duru gecede 3-4 yerde sahneye çıkan bir uvertürdür. Repertuvarına daha bir dikkat eder; saçına, giyimine, hareketlerine daha bir özen göstermeye gayret eder. Bu arada Yeşilçam'dan da film teklifleri gelmektedir. Ve yıl 1970'tir. Ayhan Işık, Bahar Erdeniz ve Yusuf Sezgin 'in başrolleri paylaşacakları bir filmin hazırlıkları yapılmakta ve bu filme bir kadın oyuncu aranmaktadır. Ve Nükhet Duru adında karar verir yapımcılar. O günleri de şöyle anlatır Duru: «Bir gün çalıştığım gazinonun kulisine bir prodüksiyon amiri geldi. 'Nükhet Hanım hikaye tam size göre, Ayhan Işık'la oynayacaksınız' dedi. «Ben 'Oynayamam, imkanı yok' dedim. Adam 'Neden?' diye sordu. «'Zaten gecede üç dört yerde sahneye çıkıyorum. Gündüzleri de uyuyorum filmi ne zaman çekeceğiz. Film çekmeye zamanım mı var?' dedim. «'Biz çekim saatlerini sizin boş saatlerinize göre ayarlarız' dedi adam. «Sonra çekimler başladı. Ben ne filmin adını b...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...