Ana içeriğe atla

Lady Diana'nın Evlenmesini İstemiyorlar

Bir İngiliz gençlik dergisinin yaptığı araştırmaya göre, İngiliz gençliği Lady Diana'nın, Prens Charles ile evlenmesini sanıldığı gibi sevinç ve memnuniyetle karşılamıyor. Aksine, ankete cevap veren gençlerin büyük bir çoğunluğu, Lady Diana'nın durumunun hiç de imrenilecek bir şey olmadığını ileri sürüyorlar. Hatta genç kızlar arasında, «Lady Di, genç yaşta intihar ediyor» diyenlere de rastlamak mümkün...
İsterseniz İngiliz gençlerinin müstakbel kral ve kraliçeleri hakkında ne düşündüğünü yine kendi ağızlarından dinleyelim. Ankete verilen cevapların bazıları şöyle...
Viktoria Scarmid (17 yaşında - Kütüphanecilik öğrencisi):
«Kendimi bazen Lady Diana'nın yerine koyuyorum da, acaba böyle bir evlilik bana teklif edilse kabul eder miydim diye düşünüyorum. Doğrusunu isterseniz buna pek de olumlu cevap veremiyorum. Bir defa insanın kendi istediği gibi yaşaması mümkün değil... Görmüyor musunuz daha şimdiden Lady Diana ne giyse hemen basında konu oluyor. Herkes karışıyor... Yok bir prenses böyle giyinir miymiş, yok göğsünü göstermiş... Bir yığın ukalalık. Anlaşılan bu böyle devam edip gidecek. Artık gardırobunu bile kendisi değil, Londra'nın dedikodu çevreleri tayin edecek... Prens Charles'ın da Lady Diana'yı gerçekten sevip sevmediği bence şüpheli. Çünkü Prens tercihini gönlüne göre değil, daha çok kral ailesinin geleneklerine uygun bir şekilde yapmışa benziyor. Eğer ben böyle tarifeye uygun bir evlilik teklifi ile karşılaşsam, herhalde pek kolay kabul etmezdim...»
Billy Huckabee (16 yaşında - Bir gazinoda barmenlik yapıyor):
«Lady Di'nin şansı açıldı... Doğrusu iyi piyango vurdu... Bana sorarsanız bu evlilik iyi oldu, yoksa Prens yavaş yavaş tohuma kaçmaya başlıyordu, eh Lady Diana da doğrusu güzel kız...»
Mary Allyn (19 yaşında - Manken ve fotomodel):
«Niçin bu kadar gürültü koparılıyor anlamıyorum... İster prens olsunlar, ister prenses, bence hiçbir şey farketmez.. Doğrusu hiç kendimi Lady Diana'nın yerine koymayı düşünmedim. Her dakika, herkesin gözünün üstünüzde olması pek hoş bir şey değil herhalde...»
Loretta Lawson (18 yaşında - Süpermarkette tezgahtar):

«Hıh... Prens Charles bence çok kendini beğenmiş birisi... Sanki bütün kızlar kendisiyle evlenmeye can atıyormuş gibi bir hava yarattılar Telefon konuşmalarını da okuduk işte... Bence hiç de espritüel değil. Yakışıklı olduğunu söylemeye ise bin şahit ister. Oysa Diana Spencer bence çok güzel ve genç bir kadın. Hangi erkeği istese elde edebilir. Bu kadar genç yaşta evlenmesi de tecrübesizliğini gösteriyor... Saraya hapsolduktan sonra farketse bile iş işten geçmiş olacak... Bence Lady Di, hayatını yaşamadan genç yaşında intihar etti.»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Ajda Pekkan Konuşuyor

Kimisine göre Eurovision yenilgisinin getirdiği bunalımdan kimisine göre aşk ilişkilerindeki çıkmazdan büyük bir bunalıma itilmişti. Kimseyle görüşmek istemiyor, giderek kilo veriyor, gülmeyen yüzü, kuşkulu bakışlarıyla çok zaman bilinçsiz ve yanlış davranışlarda bulunuyordu. Bu sıkıntılı dönemini atiatamayacağım anlayınca her şeyi bırakıp kaçmak istedi. Günün birinde uçağa atladığı gibi Türkiye'den uçup gitti... Bazıları Londra'da olduğunu söylüyordu Ajda'nın... Ama kesin olarak kimsenin bildiği bir şey yoktu. Bir hafta Paris'te görülüyor, sonra Cenevre'de veya Zürih'de olduğundan söz ediliyordu. Beili ki, sıkıntısı, problemleri ülkesini terketmekle geçmemişti. Yerinde duramıyor, bir şeyler arıyor, aradığını bulamıyordu... İşte o günlerde ansızın bir akşam saatinde SES'e telefon etmişti Ajda... «Unutmak ve unutturmak istiyorum. Bıktım, usandım... En az altı ay gelmeyeceğim Türkiye'ye... Müziği seviyorum. 17 yıllık çocuğum benim. Kuşkusuz müzikten...