Ana içeriğe atla

Levent Kırca'dan Hodri Meydan

Bir şirketin yönetim kurulu toplantısını düşünün. Neler konuşulur? «Hisse senetleri yükseliyor mu, yoksa düşüyor mu?», «Kaynak sıkıntısı çekiliyor. Tahvil mi ihraç edilsin, yoksa bankalardan faizle kredi mi alınsın?»
Hodri Meydan Kültür Merkezi’nde de bir şirket ve yönetim kurulu var. Ama bu yönetim kurulunda hic de bildiğimiz konuşmalar olmuyor. Onların konuları çok daha değişik... «Eski filmler gösterilsin mi, gösterilmesin mi?» «Caz konserlerine devam edilsin mi, edilmesin mi?» İşte böyle işlerle iştigal ediyor Hodri Meydan yönetim kurulu. Gerçek bir kültür merkezi olabilmek amacıyla kurulmuş zaten ve yolunda hiç sekmeden yürüyor. Biz de Levent Kırca'ya hu projenin nasıl doğduğunu sorduk. Bakın nasıl yanıtladı sorumuzu:
«Böyle bir model düşünüyordum ben. Daha önceki yıllarda seyircinin kültür gereksinimine cevap verebilmek için ne yapmak gerektiği üzerine çek düşündüm... Sinemada 1950'li yıllardaki filmleri yeniden gösterime sokmayı planladım. Çünkü bunlar gerçekten önemli filmlerdi. Konserler, diğer sanat faaliyetleri hep düşündüğümüz şeylerdi... Ama böyle büyük bir projeye atılabilmek için takıntılarım vardı. Örneğin, askerliğimi yapmamıştım daha. Askerliğim bittikten sonra bu işi gerçekleştirdik. Gerçekleştirdiğimizde de gördük ki, oluşturduğumuz birim gerçekten sanatseverler için bir ihtiyaçmış. Bir isim koymak gerekiyordu. Hodri Meydan koyduk... Tartışmalara yol açtı. 'Ne oluyor, Levent Kırca meydan mı okuyor?' diye. Oysa öyle değil. Geleneksel Türk Tiyatrosu'nun meydan kavramından yararlanmıştık. İsim böyle doğdu. Tcöiî belli bir ayrıcalığı oldu. Ama iyi de oldu.»
«İlk başladığınızda yeteri kadar ilgi doğdu mu?»
«İlk sinemayla başladık. Askerlik dönüşüm tam sezonun ortasına rastladığı için tiyatro yapamadık... Tiyatro ile girehilseydik belli bir miktar seyirci zaten alışmış olacaktı. O zaman hiç mesele olmayacaktı. Bu yüzden ilk haşladığımızda biraz tuhaf oldu. Yedi kişilik bir seyirci grubumuz vardı. Sonra dokuza çıktı. Bir ara biz de şaşırmadık değil hani. Ne olacak bu iş böyle diye. Ama bu eski filmlerin de ilgiyi çekmesi gerektiğini düşünüyorduk. Sonraları bir baktık ki, salon dolup dolup boşalmaya başladı. Bize yeriniz sarp filan diyorlardı. Bütün bunlara rağmen seyircilerin iyi olanı kaliteli olanı seçmekte tereddüt etmediğini gördük. Simdi çok iddialıyız. Tiyatromuz da başladıktan sonra Hodri Meydan'ımız çok daha ileri noktalara ulaşacak. Umudumuz şuradan doğuyor. Seyircimiz cok bilinçli. En küçük aksaklıkları bile eleştiriyor acımasızca. Tabii bu ilişki bizim daha iyi hizmetler vermemize yol açıyor.»
«Bu girişimin sonuçları neler oldu?. Şu bir yıl içinde sanat faaliyetlerine Hodri Meydan'ın ne katkısı oldu?»
«Biz daha başlangıçta caz konserleri vermeyi düşünmüştük. Ama ne biz, ne de cazcı arkadaşlar doğrusu ilginin bu kadar büyük olacağını beklemiyorduk. Sonuç olağanüstü oldu. İnsanlar gazoz kasalarının üzerinde konser dinlediler. İlgiyi tamamen yitirmeye yüz tutan caz müziği, birden taze kan kazandı... Yeni hir şevk, yeni heyecan doğdu... Şimdi caz festivali hazırlıyor arkadaşlar. Biz de caz konserlerimizi ve diğer müzik faaliyetlerimizi haftada bire indirmeye çalışıyoruz.»
«Peki, son olarak yeni sezon için projelerinizi öğrenebilir miyiz?»

«Yeni sezonda önemli bir tiyatro atılanıyla giriyoruz. Dört tane oyun var üzerinde çalıştığımız. Biri benim daha askerlik yaptığım zamanlarda çalışmaya başladığım bir çalışma. Sosyal içeriği ağırlıkta olan oyunlar genellikle. Tabii eğlendirici yanını da ihmal etmiyoruz. Konserlerimiz sürecek... Film gösterilerimiz artık vazgeçilemeyecek bir alışkanlık halini aldı. Seneye artık tam anlamıyla bir kültür merkezi hizmeti sunacağız. Başaracağımızdan eminiz, çünkü zerre kadar ticari düşüncemiz yok...»...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...