«Akü nasıl kontrol
ettiniz mi?.. Şaryoyu şuraya yerleştirin... Çocuklar
reflektörleri hazırlayın... Şöyle, şöyle şu taraftan.
Güzel... Erol Bey şurada durur musunuz?... Türkan Hanım bu kadraj
nasıl?...»
«Güzel... Bir prova
yapalım... Evet, Erol Bey alt sokaktan koşarak gelip, bu taşın
yanında duracaksınız... Evet... Oldu...»
«Kaset bir, sahne üç,
plan dört, çekim bir...»
«Alanı boşaltın
lütfen...»
«Klaket... Evet
hazır...»
«Motor...»
Evet, kimimize belki
yabancı gelecek olan bu konuşmalar bir Yeşilçam filminin çekim
öncesi çalışmalarını anlatıyor. Yalnız bu bildiğiniz
Yeşilçam filmlerinden değil... Ne oğlan kör oluyor, ne de kız
şarkıcı. Hatta, fabrikatörün kızı tamirci oğlana, zengin
oğlan başı eşarplı, takma kirpikli fakir işçi kıza aşık
falan olmuyor. Peki ne oluyor? Türkan Şoray 1,5 yıl aradan sonra
kameranın hem önüne, hem de arkasına geçerek bir Çukurova
destanını filme çekiyor... Hem yönetmenlik, hem de başrol
oyunculuğu yapan Türkan Şoray, Türk Sineması'nın en iyi teknik
kadrosu ve sanat değerlerini birçok kez kanıtlamış oyuncu
topluluğu ile birlikte Yaşar Kemal’in «Yılanı Öldürseler»
adlı destan - romanını canlandırıyor.
Olay trajik bir yapı
içersinde, tüm Çukurova'nın güzelliğine hayran olduğu Esme
adlı bir kadın ve 10 yaşlarındaki oğlu Haşan etrafında
gelişmektedir... Zengin bir ailenin kızı olan güzeller güzeli
Eşme’yi, yine zengin bir ailenin büyük oğlu olan Halil kaçırır,
tecavüz eder ve evlenir. Esme'nin sevgilisi Abbas bunu Halil'in
yanına bırakmaz. Düğün günü Halil'i yaralar ve hapse düşer.
Esme'nin bir oğlu olur, adını Haşan koyarlar. Esme, hala Abbas'ı
sevmekte ve kocası ile anlaşamamaktadır. Oğlu Haşan 10 yaşlarına
geldiğinde Abbas hapisten çıkar ve evlerini basıp Halil'i
öldürür. Bunun üzerine Halil’in kardeşleri Mustafa, Ali ve
İbrahim de dağda Abbas'ı bulur ve öldürürler... Halil'in anası,
Eşme'nin kaynanası Zöhre Ana, Abbas'ın kanı akmasına karşın,
bir türlü rahata eremez ye, «Oğlumun kanlısı Abbas kafiri
değil, oğlumun kanlısı Esme'dir... Varın temizleyin kanınızı»
der. Der, demesine ama, oğullarının hiçbirisinin güzeller güzeli
Esme'yi vurmaya eli varmaz. Ve ondan sonra Zöhre Ana tüm köyü
etkisine alır. Halil'in hortladığı, bir gece çakal, bir gece it,
bir gece yılan, bir gece çekirge olduğu ve mezarında inim inim
inlediği söylentisi tüm köyü tutar... Kimine göre Halil
hortlamış, kanlısını istemektedir, kimisine göre Halil yılan
olmuş, gökten kızıl yılanlar yağmıştır. Böylece başta
büyükanası olmak üzere bütün köy, Hasan'ı etki altına alır
ve sonunda aklını çelip annesi, güzeller güzeli Esme'yi
öldürtürler.
Filmde Eşme'yi Türkan
Şoray, Halil'i Ahmet Mekin, Abbas'ı Mahmut Cevher, Mustafa'yı
Yaman Koray, Ali'yi Talat Bulut, İbrahim'i Kemal Bal, Zöhre Ana'yı
Aliye Rona, Deli Kerim'i Erol Demiröz, Derviş'i Hüseyin Peyda,
Hasan'ı da çocuk yıldız Pars Sezer canlandırıyor.
Olayın geçtiği yöre
olan Ceyhan Nehri kıyısındaki Hemite Köyü'nde ve Anavarza
Kalesi'nde çekilen film için tüm kadro iki ay süre için
Çukurova'ya yerleşti.
Görüntü
yönetmenliğini Güneş Karabuda'nın yaptığı film, yapımcı
firma Umut Film'e yaklaşık 15 milyon liraya malolacak. Böylece
Yeşilçam'da rekor kıracağa benzer.
Bu arada
geceli-gündüzlü filmin başarısı için çalışan Türkan
Şoray'a en büyük morali her gece İstanbul'dan aksatmaksızın
telefon açan Rüçhan Adlı veriyor.
«YILANI Öldürseler»
filminde köylü güzeli Esme'yi canlandıran Türkan Şoray'ın, köy
yaşamı gereği saç başında yufka pişirmesi gerekiyordu. Sanatçı
ve görüntü yönetmeni düşündüler taşındılar ve bu işi bir
bilene yaptırmaya karar verdiler. Hemen hamur, oklava, hamur tahtası
hazırlandı ve filmin çekildiği evin sakinlerinden Hanife Hanım
çağrıldı. Hanife Hanım geldi, hamur tahtasının başına geçti
ve bir çırpıda sigara kağıdı İnceliğinde nefis bir yufka
açtı. Sonra devreye Türkan Şoray girdi. Yufkayı oklavaya sardı
ve kameranın karşısına geçip kızgın saçta pişirmeye başladı.
Fakat daha prova yapılırken yufka pişiverdi. Bunun üzerine ara
verildi ve Hanife Hanım gelip bir yufka daha açtı. Bu kez çekime
geçildi fakat, ateş fazla duman yaptığı için sahne iyi olmadı,
bir kez daha çekilmesi gerekti. Bu arada ne yazık kİ yufka yine
pişmişti. Tekrar ara verildi ve Hanife Hanım elçabukluğu İle
bir yufka daha açar ve Türkan Şoray onu bir kez daha pişirdi.
Oyuncu Türkan Şoray'ın sahnesi, yönetmen Türkan Şoray'ın
istediği gibi olmamıştı, tekrar çekim yapılacaktı. Böyiece
olduydu olmadıydı, piştiydi pişmediydi derken sonunda istenen
sahne çekilebildi ama, bu arada hir kenarda da pişmiş yufkalar
küçük bir yığın oluşturmuştu,
OSMANİYE'DE BAYRAM
FİLMİN bir sahnesi
için kırmızı gelincik çiçekleriyle kaplı buğday tarlası
gerekiyordu. Arandı tarandı sonunda Osmaniye ilçesi yakınlarında
uygun bir tarla bulundu. Ama iş bu kadarla da bitmiyordu. Tarlanın
sahibinden de izin almak gerekiyordu zira, dörtnala giden bir at
tarlayı boydan boya geçecekti. Neyse sonunda tarlanın sahibi de
ikna edildi. Bu izinden sonra ekip hemen kolları sıvadı. İşte ne
olduysa ondan sonra oldu. Tüm Osmaniye Türkan Şoray'la birlikte
«filmcilerin» ilçelerinde film çekeceğini duymuştu. Ve Osmaniye
boşandı... Kucağı bebeli anneler, ak sakallı dedeler ve
yüzlerce, binlerce çocuk bir anda film setini dolduruverdi. Film
çekmek ne mümkün... Neyse, kısa bir süre sonra ona da çare
bulundu. Civardan temin edilen ipler birbirine eklendi ve Osmaniye
halkı bir kenara düzgün bir. şekilde istif edildi. Böylece hem
film çekilebildi hem de Osmaniyeliler sevgili Türkan Şoray'larını
doya doya seyredebildiler.
TÜM film ekibi, Türkan
Şoray ve sanatçılar Aslantaş baraj şantiyesinin misafirhanesinde
kalıyorlardı. Akşam yemekleri de şantiyenin kulübünde baraj
inşaatında çalışan mühendis ve teknisyenlerle birlikte
yeniyordu. Film ekibi, sanatçılar ve şantiye sakinleri arasında
dostça bir diyalog kurulmuştu. Birlikte yemek yeniyor, televizyon
seyrediliyor ve sohbet ediliyordu. Yalnız 10 Mayıs akşamı bir
değişiklik oldu. O gün özel bir gündü. Anneler Günü’ydü ve
Aslantaş baraj inşaatı personelinin eşleri o gün için özel bir
eğlenti tertiplemişlerdi. Erkeklere kapalı olan bu eğlentide
hanımlar felekten bir gece çalacaklardı... Bu gecenin özel bir de
konuğu vardı. Türkan Şoray Tabii bir de gecenin tek erkek konuğu
olarak fotoğraf makinemizle biz. Önce Türkan Şoray bütün
masalara tek tek davet edildi. Fotoğraflar çekildi. Gülündü,
sohbet edildi. Yavaş yavcş kadehler birbirini takip etlikçe hava
ısınmaya başladı ve pikapta çalınan oynak havalara bayanlar tek
tük kalkıp oyunları ile eşlik etmeye başladılar. Sonunda oyun
sırası alkışlar arasında Türkan Şoray'a geldi. Sanatçı
ısrarları nezaketle reddetmeye çalıştı ama ne mümkün! En
nihayet Türkan Soray «Anneler Günü»nü kutlayan hanımlarla
birlikte oyuna kalkarken bize de salonu terketmek düştü.
EROL Demiröz filmde
köyün delisi «Deli Kerim»i oynayacaktı. Çekim günü Erol
Demiröz kostümü giydi ama, doğrusu kimsenin içine pek sinmemişti
bu giysi. Bunun üzerine dolaşıldı, köyde görülen ilginç
giysiler Erol Demiröz'e giydirildi. Sonunda «Deli Kerim» tam
istenildiği gibi olmuştu. Sıra gelmişti üstündeki giysileri
eskitmeye ve kirletmeye. Sanatçı en yakın avludaki gübreliğe
gitti ve çocukların hayret dolu bakışları arasında
yuvarlanıyor, gübreli toprağı üstüne sürüyordu. Kısa bir
süre sonra gerçek bir deli olarak kamera karşısındaki yerini
aldı.
SETTE herkesin kostümü
hazırlanıp getirilmişti ama bu hazırlama biraz «asker işi»
olmuştu. Kiminin elbisesi bol, kimininki dardı... Zaman kısıtlı
olduğu için iş başa düşmüştü... Yaman Koray bir yandan,
Talat Bulut bir yandaniğne ipliği alıp kostümlerini düzeltmeye
oturdular. Pek alışkın olmadıkları bu iş onları biraz
zorluyordu doğrusu. Dikiş biraz büzüldü, biraz da parmaklarına
iğne battı ama giysilerini bedenlerine oturtmayı başardılar
sonunda. Kahcenin camında ise köyün çocukları tüm bu uğraşları
izliyorlardı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder