Banu Alkan'ın
itiraflarında yeni bir sayfanın açılışına tanık oluyoruz...
Yugoslavya'daki çocukluk yılları, Türkiye'ye göç edişleri,
ilkokulda okuduğu sıralardaki anılar ve sekreterlik yaptığı
günlerden sonra küçük Alkan'ın bir eve davetli olarak
gittiğinden söz etmiştik geçen sayımızda... Banu Alkan,
yaşamında büyük rol oynayacak olan bu eve gittiğinde olağanüstü
bir ilgi ve sevgiyle karşılanır... Evin sahibesi Gülseren Demirel
ve eşi Erdinç Bey, küçük konuklarını yere göğe
konduramazlar... Erdinç Demirel davetini «Gel de kızlarımla
arkadaş ol» şeklinde yaptığı için o da haliyle salonun bir
köşesinde kendisine arkadaşlık yapacak olan kızlorı
beklemektedir... Ancak uzun bir süre süren bu beklentisi boşa
gider... Neden sonra ortaya iki küçük bebek çıkar... Yaşıtlarını
beklerken biri birbuçuk, diğeri üç- buçuk yaşında iki kardeşi
karşısında gören Banu Alkan şaşkınlıktan küçük dilini
yutacak gibi olur... İçinden «Bunlara mı ben arkadaşlık
yapacağım?» diye geçirir... Ve de tabii alaylı bir tebessümle
anne ve babanın yüzüne bakar... Sonra balkona çıkar... Üç
buçuk yaşında olan büyük kızla aralarında bir dostluk doğar...
Başlarlar evcilik oynamaya... Dört saate yakın çeşitli oyunlar
oynarlar... Sanki bir yabancının evinde değil de bir akrabanın
evindevmişçesine rahat hisseder kendisini... Güzel ve ilginç bir
günün akşamı olmak üzeredir artık. Banu Alkan izin isteyip
evden ayrılmak ister...
«Sen bizim kızımız
olur musun?»
Bu teklif Banu Alkan'ı
bir an için sarsar... Acaba kendisini sahipsiz mi sanmışlardı...
Büyük bir şaşkınlık geçirir Alkan...
«Efendim yanlış
anladınız... Ben daha 11 yaşındayım... Annem, babam ve
kardeşlerim var benim... Biz bir aileyiz...»
«Güzel yavrucuğum,
sen bizi yanlış anladır... Bizim anımızda sadece beşinci sınıfı
okuman için kalmanı istiyoruz... Bu arada kızlarımıza da faydalı
olursun... Onların yetişmesinde senin de katkın olur... Çok zeki
bir kızsın...»
Büyük bir mücadele
başlar iki aile arasında... Gülseren - Erdinç Demireller kızı
almak için ellerinden geleni ardlarına koymazken, Canan Müslüm
Alkan ise kızlarını vermemek için olağanüstü bir gayret
göstermektedirler. İşin içine hatır gönül girince de Banu,
Demireller'in evine yerleşir...
«Sonunda ailem razı
oldu ve bir yıllığına beni o eve verdiler... Herkes beni orada
evlatlık sanıyordu... Oysa ilgisi yoktu... Evin büyük kızıydım...
Küçüklerle birlikte oyun oynuyor, onlarla birlikte yatıp
kalkıyordum...
«İlkokulu
bitirdiğimde, aileme çevreden büyük tepki gelmeğe başladı...
'Kızınız büyüdü artık, onların yanından alın' demeğe
başladılar... Bu tür eleştiriler karşısında babam hemen beni
gelip aldı... Ortaokula başladığım günlerde tatili iple
çekerdim... Çünkü tatil günlerinde kapağı hemen o eve atar ve
çok eğlenceli günler geçirirdim... Lise birinci sınıfa kadar
çok başarılı bir öğrenciydim... İçimde sanata karşı büyük
bir tutku vardı... Sinemaya ilgim o kadar çoktu ki, adeta patlamaya
hazır bir volkan gibiydim... Sürekli sinemaya giderdim... Yerli -
yabancı hiçbir filmi kaçırmazdım... Özellikle de Hülya Koçyiğit'in hayranıydım... Hülya Koçyiğit için derslerimi
ihmal eder, okuldan kaçar ve onun filmlerini izlerdim... Sanatının
yanısıra hanımefendiliğiyle de büyük ilgimi çekerdi...
Geceleri yattığımda kendimi Hülya Koçyiğit'in yerine koyar ve
pembe düşlere dalardım... Kendisini o kadar büyük bir aşkla
severdim ki, bir Türkan Şoray hayranı olan ablamla kaç kez
tartıştığımı hatırlarım... O soylu bakışları, o burnunun
güzelliği bana çok şey ifade ederdi... Bir gün yine ablamla
sinemaya gitmek için sokağa çıktık... Ablam Türkan Şoray'ın,
ben de Hülya Koçyiğit'in filmine gittik... Eve de ayrı ayrı
döndük... Babam hayli kızdı... Öfkelendi ve ilk kez bir tokat
yedim... Özür dileyip işi geçiştirdik...»
Bir gün
arkadaşlarından biri kendisine «Tiyo»da bulunur... Hülya
Koçyiğit'in Çamlıca'da bir evde film çekeceğini haber verir...
Banu Alkan ok gibi yerinden fırlayıp, arkadaşının yanaklarına
iki öpücük kondurur... Ertesi gün sabahın erken saatinde Hülya
Koçyiğit'in film çevireceği eve gider... Hülya Koçyiğit,
elinde örgü bir kanapede oturmaktadır... Ünlü yıldız genç
hayranının farkında bile değildir... Alkan bir süre kapıda
durup Koçyiğit'i izler... Sevgisini belli edercesine yanına
yaklaşır ve kendisini öpmek için izin ister. Koçyiğit
yanaklarını uzatır ve öpüşürler...
«Fakat kendisini
rahatsız ettiğim hissettim... Kendisinden çok büyüt bir ilgi
bekledim... Ama göremeyince de hayal kırıklığına uğradım..
Fakat o da haklıydı, benim sevgim bilemezdi... Benim gibi ona kaç
kiş sevgi gösterisinde bulunuyor dur kim bilir? Ben her konuşmak
isteyişimde eliyle beni susturmak istiyordu... Nedenini de sonradan
öğrendim... Meğerse film cekiliyormuş da kimsenin konuşmaması
gerekiyormuş... Setten ayrıldığımda bütün hayallerim
yıkılmıştı...»
Banu Alkan artık 15
yaşına girmişti... Okulu bırakmış ve tüm gücüyle sinemaya
girmek için çaba göstermektedir... Amacı kimsenin desteğiyle
değil de kendi yeteneğiyle sinemaya girmek ve oyunculuk
niteliklerini kanıtlamaktır... İşe nereden başlayacağına bir
türlü karar veremez... Aklına ünlü sanatçıların kapısını
çalıp onlardan yol göstermelerini istemek gelir... Ve bu
düşüncesinde de kararlıdır. İlk kez Hülya Koçyiğit'in
kapısını çalar... Ancak evde yoklardır... Bir kez daha gider ve
yine bulamaz... İkinci isim Türkan Şoray'dır... Yanına
arkadaşlarını da alarak Türkan Şoray'ın Birinci Levent Sümbül
Sokak'taki evine gider... Arkadaşları sokağın başında
beklerler...
«Siz merak etmiyor
musunuz? Türkan Şoray'ı öpmek istemez misiniz?»
«Türkan Şoray'ı
öpeceğimize sevgilimizi öperiz» şeklinde cevap verirler Banu
Alkan’ın arkadaşları... Yadırgar bu yanıtı Alkan...
Arkadaşlarının hiç heyecan duymamaları şaşırtıcıdır... Tek
başına gidip Türkan Şoray'ın evinin kapısını çalar...
Uzaktan arkadaşlarının güldüğünü görür. Köşedeki kız
arkadaşlarıyla bakışırken, başını çevirip bir de kimi
görsün... Rüçhan Adlı...
«Buyrun kızım, kimi
aradınız?.. Türkan Ablan yok evde...»
«Henüz ben daha kimi
istediğimi söylemedim... Niçin Türkan Abla'yla görüşmeme izin
vermiyorsunuz?»
«İnanın evde yok...
İsterseniz bir resim vereyim size...»
Ruhu büyük bir
yıkıntıya uğrar Banu Alkan'ın... Tüm beklentileri, özlemleri
çökmüştür genç kızın...
«Beni yanlış
anladınız efendim... Ben resmini almak için gelmedim... Kendisiyle
görüşmek istiyorum...»
Ama ne yapsa
faydasız... Çaresiz gerisin geriye döner... Aradan bir hafta
geçer, ya da geçmez bu kez aklına Fatma Girik'in evine gitme fikri
gelir... Evde bulamaz... Kapıda onu beklemeğe başlar... Uzaktan
bir otomobil görünür... Lüks bir arabadır... Herhalde odur
şeklinde bir yorum yapar... Gerçekten de içinden Fatma Girik
çıkar...
«Fatma Abla ben çok
büyük bir yıldız olmak istiyorum... Yardımcı olun...»
Fatma Girik tatlı-sert
bir ses tonuyla karşılık verir...
«Filmciler orada git
onlarla konuş... Bana ne...»
Bu yanıt karsısında
Banu Alkan anlar ki, kimsenin yardımcı olmaya niyeti yoktur... Her
işi kendisi çözümlemek zorundadır... Aklına bir fikir gelir ve
kalkıp Nişantaşı'ndaki LCC Dersanesi'ne yazılmağa gider..
Birçok ünlüye hiç de yabancı olmayan bu LCC Dersanesi Banu
Alkan'ı da şöhretli bir manken yapmak için kapılarını ardına
kadar açar...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder