Bu
peri masalının ilk günlerine dönmek istiyoruz. Bu aşkın ilk
ortaya çıkısı, Diana ve Charles' in bir evden çıkarken
fotoğrafçılara yakalanmasıyla oldu. Bu evin, Charles'in yakın
bir arkadaşına ait olduğu öğrenilince olay deşildi... Önceleri
bu 19 yaşındaki küçük kızın, prensin geçici maceralarından
biri olduğu sanıldı. Kraliyet çevresine yakın bir aileden gelen
Diana'nın ablası Lady Sarah Spencer ile de bir zamanlar ilişkisi
olan Prens'in, bu ilişkiyi neden gizli tutmaya çalıştığı merak
ediliyordu kamuoyu tarafından. Şimdiye kadar 600'ün üzerinde
sevgili değiştiren Charles, bu atangaç, sıkılgan kızın nesine
vurulmuştu?
O
zamanlar bir çocuk yuvasında çalışan Lady Diana, Prens'in daha
önce arkadaşlık ettiği kızlara hiç benzemiyordu. Çılgın
gençlerden de değildi. Çocukları, açık havayı çok seviyordu.
32 yaşındaki Prens'in, Lady Diana ile nişanlanacağını
açıklaması, öncelikle Kraliçe Elizabeth'i sevindirmişti. Uçarı
oğlunun nihayet aradığı aşkı bulduğuna inanıyordu. Lady Diana
da bir kraliçede bulunması gereken bütün özellikleri taşıyordu.
En azından çapkın Prens'i kendine bağlamasını bilmişti.
Nişandan
sonra Ana Kraliçe'nin sarayında oturmaya başlayan Lady Diana
gittiği her yerde fotoğrafçıların hücumuna uğruyordu... Artık
dünya basını Diana'nın hayatını araştırmakla meşguldü.
Babasının, daha önce kızının hiç flörtü olmadığını
açıklaması üzerine Diana'nın tüm okul arkadaşlıkları
incelendi.. Bazı asılsız dedikodulardan başka hiçbir şey elde
edilemedi. Evet güzel Lady Diana, Prens Charles için biçilmiş
kaftandı.
Prens
Charles'in Avustralya gezisi sırasında İngiltere'de bulunan
nişanlısıyla yaptığı telefon konuşması, bir gazeteci
tarafından dinlenmişti. Tüm dünya basınında yayınlanan bu uzun
telefon konuşmaları bir gerçeği vurguluyordu: Prens Charles ve
Lady Diana birbirlerine delice aşıktılar.
İki
gencin evlilik kararları bazı genç kızların hayallerini suya
düşürdü ama, 20. yüzyılda iki insanın -bunlar Kral ve Kraliçe
adayları bile olsalar- peri masallarındaki gibi birbirlerini
sevebileceklerini tüm dünyaya kanıtladı.
Bütün
genç kızlar, bir anda dünyanın bir numaralı kadını haline
gelen Lady Diana'yı taklit eder oldular. Özellikle İngiltere'de
caddeler Lady Diana biçimi kesilmiş saçlarla dolaşan kızlardan
geçilmiyordu.
T-shirtlara,
küçük bayraklara Prens Charles ve Lady Diana'nın resimleri
basılıyor, her yerde onların aşklarından söz ediliyordu.
İngiliz halkı sevgili Prens ve müstakbel mutluluklarına bu
şekilde ortak oluyordu.
Ve
sonunda beklenen gün gelip çatmıştı. Bugün düğün günüydü...
Pamuk Prensesin sevgili Prens'ine kavuşacağı gündü. Töreler
gereğince gelinle damat düğünden bir gün önce birbirlerini
görmediler. Bu süre içinde heyecanları bir kat daha artmıştı.
Zaten
utangaç bir genç kız olan Lady Diana, biraz da yaşından ileri
gelen sıkıntılı bir tavırla babasının kolunda ilerlerken
etrafına gülümsüyordu. Aslında her genç kızın isteğidir,
beyaz gelinlikler içinde sevdiğiyle evlenebilmek. İşte Lady
Diana'nın isteği de sevgili Charles ile evlenebilmekti. Kilisedeki
heyecanında, binlerce insanın onu ve dillere destan gelinliğini
incelemesinin, geleceğin kraliçesi olmaya doğru ilk adımları
atmasının payı yok değildi. Bir Prenses olarak, bir Kraliçe
adayı olarak bundan sonra çok dikkatli davranması gerekiyordu genç
kızın. Nişanlılığı sırasında gerek Ana Kraliçe, gerekse
Kraliçe Elizabeth bu konuda onu aydınlatmaya çalışmışlardı.
Babasının kolunda nikahlarını kıyacak olan rahibe doğru
ilerlerken karmakarışık duygular içindeydi Lady Diana. Ama
karışık olmayan bir duygusu da vardı: Prens Charles'e aşıktı
ve onsuz bir yaşam düşünemiyordu. 8 metre uzunluğundaki kuyruğu
olan romantik gelinliğinin içinde, sevgili Prens'iyle evlilik
yemini ederken hayatının en mutlu ve heyecanlı anlarını
yaşıyordu.
Ya
Prens Charles'e ne demeli? Şimdiye dek düğünlerde hep gelinler
ağlamıştır. Ama 20. yüzyılın peri masalının kahramanları bu
kuralı bozdular. O uçarı, o çapkın Prens rahibin önünde,
gözyaşlarını tutamadı.
Onların
bu heyecanını, bu mutluluğunu görmemek ve bunlara katılmamak
elde değildi. Dünyanın her tarafından bu düğüne gelmiş
krallar, kraliçeler devlet adamları böyle bir düğün şahidi
olmaktan mutluydular.
Dikkatleri
üzerine çekip, şahane gelinliğiyle göz alan 20. yüzyılın
gelini, St. Paul Katedrali'ne Lady Diana Spencer olarak girdi ve bir
saat sonra Gal Prensesi Diana olarak çıktı. Gözlerindeki
mutluluğu görmemek için insanın kör olması gerekirdi.
Kolay
değildi. 20 yaşında bir genç kız hem kraliçeliğe doğru ilk
adımlarını atıyor, hem de sevdiğine kavuşuyordu. Ve binlerce
insan onun bu mutluluğuna kendi mutluluklarıymış gibi
seviniyorlardı.
TV'de
milyonlarca, caddelerde 300 bin insan, çağın düğününe şahit
oldular. 20. yüzyılda yaşanan bu peri masalının mutlu sonunu
görmek istiyorlardı. Çoluk çocuk yollara düşen İngiliz
halkının yanı sıra Londra'ya akın eden binlerce turist, iki
gencin mutluluğuna katıldılar. Hatta, Amerikalı turistlerin,
güzel prensesi göremeyecekleri kuşkusuna kapıldıkları için,
gelinin arabasıyla geçeceği caddedeki evlerin pencerelerini
haftalar önce 200 Frank'a kiraladıkları açıklandı. Öte yandan
kraliçeye yapılan son suikast olayından sonra telaşa düşen
İngiliz kraliyet ailesi, geleceğin kral ve kraliçesini korumak
için 2250 silahlı askeri ve 3000 Scotland Yard polisini
görevlendirdi.
Törenin
yapıldığı caddeye, binaların tepelerine dizilen bu koruma
polisleri ellerinde telsizleri biricik Prens ve Prenseslerini
doğabilecek tehlikelerden korumak için dikkat kesilmişlerdi.
Hiçbir olay meydana gelmedi.
Tüm
bu telaş uçarı prens ve utangaç prensesi hiç ilgilendirmiyordu.
Onlar yalnızca muratlarına ermeyi düşünüyorlardı; erdiler de.
Düğünden sonra Buckingham sarayının balkonundan mutluluklarına
katılan halkı selamlarken, Prens ve Prenses'in ne kadar
duygulandıkları gözden kaçmıyordu. Bu coşku dolu sevgi
gösterileri yeni gelin ve damadın mutluluklarına mutluluk
katmıştı. Neden Lady Di bu kadar çok sevilmişti? Neden bu düğün
halkın böylesine ilgisini toplamış, milyonlarca insan bir düğün
ailesi gibi sokaklara fırlamıştı? Herşeyden önce bu Lady Di'nin
kişiliğinden, halk gibi, yapmacıksız, sevimli yapısından
geliyordu. Genç kızın bu özelliğini Buckingham çok iyi
değerlendirmiş, saray yıllar sonra halkla yakınlaşmıştı.
Düğün ise tıpkı bir masal gibi düşünülmüş, gelinlik de
öyle seçilmişti. 20. yüzyılın sorunlarından bunalmış
insanlar için bundan ideal bir eğlence olabilir miydi
dersiniz?..(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder