Ana içeriğe atla

Uğur Dündar'dan Başarının Sırları

Rahat koltuklarımıza gömülüp televizyon seyrederken zaman zaman aklımıza bazı sorular takılır. Şurada on-onbeş dakika seyrettiğimiz bir program nasıl hazırlanır diye? Seyirciler genellikle yargılamaya yöneliktir, iyi ya da kötü damgasını vurmak için üç saniye bile fazladır. Bir kalemde bir kenara attığımız ya da göklere çıkardığımız bir program muhakkak ki, büyük bir emek ürünüdür. Program hazırlamak kolay iş olmasa gerek. Ama başarılı bir program yapabilmek için beilı bir anlayışa, yeteneğe ve meslek sevgisine herhalde çok fazla ihtiyaç var. İşte biz de televizyonumuzun başarılı program yapımcılarından Uğur Dündar'ı yakalar yakalamaz başarının arkasında yatan sırrı öğrenmek istedik. Bizi televizyonlarımızın başına mıhlayan Uğur Dündar kendisini mesleğine adayan bütün başarıiı ve mütevazi insanlar gibi sırrını anlattı bize. Söyledikleri ilginçti:
- Sayın Dündar, bugüne kadar hep başarılı TV progrömlarınc imza attınız. Programlarınız geniş bir kitlenin ilgisini çekti. Başarınızdaki sır nedir, nasıl hazırladınız bu programları?
- Bence, TV'nln seyirci ile gerçek bir iletişim kurabilmesi, yapılan çalışmaların güncel olması ve sokaktaki adam diye tanımlanan ortalama seyirciyle bir diyalog gerçekleştirebilmesine bağlıdır. Benim yaptığım çalışmalar bizim ülkemizden ve ülkemizin insanlarından manzaralar yansıtmaktan ibaret, insan manzaraları derken bu kişilerin geneldeki öztemleri, sorunları, umutlan, acıları ve sevinçlerini kastediyorum. Sanıyorum bundan dolayı programlarımız geniş bir ilgi gördü. Programların hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlarımın katkısını da unutmamak gerek. Ekibin uyumlu olması bir TV programının başarılı bir şekilde sürüp gitmesi için zorunlu etkenlerden biri Kameraman arkadaşım Tuncay Ural, sesçi Yalçın Pala, en güç koşullarda bile bizi yalnız bırakmadılar. Ayrıca yapımcı arkadaşlarım Tamer Köksal ve Cengiz Baysal'ın da programı olumluya götürmedeki katkıları sonsuzdur.
- İlk yaptığınız programlarla son yaptıklarınız arasında fark var mı?
- Var. İlk başlangıçta daha popüler nitelikte genei magazinlerle başladık. Ben mikrofon ve kamera ekibimle birlikte yurdun her kesiminde dolaşarak ekrana görüntüler getiriyordum. Bu çalışmalar beni ve konulara yaklaşım biçimimizi seyirciye yakından tanıttı. Ayrıca benim gazetecilik yönümü de geliştirdi. Seyircide oluşan güven duygusundan yararlanarak sön zamanlarda ülke ve toplum gündeminde yer alan bazı önemli konuları tek başına ve ayrıntılı bir biçimde inceleme olanağı buldum.
- Başarılı programlara imza atmak nasıl bir duygu uyandırıyor sizde?
- Bu sene yaptığımız önemli çalışmalardan biri kaçakçılıkla mücadele, diğeri Soğukoluk, üçüncüsü ise uyuşturucu madde programları oldu Yıllardır bu maddeler bizim gündemimizde vardı. Ancak bu dönemde güvenlik güçleri bu tür yasa dışı çalışmalara karşı yoğun bu mücadele açtı ve bizim çalışmalarımız ela bu mücadeleyi topluma yansıtma açısından etkin oldu Programlar yayınlandıktan sonra, ortaya çıkan gelişmeler, seyircilerden gelen mektup ve telefonlar, basının desteği, yaptığımız işin kitle iletişimi açısından doğruluğunu gösterdi. Ben bir gazeteci olarak görevimi yaptığıma inanıyorum. Her görev yapanın iç huzurunu duyuyorum.
- İşinizin başarıyla birlikte bir tokun tehlikeleri de içerdiği bir gerçek. Bu konuda neler diyeceksiniz?
- Çevremdeki kişiler, dostlarım 'tehlikeli işlerle uğraşıyorsun' diyerek bana düşüncelerini söylüyorlar. Ben burada yurtsever bir gazetecinin objektif yaklaşımıyla o layiara giriyor, bazen güvenlik güçlerinin gözaltına aldığı kişilerle bazen de özel çalışmalarımızla bu! duğum insanlarla, tamamen onların istekleri ve içten konuşmalarıyla bu programları hazırlıyorum. Sonuçta belirlı kişilerin yasa dışı işler yapmalarına olanak kalmıyor.. Tabii ki, kağıt üzerinde benim hesabıma bazı tehlikelerin oluşması düşünülebilir. Ama ben gazeteciyim Bunları yaparken de sadece ülkemi ve görevimi düşünüyorum...
- Zaman zaman hakkınızda eleştiriler de çıkıyor. Bunları nasıl karşılıyorsunuz?

- Eleştiriye saygım sonsuz. Nasıl ki, yaşamın içerisinde her konu işlenilmeye, yazılmaya değerse, yaptığımız her iş de eleştiriye açıktır. Ancak bazen yanlış anlaşılmalar söz konusu oluyor. Ve bizim düşüncelerimiz hiç alınmaksızın bazı değerlendirmeler yapılabiliyor. Örneğin otomobil motorunu su buharıyla çeliştirmeye gayret eden bir motor ustasının çabalarını bir programda yansıttık, eleştirıldi. Aslında eleştirinin özü yapılan çalışmanın bilimsel dayanağının öimo masından kaynaklanıyordu. Oysa bizim programımız ''Yarının Yaşamı'' türünde bir bilimsel araştırma programı değildi, insanlarımızdaki araştırıcılık, yaratıcılık yönlerini etkilemeye çalıştığımız fantazi bir magazin programıydı. Ve dünyanın her yanında insanların bu tür eğilimlerini, deyim yerindeyse hobilerini yansıtan programlar yeralıyor Ben bilimsel görüşün yer alması gereken her noktada bilim adamlarına ekranı açarak üzerime düşen görevi yaptığıma inanıyorum. Ama tekrar ediyorum programı bilimsel araştırma ve tartışma havasına sokmuş olsaydım çalışmamız başka bir istikamete kovacak ve bu kadar da ilgi toplamayacaktı. Bu arada yanılgılarımız da olmuştur. Bunları olumluya götürmede basından çok değerli eleştirise: gelmiştir. Bu açıdan da bizi eleştirenlere teşekkür ederim...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...