Ana içeriğe atla

CHP'de Doğum Sancıları

«-Ortak düşman yenildiği zaman, geri planda bekleyen çelişkiler, ön plana çıkarlar.»
Bir siyasal bilimci doçent, CHP içinde beliren son gruplaşmayı, böyle bir nedene bağladı geçtiğimiz hafta. AP ve egemen güçler yenilince (!), iktidar ortağı CHP'de grupsal ve kişisel ayrılıkların yüzeye çıkması doğaldı. Kaldı ki, bu parti içindeki hareket, Genel Başkan Ecevit'e karşı değil, Ecevit takımına karşıydı. Fakat bilindiği üzere bir lider, ancak kadrosuyla beraber düşünülebilirdi. Onun kadrosunu elinden aldığınız zaman, gücünü de almış olurdunuz.
BANA, SOSYALİST DERLERSE, TEŞEKKÜR EDERİM
Geçen parlamento döneminde ılımlı iklime sahip bir bölgemizden bağımsız milletvekili seçilen, ancak günümüzde hiç de ılımlı olmadığı yüzeye çıkan sabık bir parlamenterin çıkardığı bir siyasi dergi, ilginç önerilerde bulunuyordu. (Ömrünün belki de en büyük bölümünü, Anayasa'nın 141 ve 142. maddelerinin ilgası yolunda harcayan eski TİP Genel
Başkanı Aybar'a da sayfa ayrılmıştı bu dergide.) CHP içindeki çatırtıdan, sosyalist bir parti kurulması için yararlanmak, başlıca amaçtı. Yukarıda sözünü ettiğimiz siyasal bilimci doçentten farklı olarak, CHP'nin sosyalist akıma karşı yutturmacaları yeğ tuttuğu belirtiliyordu. CHP, egemen çevrelere karşı savaşmamış, «sermaye, Ecevit'in iktidarından asla ürkmemiş ve teminatı adeta onun iktidarında bulmuştu» söz konusu dergiye göre. «Bana sosyalist derlerse teşekkür ederim» gibi bir zihniyetle, «Toprak işleyenin, su kullananın», «Toprak işgalleri, devrimci eylemlerdir» gibi sloganlarla sosyalist mi olunurdu? Üstelik bütün bunlar, CHP'nin seçim bildirgesine bile alınmamıştı.
CHP'NİN BÜYÜK GÜNAHLARI
Ecevit'in Partisi, verilen demeçlerde din istismarı yapmış, hatta bu konuda MSP'yi bile yaya bırakmıştı. Bütün bunlar bir oyundu. Demirel, işlevini (fonksiyon) yitirince gerici çevreler, «kendi düdüklerini öttürmek için», «Karaoğlan», «Ak günler» gibi sloganlarla kitleleri Ecevit'in peşine takmışlardı. Hem efendim, ilk koalisyon girişiminde MSP, CHP'ye «hayır» derken, bunu «egemen güçlerin maddi yardımına bağlayanlar» CHP'liler değil miydi? Peki, sonradan bu ortaklık gerçekleşirken, «bu güçlerden icazet mi alınmıştı?»
Geçen parlamento döneminin önerge rekortmeni Kargılı, böyle bir dümensuyuna girmişken, CHP cephesinde bu alabildiğine sert eleştirilerden etkilenenler çıkacaktı.
SIKI TUTUNALIM
Rahmetli İnönü'nün 14 Ekim seçimlerinden önce belki de «kendi heykelini taşlamadığı» tek konuşmasını anımsayanlar, CHP içinde belirecek kargaşayı o zamanki ifade tarzlarıyla «at gözlüğüyle» görmediğini yeni yeni anlamaya başladılar. İşte, Sayın Mümtaz Soysal'ın da araba devrildikten sonra yol gösterdiği üzere CHP'nin hükümet kanadıyla örgüt arasındaki diyalog bozulmuştu. Parti mekanizması birdenbire «fırsatçılık ve post kapma şebekesi» haline dönüşmüştü ve bu gerginlik kopmayla sonuçlanırsa, cezasını toplum çekecekti.
CHP GENÇLİK KOLLARI DAĞITILDI
Soysal, tam «sıkı tutunalım» demeye hazırlanırken ve bu tedbirin de ancak CHP içindeki hesaplaşmaların genç kanatlara bulaştırılmaması biçiminde alınması gerektiğini söyleyecekken, CHP Gençlik Kolları, Merkez Yönetim Kurulu kararıyla dağıtılı vermişti. Bu hareketin gerekçesi -Ankara'da yayınlanan ve haberleri sık sık tekzip edilen bir dergiye göre- ya Gençlik Kollarını pek sevmediği bilinen Ulaştırma Bakanı Ferda Güley'in «marifetinde» ya da bu örgütün, CHP içindeki eski başkanı Süleyman Genc'in «aşırı sol grubunu» desteklemesindeydi. ikinci ihtimal, şu bakımdan ağırlık kazanıyordu: «Aşırı sol grup, (Önümüzdeki kurultay, gerekirse Ecevit'in karşısına çıkar) gibi bir tehdit savurmuştu.»
ŞAH, VEZİR KAYBEDİYOR
CHP'deki çalkantılar sürüp giderken Ecevit takımı, iki aşamalık bir hareketle büyük yara aldı. Hareketin ilk aşaması, CHP Grubunun Ortak Pazar için temsilciler seçimiydi. Ecevit'in yakın danışmanlarından kimse, temsilci olamamıştı bu seçimle.
Genel Başkan'ın aldığı ikinci yara daha önemliydi. CHP Parti Meclisi'nin 4 eksik üyeliği için yapılan bir öteki seçimin sonuçları Ecevit'çi Mülkiye Cuntası'na, CHP'nin hükümet kanadına, Genel Sekreter Eyüboğlu'na, özetle Ecevit'in dayanak noktalarına karşı çok sert bir çıkıştı.
AŞIRI SOLUN İTTİFAKI
4 üyelik için yapılan seçimde, iki liste çekişmişti. Listelerden ilki Eyüboğlu'nun önerişiydi ve şu adları kapsıyordu: Prof. Haluk Ülman, Ali Değerli, Rahmi Erdem ve Alev Coşkun.
ikinci üsteyse tamamen DİSK'in dümensuyunda olan Süleyman Genç ve Kırıkoğlu gruplarından oluşuyordu. Kemal Anadol, Şükrü Koç, Metin Tüzün ve Kaya Bengisu'dan ibaret olan bu ikinci liste seçimi kazanınca -ki, ilk listedeki en çok oyu toplayan adayın aldığı oy sayısı, ikinci listeden en az oy alanın oy sayısına eşitti- «Canım, Genel Sekreterin önerisi gerçekleşmedi diye bu, Genel Başkan'a karşı hareket sayılır mı?» yolunda konuşan iyimserler çıkacaktı. Oysa, Eyüboğlu'nun hazırladığı listenin Ecevit'in onayından geçmediği düşünülebilir miydi? Hem, Haluk Ülman ile Alev Coşkun'un kabineye girmelerinden söz edilmiş, CHP- MSP ittifakı çalışmalarının civcivli günlerinde köprünün altından geçen başkaları olmuştu. Şimdi bu iki «sadık» Ecevit dostundan özür dilemeli, örneğin, birinden birine Genel Sekreterlik Yardımcılığı filan verilmeliydi. Fakat, aşırı solun ittifakı bu «olasılığı» engelledi.
MUHTEMEL SONUÇLAR
Şimdi, aşırı sola açılan kapı, 12 Mart 1971'de sindirilen güçlerin başlattığı yeni bir harekatın çıkış noktası oluyordu. Bu gelişmenin CHP açısından doğuracağı iki muhtemel sonuç şuydu:
a)Kırıkoğlu ve Genç grupları, CHP'den ayrılıp yeni kurulacak sosyalist partiye geçecekler,
    b)Ya da aynı gruplar, CHP içinde giderek etkinlik kurarak gelecek kurultayda parti yönetimini ellerine geçireceklerdi.

Her iki ihtimal de başta Genel Başkan olmak üzere bugünkü CHP yöneticileri için korkulacak bir gelişmeydi. Ancak, gökte yıldız ararken önündeki kuyuyu görmeyen körpe müneccimlere sorarsanız, «özeleştiri» sınırı genişletilmiş, parti içi demokrasisi sağlanmış CHP'de -işte böylesine- tam bir dayanışma vardı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...