Ana içeriğe atla

Genç Türkücü Nuri Sesigüzel

Halk türküleri okuyucusu Nuri Sesigüzel, kısa zamanda büyük şöhret yaptı. Şimdi radyonun en çok sevilen sanatkarları arasında, plakları yüz binler satıyor ve artık prodktörlerden de teklif üstüne teklif alıyor.
26 yaşında, kalın kara kaşlı, siyah saçlı, esmer bir genç... 1.75 boyunda ve 65 kilo ağırlığında... Babası çiftçiymiş... Urfa'nın Birecik kazasında doğmuş Nuri Sesigüzel... Asıl soyadı da «Kaşdaş» mış. Nuri'lerin evlerinde 4 gramofonları varmış. Nuri, bebekken ağlayınca gramofon çalıp onun ağlamasını durdururlarmış. Çocukken bol bol türkü söylermiş. Komşuları da, «Mehmet efendinin oğlu türkücü olacak» derlermiş. Bir gün tahta parçalarından ve tellerden bir saz yapmış. Çalarken babası görmüş ve bu oyuncak sazı kırmış... Nuri, bir tane daha yapmış, babası onu da kırmış... Biri kırmış, öteki yapmış...
Şimdi o, halk türkülerinde büyük şöhret sahibi bir genç... Bir gecede binlerce lira alıyor... Önceleri kıymetini bilmemişler, ilk plağını 1961 de 500 liraya doldurmuş. Olağanüstü bir rağbet görmüş: 125.000 tane satılmış...
Ondan sonra fiyat gittikçe artmış. Artık ilk dolduruşta 5.000 lira ve satılan plaklardan hisse alıyor. Son 5 yılda da 50 plak doldurmuş.
«Türkiye'de satış rekoru bende» diyor. «Ben radyolarda da okudum. Fakat beni kızağa aldılar. İleride benim şöhret yapacağımı biliyorlardı ama frenlediler. Hocalarım benim kaç oktav sesim olduğunu bildikleri halde bana fırsat vermediler. Ankara ve İstanbul Radyolarında ayda ikişer defa neşriyatım var. 1959-1962 arasında da İstanbul Radyosunda çalıştım, kimse farkında olmadı. 1962'de Muzaffer Sarısözen'in imtihanıyla Ankara Radyosuna girdim. Bu yıl başına kadar çalıştım. İstanbula martta geldim. Daha önce turneler yaptım.»
«Türkiyede alafranga zihniyeti alıp yürümüş. Kendi türkülerini bilmiyen gençler, yabancıların şarkılarını ezberliyor.»
«Memleketimize gelen Avrupalılar bizden twist istemiyor, folklor türkülerimizi dinlemek, bizi tanımak istiyor. Böyle şahsiyetsiz davranışımız aleyhimizde oluyor. Nasıl bir İspanyol, bir Hint, bir Japon müziği varsa bir de Türk müziği var. Ben önce Türk folklorunun tanıtılmasının memlekete faydalı olacağına inanıyorum. Arabın, Acemin şarkısından önce Türkün türküsü yayılmalı.»

Sesigüzel'in kendi besteleri de var: «Sarı sabahlık yakışmaz mı güzele» ve «Durma güzel durma doldur testini Kınalamış on parmağın üstünü» gibi... Kendi alanında büyük isim yaptıktan sonra çevirdiği ilk filmi «Fabrika Gülü» oldu. Şimdi prodüktörler onu kendi filmlerinde oynatabilmek için yarış ediyorlar. Genç okuyucu da buların hangisine «Evet» diyeceğini şaşırmış vaziyette ali şakağında düşünüyor...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...