Ana içeriğe atla

Gönül Yazar Aşka Hasret

Gönül Yazar on iki yıldanberi film ve alaturka şarkı piyasasında şöhret sahibidir. Fakat genç kadın şimdiye kadar gerçek aşkı tanımadığını ve aşka hasret kaldığını söylüyor.

FAL AÇIYOR Gönül Yazar, başından bunca aşklar, evlilikler, serüvenler geçmiş bir yıldız... Şimdi yeni evinde yalnız iskambil açıp gelecek günlerini keşfetmeye çalışıyor.

TAŞ BEBEK Gönül Yazar, Avrupalıların :«Cover Girl = Kapak Kızı» dedikleri tiplerden... Sempatik, fotojenik, renkli ve şık... Burada poz verme bakımından ne kadar tecrübeli olduğunu gösteriyor.

DURUN SİZE İÇKİ GETİREYİM Gönül Yazar, içkiyi, şarkı söylemeyi ve flört etmeyi hayatının en önemli olayları sayar. Tekerlekli masayı ayağına getirip içmek de çok hoşuna gider.

KARABAŞ Güzel ve şık kadınlar, cins köpekler besler. Gönül Yazar da :«Piçiko» sunu apartmanında baş köşeye oturtur. Onu köpek mamaları ile doyurur. Piçiko'nun mutluluğu gözlerinden belli oluyor.

SAAT gecenin on ikisi. Bugün Gönül Yazar'la bir gece yarısı röportajı yapacağız. Nişantaşı'nda Şakayık Sokağı'na sapıyoruz... Hastanenin tam karşısına gelen apartmanda Gönül Yazar oturuyor... Zile dokunduk. Bir süre sonra kapı açıldı Pijamalı kapıcı, gazeteci olduğumuzu söylememize rağmen hayret etti. Bu saatte gelinir mi gibilerden yüzümüze baktı. Sonra:
-«Gönül Hanım 11 numaralı dairede oturuyor,» dedi.
11 numaralı dairenin kapısının aralığında önce hizmetçi kadın, arkasından da Gönül Yazar göründü. Yabancı olmadığımız anlaşılınca içeriye alındık.
-«Ben de gazinodan yeni döndüm» dedi Gönül. «Bu gece sahnede nedense terledim. Mevsim dönümünden midir, nedir?... Anlayamadım gitti.»
Koltuklar, sehpalar, odaların tavanlarına varıncaya kadar her şey siyahtı.
-«İşte böyle. Karalar içinde bir Gönül Yazar» diye söze başladı. «Bu rengi çok seviyorum. Garip değil mi, benim gibi cıvıl cıvıl bir kadın, böyle iç karartan melankolik renkleri seçiyor. Ne derlerse boş... Seviyorum siyahı... Size bir şey söyleyeyim mi çocuklar?... Bugünlerde bir hayli de paralandım. Şu paracıklarımı yemeden bir kat alabilsem... Harıl harıl arıyorum. Param var, şöhretim var, yalnız aşk yok işte... Bomboş hissediyorum kendimi. İnsan gönül acıları çekince, aşkın değerini, güzelliğini anlıyor vallahi. Bir aşık olabilsem rahatlarım. (Bu ara gülümsedi) Ne yapmalı. Yahu söyleyin, gazetelere ilan mı verelim?...»
Sonra kalkıp, geçmiş günlere ait bir yığın resim getirdi. Böylece eski günlere uzandık hep beraber Özden Çelik'lere, Orhan Boran'lara... Hatta Celal İnce'lere kadar... Gönül anlattı, biz dinledik.
Hatçe Hanım, kahvelerimizi getirip, önümüze koydu. Gönül Yazar:
-«Siz kahvelerinizi içe durun, ben resim için elbise değiştireyim. Nasıl bir şey giyeyim? Göğsü açık elbise olsun mu?...» dedi.
Önce yeni moda file mayosunu giyip geldi. Sonra gardırobundaki bütün elbiseleri giyip, giyip çıkardı. Bir manken gibi, zarif hareketlerle dolaşıp, durdu önümüzde. Bir defiledeydik sanki... Çeşitli pozlar verdi. Bir ara dekoltesini hayli açıp gülümsedi:
-«Nasıl, Brigitte Bardot gibi, değil mi?»

Adamakıllı geç olmuştu. Duvardaki saat ikiyi gösteriyordu. Kalktık... Sokaklar karanlık ve bomboştu. Gönül Yazar «Benim de kalbim boş» diye arkamızdan sesleniyordu...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)
Tozlumagazin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...