«ARTIK
şarkıcılığı kafama koymuştum... İstanbul'daki babamın yanına
bir süreliğine gittim... Yarım gün bir sigorta şirketinde
çalışıyor yarım gün de Madalet Sevil'den ders alıyordum...
Radyo sınavına girmeğe karar verdiğimde heyecanım doruk
noktasındaydı... İstanbul Radyosundaki sınav kurulunda adını
daha duyduğumda titrediğim ünlü müzik hocaları vardı... Münir Nurettin Selçuk'lar, Sadi Yaver Atamanlar ve Nuri Halil Poyraz'lar
gibi...
Yaşım büyük
görünsün diye kocaman kelebek biçimi bir ruj sürdüm
dudaklarıma... Boyum da kısa olduğu için topuklu ayakkabı
giydim... Olabildiğince kendimi büyük gösteriyordum ki, sonra
beni çocuk yerine koymasınlar diye düşünüyordum... Sınav
bitince derin bir 'Ohh' çekmiştim... Sonucu alabilmek için Sadi
Yaver'in Aksoray' daki evinin kapısında beklemeğe başladım...
Saatlerce bekledim... Yüzlerindeki ifade kazandığımı
gösteriyordu... Ama nüfus cüzdanıma bakınca yaşımın
tutmadığını söyleyip beni geri çevirdiler... Artık İzmir'e
dönmekten başka çarem kalmamıştı...
Yılmamıştım...
İzmir'de o zamanlar radyo müdürlüğü yapan Rüştü Şardağ
bana dört şarkılık bir program verdi... Program biraz
gecikmişti... Radyoevi salonlarında uzun boylu kalın sesii bir
beyefendi ile karşılaştım... Necdet Yazar'dı adı... O da
şarkıcıydı... Program geç bittiği için sokaklar da tenhalaşmış
ve saatler hayii ilerlemişti... Bunun üzerine Rüştü Şardağ,
Yazar'dan beni evime bırakmasını rica etti... Yolda oradan buradan
sohbet ettik... Bana müzik dersleri verebileceğini söyledi. Çok
sevindim... Hem müzik bilgimi arttıracağım için sevindim, hem de
böyiesine yakışıklı birinden ders alacağım için... Anneme bu
durumu söylemesini istedim... Benim cesaretim yoktu... Görünümü
ve ses tonu güven telkin eder diye bizimkilere araya onu koymak
zorunda kalmıştım... Eve gelip de kapıyı çaldığımızda
utancımdan yerin dibine geçecek gibiydim... Ne yapacağımı
şaşırmış başımı yerden kaldıramıyordum... Kapı zili
çalmamıza karşın açılmıyor ve üstelik içerden küfürlerle
dolu sesler geliyordu, Modesef bizim karı - koca yine kovgo
ediyorlardı... Ama Necdet Yazar o kadar anlayış gösterdi ki o
anda... Saygım birden aşka dönüşüverdi... Her ailede böyle
çatışmalar olabileceğini söyleyerek başka bir zaman gelmek
üzere kapıdan elimi sıkarak ayrılıp gitti...
Bu
şık ve ünlü adam 30 yaşındaydı... Aramızdaki ilişki gittikçe
gelişiyor ve sevdamız gittikçe büyüyordu... Sonunda evlenmeğe
karar verdik... Ve evlendik... Beni Ankara'ya götürdü kocam...
Radyo sınavlarına soktu... Evli olduğum için artık reşit
sayılıyordum... Evlenmiştik ama evlendiğimiz gün de
geçimsizliğimiz başlamıştı... Bir yıl birbirimizi yedik... Ve
önledik ki bu evlilik yürüyemeyecek... 15 yaşımda ayrılmağa
karar verdik...
Bu
sırada yani boşanma işlemleri sürerken bir telgraf aldım bir
organizatörden... Şükran Özer'in çıktığı turneyi yarım
bıraktığı yer alıyordu telgrafta... Onun işini devralmam
isteniyordu... 75 lira da yevmiye teklif ediliyordu... Aslında fena
para sayılmazdı... Hele hele Şükran Özer gibi bir kadının
yerine sahneye çıkacaktım... Bu da az bir onur değildi... Kabul
ettim... Ama çok korkuyordum... Çünkü dışarıda onun afişi ve
adı vardı içeride ben söylüyordum... Gelenler önce bir
mırıldanıyorlardı... Şükran Özer'i istediklerini
homurtularından anlıyordum... Ama bir iki şarkı söyledikten
sonra büyük alkışlar alıyordum... Başarılı bir turneden sonra
yeniden Ankara'ya döndüm...
Bir
gün radyoda Erköse kardeşlerle programa hazırlanıyordum... O
sırada emisyonu biten Şükran Özer benim adımı duyunca merak
etmiş dinlemiş... Yanıma gelerek alnımdan öptü ve benimle
ilgileneceğini söyledi... İstanbul'a gelmemi istedi... Bütün
gazinocuları tanıyordu... Hatırı sayılan bir adı vardı...
Birlikte Ankara Palas Oteli'ne gittik... Ayaklarım birbirine
dolaşıyordu... Bütün kalburüstü insanlar oradaydı...
Milletvekilleri, bakanlar, işadamları ve yabancı elçilik
mensupları... Hemen kendisi ile İstanbul'a gelmemi söyledi...
Yanımda 40 lira param vardı... Uçak ise 70 liraydi... 30 lirasını
o verip biletleri aldık ve havalandık... Uçağa ilk kez
biniyordum... Yüzüm garip bir ifade almış olacak ki. Şükran
Özer halime bakıp kahkahalarla gülüyordu...
İstanbul'a
indiğimizde bizi karşılayan bir ekip oldu... Hepsi de birbirinden
şık ve havalı insanlardı... Gazeteciler de sürekli fotoğraflar
çekiyordu... Bu tablodan hayli ürktüm... Bir hafta sonra yeniden
Ankara'ya döndüm... Ama bu kez otobüsle tabii... Ankara'da bir
gazeteci bana yardım vaadetti... Bu adam daha sonraki yılların en
ünlü menajer ve organizatörü Zeki Tükel'di... Beni İstanbul'a
getirip Tokatlıyan Oteli'ne yerleştirdi... Tepebaşı Gazinosu'nun
baba bir patronu vardı Seni onunla tanıştırıp, dinletti... Ünlü
müzisyenlerden oluşan bir grup sesime ve müzik anlayışıma
hayran kaldı... Herkes çok beğenmişti... Artık tırmanışa
geçiyor sayılıyordum... Gecede 15 lira sevmiye verebileceklerini
ve hemen işe başlayabileceğimi söylediler... Ancak parayı çok
az buldum... Gözüm yaşlı ve çaresiz oradan ayrıldım.. Kabul
etmemiştim... Çünkü beni istismar ettiklerini ve aldatıldığımı
hissetmiştim... Behiye Aksoy'un bir zamanlar eşi olan Halil Aksoy
Ankara'da bana İstanbul'da yardımı olur diye bir mektup
vermişti... Bir tavsiye kartıydı... Son çare o kişiyi aradım...
Benimle ilgilendi ve Radife Erten'le tanıştırdı... Onun çalıştığı
gazinoda ikinci solist olarak sahneye çıktım...
Halil
Aksoy taa Ankara'lardan eşi Meziyet Aksoy'la birlikte, beni
dinlemeğe geldiler... Onun sayesinde iş bulmuş ve ona dört elle
sarılmıştım... Bir yandan şarkımı söylerken bir yandan da
Aksoy'a yaşlı gözlerle bakıyordum... Ayaklarımın dibine
çiçekler atıyordu...
Aynı
zamanda Radife Erten bana ders de veriyordu... Radife Erten şarkı
söylerken arkasında bir de koro vardı... Bu koroda Ateş Böceği Ercan ile Çoşkun Erdem de yer alıyorlardı... Gecede 25 lira
kazanıyordum... Bunun on lirasını otele veriyor diğer parayı da
öteki masraflarıma sarfediyordum... Gündüzleri bir muhallebicide
yiyor akşamları da gazinodan atıştırıyordum... Bir yıl kadar
sonra Muzaffer Birtan'dan dersler almağa başladım... O ara birkaç
gazinocu fiat arttırdı... Ve ücretim birden 55 liraya çıkıverdi...
O zamanın en ünlü gazinosu Çakıl ile anlaşma imzaladım...
Avansımı aldım... Ve bir mevsim boyunca o gazinoda çalıştım...
Ama o gazino bana uğur getirmedi... Patronla aram açıldı... Sesim
kısıldı ve şarkı söyleyemez bir duruma geldim... Bir
milletvekili dostum beni ünlü bir doktora götürdü... Adam ses
tellerimde kanser olabileceğini söylediğinde dünyam başıma
yıkıldı sanki... Ve mutlak surette çalışmamam gerektiğini
belirtti... Ağlamaya başladım... Bunu gören milletvekili beni
teselliye başladı... Bana bakabileceğini her türlü masrafımı
karşılayabileceğini söyledi... O anda işin bir düzen olduğunu
sezdim... Ve yeniden işe başladım... Ama sesim gerçekten ve artık
tamamen kısılmıştı... Ne yapmam gerekiyordu, kime başvurmam
lazımdı... İşte tam o sıralarda çok ünlü biriyle
tanıştırıldım bir toplantıda... Zeki Müren'di bu... Son derece
yaygın bir adı vardı... Radyoda yaptığı şöhretle bütün
Türkiye onu konuşuyordu... Herkes ondan söz ediyordu... Bütün
gazinocular onun kapısındaydı... Ama o sahneye çıkmanın henüz
erken olduğu kararındaydı... Her pazar benim çalıştığım
gazinonun matinesine gelir ve yüksek bir yerden kimseye görünmeden
beni izlerdi... Kartal yuvasındaki bir kartal gibiydi... Taa
tepelerde ama sahneye hakim bir yerde... Bazı geceler birlikte gece
kulüplerine giderdik... Yemek yiyip, dans etmek en büyük
eğrencemizdi... Sıkı bir dostluk kurulmuştu aramızda... Sesimin
kısıldığını kendisine söylediğimde çok üzüldü... Beni
hemen alıp Saip Tezel'e götürdü... Doktor sesimi dinlendirmem
gerektiğini söyledi... Zeki Müren çok büyük bir miktar olan
üöreti ödedi...
Bu
arada ses tellerimde nodül meydana gelmişti...
Zeki Müren doktorun kapısında elimdeki rapora bakarak ya yırtıp
atmamı ya da çantanın astarını söküp içine koymamı istedi...
Eğer bunu duyurursam ileride bülbül gibi şarkı söylesem yine de
sesimin kısık olduğunu söyleyeceklerini belirtti... Sana rakip
olan sanatçılar ne yalanlar uydururlar dedi...
Evi
radyoevinin karşısındaydı... Hemen her günümü orada
geçirirdim...
Sık
sık giderdim... Bazı geceler evinde yatardım... Öyle herkesi dost
meclisine kabul etmediği için beni gerçekten sevdiğini
anlıyordum... Bu dost adam yıllar sonra aynı gazinoda çalışmaya
başladığımız zaman değişecek ve yaşamak için öldür
politikasını uygulayacaktı... Bunlara daha sonra değineceğim...
Ama yine Zeki Müren'in bana yaptığı iyilikleri inkar edecek
değilim... O yıllarda hayatımdaki en büyük ve en kaliteli
insandı...
Aynı
yıl Fahrettin Aslan'ın Sahil adlı gazinosuna 125 lira gibi iyi bir
yevmiye ile transfer oldum... O yıllarda saçım siyahtı ve Gina
gibi tarardım... Zaten kim şöhret olsa mutlaka taklit ettiği biri
vardır... Artık iyi bir para kazanıyordum... Beni top bile yıkamaz
diye düşünüyordum... Giyim kuşam masraflarım artmıştı...
Hilton Oteli'nin açılışıyla orada kendime sürekli bir oda
kiralamıştım... Haftada bir gün bile olsa etrafa gösteriş
yapmak için yemeklerimi Abdullah'da yiyordum... Geri kalan günler
ise genellikle aç kalıyordum... Şanım olsun ama karnım doymasın
diye bir görüş tarzım vardı o dönemlerde... İşte böyle aç
kala kala Gönül Yazar oldum...(diğer haberler için aşağıdaki
linke tıklayın)
Yorumlar
Yorum Gönder