Ana içeriğe atla

Hızlı Kavgacı Ahmet Mekin

Ahmet Mekin bugün Türk beyaz perdesinin en hızlı kavgacılarındandır. Son filminin çevrilişi sırasında karşısına çıkan 6 kabadayının hakkından gelirken bilekli bir dövüşçünün bütün ustalığını gösterdi.
APO VE HASAN KAVURMACI — Kavurmacı, Ahmet'i haklarım sanmıştı. Fakat balyoz misali yumruk, şimşek gibi çenesinde patladı. Minibüsten pike yapan Ahmet «Apo» yu da temizledi.
NECATİ DALGAKIRAN VE CİLET TURAN — Ahmet gibi bir dalga önünde Necati'nin dalgakıranı kağıt gibi katlandı, buruştu, yuvarlandı. Cilet Turan'ı körletmek ise Ahmet Mekin için hiç zor olmadı. Sonunda Cilet, selameti kaçmakta bulmuştu.
BAKIRKÖY'DE boş arsalarda top oynarken artist olacağı kimin aklına gelirdi? Kartaltepe'de Ayşe Teyze'nin camını kırdığı zaman, iri yarı kadın eline süpürge sopasını alıp evden dışarı fırlamış, kısa pantolonlu Ahmet de tabana kuvvet kaçmıştı. Bir ara boks, atletizm yapmış, sonra merak sarıp güreşe çalışmıştı...
Bakırköy'de yıllar yılları kovalamıştı. Kenan Pars, Sırrı Gültekin, Bülent Oran, Altan Erbulak, Münir Özkul, Burhan Bolan, Leman Akçatepe, Göksel Arsoy, Kenan Büke bu semtten «Yeşilçam»a transfer ettiler. Bu arada Ahmet Mekin de Kemal Film şirketi tarafından angaje edilmişti. Ayhan Işık, Amerika'ya gitmeden, Osman Seden'le arası bozulmuştu. Yerli sinemada «birinci jönün» yerine Ahmet Mekin geçecekti. Fakat hesaplar yanlış yapıldı ve Ahmet Mekin ikinci plana düştü. Ancak yıllar süren bir mücadele sonunda Ahmet Mekin birinci sınıf bir jön olabildi:
Ahmet Mekin şimdi «yükselme» devresindedir. Geçen yıl tekrar yıldızı parladı ve 1965 sinema sezonunda 12 filmlik angajman yaptı. Ahmet Mekin'e verilen rollerin hepsi «vurucu - kırıcı», bileği ve yüreği kuvvetli tipler... Her filminde atlıyor, zıplıyor, havalarda uçuyor, yerlere yuvarlanıyor. Kötü adamlarla, haydutlarla dövüşüyor.
Son filminde de böyle oldu. Sohbarı'ın Şişli'deki platosunda bir çalgılı gazino dekoru kurulmuştu. Filmin rejisörü Kenan Pars, eski mahalle arkadaşını bir köşeye çekti:
«Şimdi altı kişiyle kavga edeceksin. Bu kavga sahnesinin çekimi akşama kadar sürecek... Onun için hazırlıklı ol» dedi.
Ahmet Mekin'in eşi Şükran Mekin ile üç yaşındaki kızı Serra da setteydiler. Biri babasını, öteki eşini seyrediyordu.
İlk kavga Sarı Kerim'le başladı. Ahmet, Erol Flynn gibi yüksek bir yerden Sarı Kerim isimli aktörün üzerine uçar gibi atladı ve (rol icabı) onu bir güzel dövdü. O yere serilince karşısına Cilet Turan çıktı. Cilet eski şoförlerden. Saatte 150 kilometreden az gitmez. Yumrukları da çabuk işler. Ama, Ahmet ondan daha çabuk davrandı. Cilet Turan da saf dışı oldu. Sıra şimdi «Apo» da... Yani Abdullah... iri yarı ama, attığı yumruklar boşa gidince o da Sonny Liston gibi nakavt oldu. Ahmet'i, öteki haydutlar kovalamaya başladılar. Ahmet önce bahçeye kaçtı. Fakat duvarın önünde kaldı. Geri döndü : Bu defa Hüseyin Demir karşısındaydı. Bir kroşe, bir de karnına yumruk... Adam çakı gibi iki büküm oldu.
Ahmet Mekin duvarın üstüne çıktı. Fakat öbür yanda bir başka «kötü adam» var. Beyaz perdenin iyi dövüşenlerinden Hasan Kavurmacı... Onun da üzerine jet gibi indi Ahmet. Sonra sağlı-sollu yumruklar, karşısındakinin uygun yerlerini dövmeye başladı. Beşinci de yıkılınca Ahmet duvarın üstünden koştu. Yandaki apartmana geçti. Oradan bir minübüsün üstüne indi. Yarım düzineyi tamamlayan son «haydut» aşağıda bekliyordu. Ona da bir «tepeden inme» usulü gösterdi. Necati Dalgakıran da dayanamadı, yıkıldı.

Filmin kavgalarını seyredenler boks maçındaymış gibi heyecanlanmıştı. Çekim bitince «yaşşa» diye bağıranlar oldu. Bunların arasında Ahmet Mekin'in küçük kızı Serra da vardı. Babası, ona bakmak, onu büyütmek, geleceğini garantilemek için kamera karşısında kavga etmek, icabında altı kişiyle boğuşmak zorundaydı... Bereket Ahmet Mekin, Türk sinemasının «dövenlerinden» di. Diğer saftakiler ise dayak yiyerek nafakalarını sağlamaya çalışıyorlardı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Önder Somer'in Şansı Açıldı

İstanbul'un Caddebostan, Suadiye ve Bostancı semtlerinin bu mevsimde sesiz, yalnız bir havası vardır. İnsana huzur, biraz da hüzün veren bir havadır bu... Hele hava yağmurluysa, hele yapraklar rüzgarın tesiriyle oradan oraya uçuşuyorsa... Biz de şubat ortasında, böyle bir akşam üstü, Caddebostan Plajyolu Mehtap Sokağında 33 numaralı evde oturan Önder Somer 'in evini arıyoruz. Etraf tenha. On dakikadır yürüdüğümüz halde yolda ya iki insan gördük, ya da üç... Sert lodos rüzgarı kulaklarımızı sağır edercesine uğulduyor... Kapıda bizi Önder Somer karşıladı. İki yaşındaki oğlu Öner de sırtında. Tıpkı babasına benziyor. Hani derler ya: «Hık demiş, burnundan düşmüş!» diye, öyle işte. - «Buralarda ne işin var?» dedik. «İki saattir yoldayız!» Bir süre yüzümüze bakarak güldü: - «Hele bir oturun bakalım,» dedi. «Bir yorgunluk kahvesi içelim, sonra konuşuruz.» Oturduk, kahvelerimizi içtik... Önder Somer anlatmaya başladı: - «İstanbul tarafını hiç sevmem. İnsan...