Ana içeriğe atla

Kirk Douglas'la Üç Gün Üç Gece

ELLERİN DİLİ - Ünlu aktör, yaptığı bütün konuşmalarında sözlerini manalı el hareketleriyle adeta takviye ediyordu.

Sanatçı, halktan halka temasların milletlerarası ayrı cepheleri «birleştireceğine» inandığını ve bu yolda çalıştığını söylüyordu.

Yüzü 30 elleri 70 yaşında olan aktör – Bir iyi niyet elçisi olarak gelen "Şampiyon", "Karakolda" ve "Spartakus" gibi filmlerin aktörü Kirk Douglas, İstanbul'da kaldığı şiire içinde Amerikan Haberler Merkezinin etrafına diktiği yamuk bir tahta perdenin içinde yaşamaya mecbur oldu. Aktörle yapılmak istenen iyi niyetli temas gayretleri hep "Basın Ataşemiz Mr. Miller'e danışın", "Kültür Ataşemiz Mr, Knight'la temas etseniz", "Ayşanım'a söylediniz mi? tarzındaki atlatmacalarla karşılandı. Aktör, Atina yoluyla Tel Aviv'e giderken İstanbul'da Türk'ten çok Amerikalı görmek zorunda kalmıştı.

KOLEJLİ KIZLARIN ARASINDA — Kirk Douglas, Amerikan Kız Koleji'nde öğrencilerin çeşitli sorularını esprili şekilde cevaplandırarak salona neşeli bir hava getirdi. Salondan çıkarken, etrafını, imza ve hatıra merakimi bir kolejli kalabalığının sardığını gördü. Kolej müdiresinin tedbirleri de para etmemiş ve genç kızlar, sanatçıyı aralarına alıvermişlerdi. O, hepsinin arzusunu teker teker yerine getirdi. Kendisine uzatılan resimlerin, kitapların, defterlerin, hatta mendillerin üzerine imzasını gülerek atıverdi.

ROBERT KOLEJ'DE — Erkek Kolejini de ziyaret eden prodüktör - aktör, sorulan sualleri cevaplandırırken sesini duyamadığı dinleyicilerinin yanına gidiyor, resimde görüldüğü gibi garip pozlar takınarak onları dinliyor, sonra da suallerin cevaplarını, nüktelerle süsleyip veriyordu.

İMZAYI GÖĞSÜNE İSTEMİŞTİ – Türk Film Prodüktörlerinin düzenledikleri yemekli toplantıda Fatma Girik de yakışıklı artistten göğsüne imza atmasını rica etti. Fakat aktör Fatma Girik'in sadece sağ koluna imzalamakla yetindi.

BİR BOYA 5 LİRA – Geçen cumartesi günü öğleyin eşi ile kalkavan ailesinin beylerbeyindeki özel davetine giden sanatkar bir ara araba vapurunda güverteye çıkarak küçük bir boyacı çocuğa ayakkabılarını boyattı ve gülerek «Tekrar Türkiye'ye gelirsem gene sana boyatacağım» deyip 5 lira verdi.

KÜÇÜĞÜN VE BÜYÜĞÜN SEMPATİSİ — Kirk Douglas, İstanbul'a geldiği gece Hiiton'da bir küçük kız, çekinerek onun yanına yaklaştı. Aktör de eğildi ve minik kızın elini şefkatle sıktı.

Üç gece sonra Prodüktörler Cemiyetinin yemekli toplantısında ise Neriman Köksal'ın bu sempati gösterisi, Kirk Douglas'ı sevindirmiş olmaktan çok ürkütmüşe benziyordu...

GENÇ KIZLAR ARASINDA – Amerikan Kız Kolejinde bir konuşma yapan Kirk Douglas'ın sözleri, talebelerin zaman zaman «Spartakus, Spartakus» nidalariyle karşılandı. Çeşitli sualleri, söz altında kalmamaya çalışarak cevaplandıran yakışıklı aktör, hanımlar karşısında en iyi bir hatibin bile çok göç konuşabileceğini özellikle belirtti.

PÜRÜZSÜZ gergin bir yüz. Açık kumral gür kaşların altında muzip bakışıklı yemyeşil gözler. Bir özelliği var: Kızıla kaçan sarı saçlarını sık sık elleriyle düzeltiyor... Kirk Douglas, yüzüne bakılınca, 30 - 35 yaşından fazla göstermiyen, orta boylu, ince yapılı yakışıklı bir erkek. Fakat gözleriniz aktörün ellerine ilişince gayri ihtiyari irkiliyorsunuz. Kirk’in delikanlı başında sık sık dolaşan bu iri, kemikli ve derileri buruşmuş eller, ancak yetmişlik bir dedeye ait olabilir.
Aktör, İstanbul'a adımını attıktan birkaç dakika sonra etrafını saran gazetecilere: «Sizden bir şey rica edeceğim,» diyor, «Sakın bana İstanbul'u nasıl bulduğumu sormayın. Bu zifiri karanlıkta İstanbul'a geldiğimi bile farketmedim. Ama güzel bir şehir olsa gerek.»
-«Atina’da Kıbrıs konusunda konuşmalar yaptığınız söyleniyor. Doğru mu?»
Kirk Douglas, kaşlarını kaldırıp ellerini yana açıyor: «Tabii, bu konuda Yunan Kıralıyla da konuştum. Ben, meselenin barış yoluyla halledileceğine inanıyorum» diyor.
-«Atatürk rolünü oynamayı düşündünüz mü?»
    -«Bence Atatürk, hayata sığmayacak derecede büyük bir kahramandır. Beyaz perdede onu canlandırmayı isterim.»
Aktörün sözlerini Türkçeye çevirmekte olan Amerikan Haberler Merkezinin Türk tercümanı ise Amerikanvari Türkçesi ile aktörün iyi niyetle söylediği bu sözleri ihtimal basının şüpheyle karşılayacağını düşünmüştü. Kendiliğinden şu sözleri eklemek ihtiyacım duydu: «Mr. Douglas, ‘Atatürk rolünü oynamak zor bir iş. Buna cesaret edemem’ diyorlar.»
Aktör, perşembe günü sabah gazetelerini aldığı zaman büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Zira birçok gazete aktörün «Ben Atatürk rolünü oynamak istiyorum,» sözünü tercümanın ifadesine uyarak, «İstemiyorum» şekline çevirmişti.
VALİ İLE
Perşembe günü Vilayette İstanbul Valisi Niyazi Akı ile karşılıklı sabah çayını içerken, Kirk Douglas tekrar Atatürk filmine temas etti. «Atatürk büyük bir kahraman.» diyordu, «gerçi onu herkes tanıyor ama beyaz perdede de görmeleri lazım. Bu rolü oynamayı çok istiyorum.»
    -«Türk tarihini tetkik ettiniz mi?»
Valinin bu sözleri, aktörle beraber Vilayete gelmiş olan Amerikan Başkonsolosu ile Haberler Merkezi Müdürüne birkaç saniye ecel teri döktürmeye yetmişti. Fakat aktör, hiçbir şaşkınlık alameti göstermeden: «Üniversite tahsilim sırasında Türk tarihi üzerinde resmi bir çalışma yapmadım. Fakat Türk tarihi ile ilgili yazılar elime geçirdikçe okuyorum.»
Yan koltuklarda oturan Amerikalı temsilciler bu sözleri duyunca, rahat bir nefes alıp arkalarına yaslandılar...
    -«Kaç yaşındasınız, Mr. Douglas?»
Vali Niyazi Akı'nın bu sualine aktör:
-«Kırk üç yaşımdayım,» cevabını verdi. İstanbul'a gelişinden önce gazetelere Amerikan Haberler Merkezi tarafından gönderilen bültende aktörün 46 yaşında olduğu yazılıydı. Hollywood’da yayınlanan yıllıklarda ise aktör 48 yaşında gösterilmişti.
KIZ KOLEJİNDE
Arnavutköy Amerikan Kız Kolejinde kısa bir konuşma yapmak üzere sahneye çıkması beklenen Kirk Douglas, okulun müdiresinin kulağına eğilip bir şeyler söyledi ve kulise giden kapının arkasında müdireyle beraber kayboldu. Aktör, Türk kızlarına Türkçe bir şeyler söylemek istiyordu. Binlerce kilometre katedip Amerikadan Türkiye'ye gelir gelmez bir Amerikan okulunu ziyaret etmek «iyi niyet elçisi» nin tuhafına gitmişti. Beş altı dakika sahne arkasında kalıp Türkçe «merhaba, nasılsınız?» gibi kelimeleri söylemeyi prova etti.
Genç kızlar, Kirk Douglas’ın Türkçe sözlerini alkışlarla karşıladılar. Aktör onlara biraz da kadınlardan dert yandı:
    -«Benim dört ablam vardı,» diyordu. «Kadını bu kadar bol bir evde yetişen bir erkeğin, artık onları kolayca idare edebilmesi, her türlü sırlarını öğrenebilmesi gerekmez mi? Fakat maalesef ben çocukluğumdaki tecrübelere rağmen kadınların iç alemini öğrenemedim. Size küçük bir Örnek vereyim. Benim hiçbir şeyden haberim yokken karım evleneceğimiz günü bile kararlaştırmış. Bana da durumu son dakikada bildirdi.»
Durmadan elleriyle işaretler yaparak konuşan aktör, bu mesleği niçin seçtiğini de şöyle anlattı: «Aktörler, büyümiyen çocuklardır. Bizler de çocuklar gibi devamlı hayal aleminde yaşarız.»
Arnavutköy Kız Kolejinde hayranlarına imza veren Kirk Douglas'ı genç kızlar, kolay kolay okuldan dışarı bırakmıyacaklardı. Fakat Amerikan Haberler Bürosu, hazırladığı mükemmel (!) programı harfiyen uygulamaya kararlıydı. Buna göre, aktör öğle yemeğini Amerikan Kültür Ataşesiyle yiyecek, sonra da Amerikan Erkek Kolejine gidecekti.
SABRI TAŞIYOR
Türkiye'de bol bol Amerikalı görmek fırsatını elde edeceği için de doğrusu Kirk Douglas'ın ilgililere teşekkür etmesi gerekiyordu. Fakat Rus asıllı Amerikan aktörü kendisinden bekleneni yapmadı.
Otele döner dönmez, kültür ataşesiyle tercümana «Sizlere ihtiyacım yok. Ben İstanbul'u tek başıma gezmek istiyorum. Peşimi bırakın, saat dörtte arabayı gönderin kafi,» diyerek onları kibarca başından savdı. Sonra da eşini yanına alıp Lemi İpekçi adındaki bir film ithalatçısı ile Mısır Çarşısı’na öğle yemeğine gitti.
Amerikan Erkek Kolejine giderken aktörün yüzü biraz daha asılmış, gözlerinin yeşili biraz daha koyulaşmıştı. Elbisesini değiştirmemişti bile. Fakat kolejli delikanlıların kıyafete daha fazla dikkat edeceklerini düşündüğü için mi nedir, ayağındaki mokasenleri değiştirip, mest taklidi bir Beatles pabucu giymşiti.
EVİNE DÖN, KIRK
Önceden kararlaştırıldığı gibi Kirk Douglas, İstanbul’da ikinci gününü Türkiye Milli Talebe Federasyonu üyelerine hasretmişti. Üniversiteli gençler, aktörü sabahtan alıp gezdirecekler, yemek yiyecekler, sonra da Belediye Sarayına götürüp «Sanatın Kaynakları» konusundaki açık oturumda konuşmasını sağlıyacaklardı. Aktör, birden kızdı ve «Ben bütün gün bir grupla beraber dolaşamam. Programın yarısını değiştirin,» dedi.
Kirk Douglas'ın üniversiteli öğrencilerle buluşması, gecikmeli ve dolayısıyle elektrikli bir hava içinde başladı. TMTF'de Amerikan Kültür Ataşesinin Türkçe «Mr. Douglas yorgun, öğrencilerin karşısına çıkmadan önce dinlenmesi lazım» sözlerine de içerliyen aktör: «Hayır, ben yorgun filan değilim. Bir an önce işimizi bitirelim» deyiverdi. Belediye Sarayındaki açık oturum, gergin bir hava içinde açıldı ve «Go Home» sözleriyle bitti.
İSTANBULDAKİ DOSTU
Bu arada Kirk Douglas, İstanbul'daki tek eğlenceli gecesini yaşadı. M.G.M. Şirketinden «Aman Kirk Douglas'la meşgul olun» tarzında bir mektup alan film ithalatçısı Lemi İpekçi, öğlenki yemekten sonra, gece de aktörü İstanbul sosyetesinin müdavimi olduğu Beyoğlundaki Polo Klübüne götürdü.
Cumartesi sabahı araba vapuru ile Boğazın karşı kıyısına geçerken, şaşkınlığını gizlemedi, «On dakikada Avrupa kıtasından Asya kıtasına geçtim,» diye sevinçli sevinçli mırıldanıyordu. Bugün Türk filmcilerinin demirbaş setlerinden biri haline gelen ve aktörün dostu Nazım Kalkavan'ın Beylerbeyindeki evinde öğle yemeğini yedikten sonra tekrar Boğazın karşı kıyısına döndü. Önce Türk - Amerikan Üniversiteliler Derneğinin kokteyline gidecek, bu arada Başbakan İnönü'ye bir nezaket ziyaretinde bulunacaktı. Gece de Türk filmcileriyle tanışacaktı.
PRODÜKTÖRLERLE VE GİDİŞ
Kirk Douglas, Prodüktörler Cemiyetinin lokalinde artistlerle tanışacağını umarken bir sürü prodüktör görünce şaşırdı ve hayretini gizlemedi.
Günler çabucak gelmiş geçmiş, Kirk Douglas, zihninde tasarladıklarının hiçbirini yapamadan kendisini Yeşilköy Hava Meydanında buluvermişti. Hayal kırıklığına uğramıştı herhalde. Fakat buna rağmen hislerini saklayıp, «Ziyaretimden çok memnunum. İlk fırsatta tekrar geleceğim,» dedi ve gitti

İNÖNÜ'NÜN EVİNDE Aktör, İnönü'yü Taşlık'taki evinde ziyarete gittiğinde Başbakan'ın iki Amerikalı senatörle olan görüşmesinin bitmesini bekledi. Başbakana ilk söz olarak, hakikat alemini idare eden bir şahısla görüşmenin, hayal aleminin bir adamı için büyük bir şeref olduğunu söyledi. Başbakan da gülerek, «Sanatkarlar her yerde karşılaşabilirler» cevabını verdi.

TERLETEN CELSE
T.M.T.F.'nun Belediye Sarayında düzenlediği «Sanatın kaynakları,» konulu açık oturuma davet edilen Kirk Douglas, salonun protokol dışı davetsiz misafirleri karşısında, aşırı kalabalıktan, sıcaktan, yapılan lehte ve aleyhte tezahürattan, film çalışmalarından daha fazla ter döktü ve yoruldu.


BİRİ KIRK, DİĞERİ KIRKOR — T.M.T.F.'nun folklor gösterisine davet edilen aktör, kuliste beyaz perdemizin bazı sanatkarları ile, bu arada asıl adı Kirkor Cezveciyan olan Kenan Pars'la da karşılaştı...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...