Ana içeriğe atla

Müdür Beyin Haline Bakın

Sayın Taşçıoğlu kasım ayının 9’unda Sezer Film adına bir filmin çekimine başlandı... Filmi götürecek olan kadın oyuncu seks yıldızı Ahu Tuğba'ydı. Erkek oyuncular ise Salih Güney’le Can Gürzap. Ve ''Yangın" isimli bu film kısa sürede tamamlandı. Herhalde ''Yangın''ın oyuncularını tanıyorsunuz...
Hele hele içlerinden birini, hani haftalardır çeşitli eleştiri ve beğenilere hedef olan “Kartallar Yüksek Uçar’’ın Mustafa Karabulut’u Can Gürzap'ı çok iyi tanıyorsunuz. Çünkü yanda gördüğünüz filmden bir sahnede seks yıldızı Ahu Tuğba’yı bir masanın üstüne yatırarak, başını da onun göğüsleri arasına gömen bu adam sizin bir müdürünüz... Yani bakanlığınıza bağlı olan Devlet Tiyatrosu’nun İstanbul Müdürü Can Gürzap'tır... Yönetimi altındaki sanatçılara mevkii icabı hükmeden, dozunu kaçırdığı zaman yıllarını tiyatroya vermiş sanatçıların istifalarına neden olan, film çevirecek sanatçıların bu işi izin aylarında yapıp yapmadıklarına çok “dikkat" eden, aksine hareket edenlere ise ceza yağdıran bir müdürünüz Can Gürzap... Ancak film teklifi aldığı zaman izin ayı falan dinlemeyen örnek olması gerekirken, cüretkâr bir şekilde ama herhalde ''sanat adına" masa üstünde Ahu Tuğba'nın bacakları arasına girerek erotik sevişme sahnelerinin kahramanı olan da yine kendisi.
Evet, Sayın Taşçıoğlu... Fazla söze gerek yok... Basından gizli çekilen ve bizim de büyük zorlukla ele geçirdiğimiz, filmden bir sahneyi yansıtan bu fotoğraf belki “Yangın’’ı göremezsiniz diyerek dikkatinize sunuyoruz. Çünkü Can Gürzap’ı Genel Müdür Turgut Özakman kanalıyla İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun müdür koltuğunda oturtan sizin bakanlığınız. Belki atamanın altında sizin imzanız yok ama bu kişinin görevi halen devam ediyor... Şüphesiz başarılarıyla...
Zaten müdür bey fotoğrafta da üstün oyunculuk görevi ile oldukça başarılı değil mi?

Can Gürzap’ın böylesine erotik pozunu gördükten sonra yanlış bir kanıya kapılmayın... Çünkü, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü’nün başını bacaklarının arasına girdiği Tuğba’nın göğüslerinin ortasına gömüp, buseler kondurmasının, mutlaka sanatsal bir değeri var... Ve öyle bir sanatsal değer ki, bu zedelememek ve en iyi bir biçimde sergilemek için Can Gürzap elinden geleni yapıyor... Üstelik rolüne de öylesine konsantre olmuştu ki, Ahu Tuğba’yı öperken, gerçekten bu sahnede çok ama çok başarılı bir oyun çıkarıyor Can Gürzap... Zaten oyununun başarısı, sanatını konuşturması bu fotoğrafta belli değil mi? Zaten biz de müdür beyin buselerinin sanatsal bir değerinin olduğunu inkâr etmiyoruz...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Altan Günbay'ın Dönüm Noktası

«SAMSON - DALİLAH» efsanesinin güçlü kuvvetli kahramanı Samson'la, Altan Günbay arasında ne benzerlik vardır? Bu soruyla karşılaşan her insan önce aynı şeyi yapar. Başlar Altan Günbay’ı düşünmeye. Öyle ya, Altan Günbay'ın hayatını hızlı bir filim şeridi gibi gözünün önüne getirecek ve bu şeridin kareleri arasında Samson’a benzer bir taraf arayacaktır. - «Altan Günbay 1931 yılında Konya'da doğmuş. Gazi Lisesi'ni, Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitirmiş. Opera'ya Cavellaria Rusticana ile başlamış. Othello, Lucia, Carmen, Kiss me Kate gibi ünlü operaların başrolünde oynamış. 1954 yılında kendisi gibi opera sanatçısı olan Müveddet Günbay'la evlenmiş. Elmas ve Tunç adlı iki çocuğu olmuş. «Şehrazat» filmiyle sinemaya başlamış. Opera’da rejisörlük ihtisası için Almanya'ya gönderilmiş. Birçok şarkı bestelemiş, bunların içinden 10 tanesi plak olmuş. Almanya’dan dönünce İstanbul’da kalmış. Şimdi İstanbul' da baş rejisör yardımcısı olarak çalışıyor, beste...

Ünlülerin ''Uçkur Davaları''

Mahkemeler varolduğu günden bugüne ne davalara bakmıştır... Haklıyı haksızı birbirinden ayırmış, suçu, suçluları ortaya çıkarmıştır... Ne dolandırıcılar, ne hırsızlar, ne ırz düşmanları gelip geçmiştir adliye koridorlarından. Bugünlerde mahkemeler bir namus davalarıyla çalkalanıp duruyor... Sanat dünyasının ünlülerinden birkaçının kahraman olduğu bu davalara belki de ''uçkur davaları" demek daha doğru olacak... Çünkü hepsinin özü dönüp dolaşıp oraya geliyor... Adalet... En zengininden en fakirine, dünyadaki tüm insanların sığındıkları, kimi zaman medet umdukları, haklarını aradıkları ve ne acıdır ki bazen de kullanmaya çalıştıkları olgu... Neden kullanılmaya çalışılır adalet? Kimin ne çıkarı olabilir? Olmaz demeyin, olur... Hem de öyle güzel olur ki... Ve oluyor da... İşte kapı gibi üç tane örnek... Haftalardır gazete sütunlarında boy boy resimleri yayınlanan belki de bir ''hiç uğruna" bu sütunları meşgul eden, sanat dünyasının ünlü isimlerinden birkaçın...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ekrem Bora Dedikodulara Cevap Verdi

Bir zamanların «uçarı çapkını» Ekrem Bora'nın, Suadiye'deki yazlık evindeyiz. Burada, eşi ve iki çocuğu ile her türlü dedikodudan uzak, mutlu bir aile hayatı yaşıyor. Yemek odasında, kahvaltı masası daha kaldırılmamış. Bizi, yüzü sabunlu sabunlu içeriye buyur eden Ekrem Bora traş oluyor. Geçen hafta onunla ilgili bir haber, Yeşilçam'da bomba gibi patlamıştı: - «Ekrem Bora, sinemayı bırakıyormuş...» Aslında bu habere inanmak gerçekten güçtü. 1953 yılında filim piyasasına giren Bora, sinemadaki şahsiyetini, yeni sayılabilecek bir geçmişte bulmuştu. Aşırı çapkınlığı, onun düzenli bir hayat sürmesine mani oluyor, bu da mesleğine tesir ediyordu. Ayrıca, şansının da kendisine yardımcı olduğu pek söylenemezdi. Meslek hayatının 12 nci yılında çevirdiği bir filimle, şansı birden döndü. «Sürtük» teki oyunuyle 3. Antalya Filim Festivali'nde «Altın Portakal» armağanını kazanması, ona yeni bir «hırs» vermişti. O günlerde: - «Şimdiye kadar sinemayı pek önemsemiyordum. ...