Ana içeriğe atla

Pervin Par Atıf Yılmaz Aşkı Neden Bitti?

GENÇ kadının saçları rüzgarda, ayakları sulardaydı.
-«Erkekler mi?...» dedi. Ve, yüzünü buruşturdu.
Bir an hareketsiz kaldı. Sonra acı acı güldü. Pervin Par eskimeye, ya da unutulmaya yüz tutmuş aşktan hatırlamak istemiyordu. Havuzun sularına gözlerini dikip, uzun uzun düşündü... Konuşup, konuşmamak arasında bocaladığı belliydi. Bir süre sonra söze başlıyan gene kendisi oldu.
-«Erkeklere artık güvenim kalmadı. İnançlarımı son noktasına kadar harcadılar. Düşünün, beni harcıyanlar üstelik hep sevdiğim erkekler oldu.
-«Hayatıma karışan erkeklerin yalnız üçü önem taşır. Bunlardan ilkini 13 yaşında tanıdım. Yirmi beş yaşlarında bir tüccardı. İlk aşkın getirdiği bir heyecanla sevişiyorduk. Derken nişanlandık. Sonra durum değişti. Beni başkalarıyle aldatmaya başlamıştı bile. Bunu hissediyor, fakat mutluluğumun akışını bozmamak için göz yumuyordum. Evlendik. Gene hiçbir şey değişmemişti. Kocam beni aldatmakta devam ediyordu. Buna rağmen seviyordum. Fakat bu durumda, beraber yaşamamız imkansızlaşıyordu. Evliliğimiz iki ay sürdü. Ayrıldık.
-«Sevdiğim 2. erkek Mahir (Özerdem) oldu. Onunla 'Şahinler Diyarı'nın çekimi sırasında tanıştık. İlk gördüğümde kendi kendime 'Bu uzun boylu adamla nasıl anlaşacağız?...' diye sormuştum. Mahir de benim için 'Amma da soğuk kız, karşımda nasıl oynıyacak' demiş. Tabii her ikimizin de düşündükleri yanlış çıktı. Çılgınlar gibi sevişiyorduk. Artık kendimi mutlu bir kadın olarak hissetmeye başlamıştım. Her gün onun sevdiği yemekleri yapıyor, akşamları da sofrasını zevkle hazırlıyordum. Bundan daha güzel bir şey olamazdı benim için. Beş yıllık mutlu bir beraberlikten sonra ayrılınca, herkes şaşıp kaldı. Sebepleri nelerdi?... Neden birbirimizden kopmuştuk?... Evet birinci aşkımda olduğu gibi, bu İkincisinde de sebep aynıydı. Mahir beni aldatıyordu. Geceleri geç, bazan da hiç gelmediği oluyor, sofra başında saatlerce onu bekliyordum. O ise sabaha karşı geliyordu. Arabasında kadın saçları buluyordum. Onu kapıda karşıladığımda burnuma parfüm kokuları geliyordu. 'Bu koku ne Mahir?' diye sorduğumda, berberden geldiğini söylüyordu. Mademki beni başkalarıyle aldatıyordu, bunu hissettirmeyip, gururumu kırmamalıydı. Ondan bunu beklerdim. Bu beş yıllık beraberliğin bana, manevi yönden çok faydası oldu. Ama maddi bakımdan hayır... Gördüğünüz gibi artistlik hayatım için, yeniden bir mücadeleye girdim. Bütün bunlardan sonra gene de Mahir'e aşık olduğumu söyliyebilirim.
«Atıf Yılmaz hayatımdaki son erkek oldu. Aslında bu beraberliğe 'aşk' demek pek doğru olmaz. Çünkü ona aşık değildim. Sadece beraberliğinden hoşlanıyordum. Atıf Yılmaz iyi bir insan, kültürlü bir rejisördü. Ama hiçbir zaman, rejisör olduğu için ona yaklaşmadım. Eğer böyle bir istismar yolunu düşünseydim, rejisörlüğünü yaptığı «Yarın Bizimdir» de, «Erkek Ali» de rahatlıkla ben oynayabilirdim. İstendiğim halde oynamaktan kaçındım. Atıf Yılmaz'la beraber olduğumuz süre içinde daha iyi düşünebilmeyi öğrendim. Onunla ayrılışımın sebebi bu defa içimdeki kuşku oldu. Aldatılma kuşkusu... İki defasında kadınlık gururum kırılmıştı. Birincisinde kocamı yanında çalıştırdığı kızlardan biriyle, dudak dudağa bile yakalamış, İkincisinde ise Mahir'i yabancı bir kadınla elele İstiklal Caddesinde görmüştüm. Bir üçüncüsüyle burun buruna gelmemek için öyle sanıyorum zamanında ayrıldım. Hepsi bu...» dedi.

GÜVENİ YOK — Erkeklere hiç güveni olmadığını söyleyen Pervin Par, aşklarında hüsrana uğramaktan artık bıkmış.


SIFIRDAN — Mahir Özerdem'le devam eden 5 yıllık beraberliği sırasında çok sevdiği sinemadan uzak kalan Pervin Par, 2. eşi Özerdem' den ayrıldıktan sonra her şeye yeniden başlamış...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...