Ana içeriğe atla

Suzan Avcı Tövbekar Oldu

ÇOK ŞÜKÜR — Turnede ölümlerden kurtulup döndükten sonra Eyüp'te dua etti.

Türk filmlerinin şöhretli vamp kadını Suzan Avcı 55 gün Anadolula dansözlük yaptıktan sonra «Tövbeler olsun, bir daha ancak filmlerde dansöz rolüne çıkarım, turneye çıkmam!» dedi.

SUZAN Avcı, tövbe etti, bundan sonra ancak filmlerde dansöz rolüne çıkacak. Yoksa, sahici dansözlüğe elveda!
Son yıllarda moda oldu. Şöhretli film yıldızları kamera karşısında çalışmayı bırakıyor, sahneye çıkıyor. «Sahne» dersek, tiyatro sahnesi değil tabii. Çalgılı gazinolardaki sahneler... Buraya artistleri çıkaran sebep: Peşin para... Film oyuncularına prodüktörlerin verdiği bonoların çoğu paraya çevrilmiyor. Çevrilse de asıl değerinden çok aşağıya geçiyor. Oysa dansözlük öyle mi? Çık sahneye, on beş dakika, bilemedin yarım saat dans et. Hem kendin eğlen, oyna, çalgıyla jimnastik yapar gibi bir çeşit spor yap, bol bol alkış topla, gir kulise. Hemen ayak üzeri «yövmiye» ni al, çık...
Ama, bu İstanbul için, Ankara, ya da İzmir için böyle... Ya Anadolu? Onu da Suzan Avcı'nın ağzından dinleyelim:
-«Bir daha mı, Allah göstermesin! Dansözlük yok artık, bittiii... Hani bir daha denizden geçmem, suyu bardakta görürüm, derler ya? Benimki de öyle olacak. Anadolu'da 55 gün turne yaptıktan sonra anladım ki, danseden çıplak kadını, oturak aleminde oynatılan kadından ayırt etmiyorlar.»
«Ben 20 kişilik ekip içindeydim. Annem de yanımızdaydı. Bütün memleketi dolaştık. Para çok, ama huzur, rahat yok... Başıma neler gelmedi ki? Sahneye hücum edip beni kaçırmak istediler. Meydanda polis, bekçi yok. ‘Soyun, striptiz yap, yoksa seni parçalarız' diye tehdit eden sarhoşlar, kasabayı ayağa kaldıran okul müdürü, sahneye çıkan yedeksubay Öğretmenler gördüm.»
-«Yok canım?»
-«Aaa, birçok gazeteler yazdı, zabıtlar tutuldu. Turneyi yarıda bırakamadığım için dönemedim. Sonuna kadar çileye katlandım. Antalya'nın 'Kumluca' ilçesinde başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Şimdi sağ - salim İstanbul'a dönebildiğim için, adak adamıştım, Eyüp sultan'a, bir kurban keseceğim...»
Suzan Avcı bunları anlattıktan sonra baş örtüsünü başına bağladı. Kapıda bekleyen lüks otomobile atladı. Ver elini Hazreti Eyüb-ül Ensari’nin mekanı... Orada, fakirlere yiyecek, giyecek, yakacak dağıtılan «Vakıflar İmareti» var. Karşısında kurbanlık koyunlar satılıyor. Suzan Avcı arabadan inerken, niyetini hemen anladılar. «Abla kurban istiyorsun değil mi? Gel buraya» dediler. Kurbanlık koyunlar da hep erkek oluyor. Suzan en gösterişlisini seçti. «Allah kabul etsin adağını» dediler. Koyunu kesip etini dağıttılar. Kızılay başta olmak üzere birçok hayır kurumlarına da «bağış» ta bulundu. Fakir - fukaraya sadakalar dağıttı. Caminin avlusunda, çarşaflı kadınlar arasında iki rekat da namaz kıldı.

Biraz sonra, son model Amerikan arabasının penceresinde sarı saçları uçuyor, Cihangir'deki evine gelirken gönül huzuru içinde yeni hayallere, projelere dalıyordu...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...