Ana içeriğe atla

Yorgun Savaşçı, Ayasofya'da

İKİ yılı aşkın bir süredir «Yorgun Savaşçı» filminin çekimi için ter dökenler son olarak Ayasofya sahnelerinin görüntülenmesi, doğrusu hiç de kolay olmadı. Gerek film yönetmeni Halit Refiğ, gerekse yapımcı Ömer Serim iki gün boyunca oradan oraya koşuşup ter döktüler ve biraz daha yoruldular...
AYASOFYA'YA GİRİLİR Mİ, GİRİLMEZ Mİ?
Kemal Tahir'in «Yorgun Savaşçı» romanından sinemaya uyarlanan ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ile Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu «Cehennem Topçu Cemil» adlı subayın yaşam öyküsü etrafında veren bu süper filmin gerçekleşmesi hiç de kolay olmamıştı... İki yıl boyunca birçok oyuncu değişmiş, yorum yüzünden çıkan tartışmalarda gruplaşmalar ve küskünlükler olmuş, hatta bir süre setteki bir grev nedeniyle yapım 5 ay kadar aksamıştı...
Filmin en kalabalık sahnelerinden birisinin Ayasofya’da çekilmesi gerekiyordu. İşgal İstanbul’unda halkı bir cuma namazında gösteren bu sahne, hem o dönemdeki İstanbul halkının havasını yansıtacak, hem de işgal kuvvetleri ile halk arasındaki çelişkileri vurgulayacaktı.
Ayasofya’daki bu sahnenin çekimi için yapımcılar daha 12 Eylül öncesinden yetkilere başvurmuşlardı... Ancak o dönem olumlu bir cevap alamadılar. Ayasofya daha önce de çeşitli siyasal güçler için bir istismar konusu yapılmıştı ve çekim esnasında çıkabilecek tatsız olayların önünü almak -o şartlarda- oldukça zordu. 12 Eylül’den sonra yapımcılar izin için tekrar başvurdular ve uzun uğraşılar sonucu Işık Derin Paşa'nın yardımı ile gerekli izin çıktı. Filmin Atatürk’ün 100. yıldönümünde tamamlanması ve 29 Ekim'de yayına girmesi için Konsey çevrelerinin de hassasiyet gösterdikleri öğreniliyordu. Artık «Yorgun Savaşçılar» Ayasofya'ya girebilirdi... Ama iş bu kadarla bitmiyordu...
Namaz sahnesi için halı döşenmesi lazımdı ve Ayasofya Müdürü caminin halılarının ağır olduğu ve toplanmasının güç olduğu gerekçesi ile halıları vermiyordu. Yapımcılar bu kez halı bulmak için koşuşturmaya başladılar... Sonunda Vakıflar Müdürlüğü’nün yardımı ile Sultanahmet Camii’nin tamirde olan bölümünün halıları alınıp Ayasofya'ya serildi. Sadece halı için 3 hafta zaman gerekmişti...
BÜROKRASİNİN ÇARKLARI ARASINDA
Halılar serilmişti, fakat içerde çekimin yapılabilmesi için 120 kw gücünde elektriğe gereksinim vardı... Ayasofya’ya aydınlatmayı yarayan dış elektrik tesisatından içeri elektrik alınması şarttı. Bu kez dışardaki elektrik tesisatının kime ait olduğu tartışması çıktı. Ayasofya Müdürlüğü bunun Turizm Bakanlığı'na ait olduğunu ileri sürüyordu. Turizm Bakanlığı ilgilileri ise topu sonunda İstanbul Elektrik İdaresi’ne attılar. Elektrik İdaresi 1,5 aylık yazışma ve çizişmeierden sonra elektriğin kullanılabileceğini belirtti, fakat bunun için bir de kablo lazımdı... Bu iş için gerekli kablo ancak Elektrik İdaresi’nde bulunuyordu. İdare ise prensip olarak dışarı kablo vermiyordu. Yapımcılar herhangi hir zarar karşısında tazminat olarak peşin 30 bin lira depozit yatırmayı kabul ettiler. Kablo böylece alınabildi, fakat en son anda Elektrik İdaresi memurları kendilerinin böyle bir depozit anlaşması için yetkileri olmadığını ileri sürerek, kabloyu veremeyeceklerini belirttiler. Artık yapımcıların canına tak demişti. Daha önce imzalanan depozit anlaşması kağıdına dayanarak kabloya el koydular ve çekime giriştiler. Bunların hepsi 3 dakikalık bir sahne içindi...
BİRAZ METRİS'TEN, BİRAZ SULTANAHMET'TEN
Ayasofya sahneleri için 450 kadar er Sıkıyönetim Komutanlığı’nın yardımıyla Metris'ten getirildi. 200 kadar figüran çeşitli yerlerden toplandı. İşgal kuvvetleri arasında olan Anzaklar ve Fransız tayfaları ise Sultan Ahmet'ten toplandılar... Ne var ki Sultanahmet’ten toplanan «Fransız askerlerinin» hepsi Alman veya Avusturyalı’ydı... Eh o kadarcık da olacaktı artık...
Çekim günü Ayasofya tam bir karnaval, ya da maskeli balo görüntüsü taşıyordu. Geleneksel kıyafetleri içinde Anzaklar, tüylü şapkalı İtalyan askerleri, beyaz sakallı fesli yaşlı dedeler, kırmızı ponponlu Fransız askerleri, Osmanlı ordusundan arda kalan Türk askerleri, müezzinler imamlar ve Müslüman zenciler...
Müslüman zencilerden Ali Yusuf da Sultanahmet'ten toplananlar arasındaydı. Taa Tanzanya’dan gelmişti ve yapımcılar onu bulup sırtına yeşil bir elbise geçirip figüranlar arasına katmışlardı. Tek görevi namaz kılmaktı ve film hakkında pek bir şey bilmiyor, beyaz dişleriyle tatlı tatlı gülüyordu... Alman figüranlar da ne askeri olduklarını aralarında bir süre tartıştılar, ama pek bir sonuca varamadılar...
KIRILAN BİR TAŞ VE KIRILAN BİR KOL
Çekim esnasında Ayasofya bahçesindeki tarihi taşlardan birinin üstüne üç asker çıkmıştı, bir asker ise taşın dibinde yatıyor ve dinleniyordu. Derken taş nasılsa yuvarlanıp devrildi ve kenarı biraz kırıldı, altta yatan askerin ise kolu kırıldı. Ayasofya Müdürlüğü «Taşımızı kırdınız» diye feryadı basıp, derhal tutanak tuttu, askerin kırılan kolu ise güç bela, yapımcıların gayreti ile tutanağa geçirildi...
Yemek dağıtımı esnasında askerler ordudan gelen konserve kumanyalarını yerken, figüranlar da dağıtılan köfte - ekmek - ayranlarını bahçenin çeşitti yerlerine dağılıp yiyorlardı.
Bu arada usul usul yemeğini yiyen yaşlıca bir adamın yanına yaklaştık. 67 yaşındaymış. Tophane'de bir kahveden bulup getirmişler... «Vallahi oğul, bunun ne filmi olduğunu bilmiyorum, televizyonda oynayan filmleri seviyorum» diyerek gülüyordu...

«Yorgun Savaşçılar» yorgun argın bir şekilde Ayasofya'dan geçtiler, artık önlerinde bir tek Bandırma - Bergama Meydan Savaşı kaldı. Çok daha kalabalık bir kadroyla gerçekleştirilecek bu «savaş sahneleri» de kazasız belasız biterse, bu 7 bölümlük ve 7,5 saatlik süper film 29 Ekim'de ekranlara gelecek ve herkes koltuklarına kurulup keyifle seyredecek...(diğer habeler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Nükhet Duru'nun Çıplaklığı Başına Dert Oldu

ARTIK Nükhet Duru gecede 3-4 yerde sahneye çıkan bir uvertürdür. Repertuvarına daha bir dikkat eder; saçına, giyimine, hareketlerine daha bir özen göstermeye gayret eder. Bu arada Yeşilçam'dan da film teklifleri gelmektedir. Ve yıl 1970'tir. Ayhan Işık, Bahar Erdeniz ve Yusuf Sezgin 'in başrolleri paylaşacakları bir filmin hazırlıkları yapılmakta ve bu filme bir kadın oyuncu aranmaktadır. Ve Nükhet Duru adında karar verir yapımcılar. O günleri de şöyle anlatır Duru: «Bir gün çalıştığım gazinonun kulisine bir prodüksiyon amiri geldi. 'Nükhet Hanım hikaye tam size göre, Ayhan Işık'la oynayacaksınız' dedi. «Ben 'Oynayamam, imkanı yok' dedim. Adam 'Neden?' diye sordu. «'Zaten gecede üç dört yerde sahneye çıkıyorum. Gündüzleri de uyuyorum filmi ne zaman çekeceğiz. Film çekmeye zamanım mı var?' dedim. «'Biz çekim saatlerini sizin boş saatlerinize göre ayarlarız' dedi adam. «Sonra çekimler başladı. Ben ne filmin adını b...

Meral Zeren Savaşa Böyle Girecek

14 yıldır sinema dünyasında şöhret kavgası veren Meral Zeren iki yıllık aradan sonra yeniden kamera karşısına döndü. Başrolünü oynadığı “Çiçek” filminde bile yarıçıplak sevişmeyi, öpüşmeyi kabul etmeyen yıldız ilk kez yeni şöhret politikasını ŞEY’e anlattı ve yine 14 yıldır gizlediği seksapelini ŞEY objektifine sergiledi. Ve sonunda 14 yıldır süren bir namus davası daha bitti. Ama bu dava iki kişi arasında değil bir kişinin ruhundaki iki ayrı kişiliğiyle sürdürdüğü anamus davasıydı ve bu kişi de sinemanın güzel yıldızı gazino sahnelerinin aranılan şarkıcısı Meral Zeren’di. Evet, şimdi bir hafta öncesine göre ruhen büyük değişime uğramış bir Meral Zeren var artık. İki yıllık aradan sonra tekrar Yeşilçam'a dönen ve başrolünü oynadığı “Çiçek” adlı filmde bile yarıçıplak yatağa girip sevişme sahnesine “Hayır” diyen Meral Zeren yok artık. Günün şartlarına, günün sinema anlayışına göre sanat kumarını kurallarıyla oynamayı kabul eden bir Meral Zeren var. Ve bu Meral Zeren eski Mera...

Sekse Düşkün Mine Soley Ramazanda Oruç Tuttu

Türk sinemasının en çok soyunan kadını Mine Soley , bu günlerde sahneyle, set arasında mekik dokuyordu. Bir aylık mecburi Ramazan istirahatından sonra tekrar ortaya çıkmış, kendini jet hızıyla sahneye ve film setine atmıştı. Mine Soley'i "Ölüm Emri" adlı filmin setinde bulduk. "Ölüm Emri"ni Yücel Uçanoğlu-Metin Film-Işık Toraman adına yönetiyordu. Filmin başrollerini Murat Soydan ve Esen Püsküllü oynuyordu. Ve Mine Soley'İn yanısıra oynıyan öteki oyuncular da Behçet Nacar, Ali Poyrazoğlu , Erden Alkan'dı. Son ikisi tiyatro oyuncularıydı. Mine Soley kamera karşısına çıkmak için sırasını bekliyor bu arada da makiyajını yapıyordu. Sahneyle film setleri arasında mekik dokuyan genç kadın: - ''Bir bilseniz ses alanında neler dönüyor. Bazı ses sanatçıları, sahneye geçen sinema oyuncularım nedense çekemiyorlar. Hanımefendiler bütün yeni şarkıları amborgoya almışlar,bize okutmak istemiyorlar, Eskimiş unutulmuş şarkılar da bize kalıyor. Ama ne ...