Ana içeriğe atla

"Arkadaş" Filmi

Kolay değil "Arkadaş" gibi, Yılmaz Güney'in çeşitli yönlerini yansıtan güçlü bir film konusunda kısa bir eleştiri yazmak. Ama filmin en önemli ve çarpıcı yönlerine şöylece bir dokunmak elbette mümkün. İlk olarak şu özelliği belirtmeliyim: "Arkadaş", Türk sinemasının ilk politik mesajlı filmidir. Yanlış anlaşılmasın, politik yönleri olan ilk filmidir demiyorum. Ama sosyalist bir mesajı bir yanıyla da olsa ilk kez direkt seyirciye aktaran filmdir. Yılmaz Güney'in "Umut"u da içinde olmak üzere, "Karanlıkta Uyananlar"dan, "Yılanların Öcü"nden bu yana birçok Türk filmi politik amaçlar ya da uzantılar getirmiştir. Ama bu filimlerin hemen hepsini sosyalizme giden yolda geçilen demokratik aşamaların öğretileri ile açıklamak mümkündür. "Arkadaş" ise, yönetmenin politik öğretisinin adını daha ilk görüntülerle koyan bir filimdir. Bu anlamda da tıpkı "Umut" gibi sinemamızda yeni bir başlangıcın habercisidir.
"Arkadaş"ta içiçe işlenen üç tema, bir yandan yoz, kokuşmuş bir kentsoylu çevresinin kesiti, öbür yandan belirli ideolojik tavra sahip bir aydının bu çevre içindeki kısa deneyi ve üçüncü olarak da kısaca yansıtılan köylülerin ve işçilerin bilinçlenmesi sürecidir. Bu üçüncü tema, yönetmenin eğildiği kesit daha çok kentsoylu çevresi olduğu için şimdilik geri planda bırakılmıştır.
"Arkadaş", Yılmaz Güney'in dünya görüşünün tamamını kapsayan, bütün sorunları ve çözüm yollarını içeren bir filim değildir. Yönetmenin kafasındaki çok daha kapsamlı bir dünyanın sadece küçük bir bölümünü, yıkılan kentsoylu ahlakı ile ilgili görüşleri ele alan filmi bu bakımdan "ele almadığı konu ve çelişkilerle" yargılamak doğru değildir.

"Arkadaş", bütün soy sanatçılarda görüldüğü gibi, bir yıkmanın, bir yenileme'nin olağanüstü yürekliliğini taşıyor. "Arkadaş" la iki kalıp kırılmıştır. Bunlardan birincisi, sinemamızın asla kurtulamadığı ve çoğu zaman melodram'a kaçan klasik dram yapısının yıkılması, İkincisi ise kamuoyunda yıllardır oluşan "Yılmaz Güney yanlış mitosu”nun yıkılması , parçalanmasıdır. Çok kimseye kopukluklar, karışıklıklar gibi gelen film yapısı, bir çeşit "izlenimler bütünü" dür.. Klasik dramatik gelişme çizgileri ve gerilimler bir yana bırakılmış, adeta Brecht'e yaraşır bir mesafe sağlanmıştır seyirci ile film arasında. Nasıl Azem (Yılmaz Güney), bir süre içinde yaşamak zorunda kaldığı zengin çevreye bir gözlemci gibi bakmak, orasıyla bütünleşememek durumundaysa. Azem'i izleyen seyirci de bütün bir film boyunca olup bitenleri dramatik heyecanlar taşımadan bir gözlemci gibi izlemektedir.(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Ceyhan Cem'den Büyük İddia

Selçuk Ural'la beraberliğimiz 1966 Aralık ayında başladı. Daha önce de arkadaştık ama, sadece gezip tozuyorduk. Ne o bana, ne ben ona karışırdık. Bir gün bana Bütün erkek arkadaşlarla ilgini keseceksin. Filmleri bırakacaksın... Gazetecilere, artistlere selam vermiyeceksin dedi. Beni apayrı bir insan yapmak istiyordu. "Bunu zaman gösterir" diye teklifini kabul ettim. Bir arkadaşın evinde kalıyorduk. O Batı Kulüp'te çalışıyordu. Maddi vaziyetimiz iyi değildi. Arabasını satması o sıraya rastlar. Sonradan benim yüzümden sattığını söylemiştir ki, bu doğru değildir. Borcunu ödiyemediği ve şıklığa fazla düşkün olduğu için satmıştır. Bir süre sonra çalışmağa Ankara'ya gitti. Para yollıyacağını söylediği halde sözünü tutmadı... Kavgalarımız bir türlü bitmedi. Günün birinde bana evlenme teklif etti. "Birbirimizi tanımıyoruz... Daha ileride" dedim. Kurtuluş’ta bir ev tuttuk.Bütün istediklerimi almağa başladı. Israrla benden çocuk istiyordu."Gözü, duda...

Ahu Tuğba'nın Erkeği Kenan Kalav Olacak

Yazın son günlerini yaşadığımız Eylül ayının en büyük sansasyon yaratacak filmini çekmeye hazırlanıyor Ahu Tuğba . Türk - İran ortak yapımı olarak gerçekleşilecek bu filmde Tuğba’nın erkeği Kenan Kalav olacak... Gün artık büyük söz söyleme günü değil... Yoksa ademoğluna öyle yuttururlar ki zamanı ve yeri gelince... Nasıl mı? Alın size en canlı en güzel örneği. Daha bir hafta öncesine kadar Kenan Kalav’la film çevirmeyeceğini, hiç bir şekilde görüşmediğini önüne gelene söyleyen Ahu Tuğba üç gün önce Türk - İran yapımı bir filmde genç aktörle oynamayı kabul etti. Peki söylediği o kadar lafı nasıl yuttu dersiniz? Nasıl olacak 8 milyon Türk Lirası’na. Evet bugün Türk sinemasının zirvedeki yıldızları Türkan Şoray ’ın, Hülya Koçyigit ’in, Müjde Ar ’ın alamadığı ücreti bir film başına alarak yine ol vay kadın oluverdi Ahu Tuğba. Geçtiğimiz haftabaşı yaptığı anlaşmadan sonra nakit 8 milyon lira aldığının çabası, bir de hakaret ettiği, hor gördüğü Kenan Kalav’la kamera karşısına geçmeyi...

Ayhan Işık'ın Gözüyle Avrupa

AYHAN IŞIK Avrupa'dan döndü. Uzun süren bu seyahatinde «Kral»ın görüp gezmediği yer hemen hemen kalmamış. Danimarka. İsveç, Almanya. Hollanda. Avusturya, İngiltere... Her gittiği yerden bir iz kalmış. Kimi daha dün gürmüşçesine net; kimi flu fotoğraflar gibi sisli anılar... Beğenip hayran kaldıkları, şaşıp akıl erdiremedikleri, Türk mantığıyle Batılı düşünce tarzına vurduğunda farklı sonuçlara ulaşan olaylar... Bizim mutfağımızdan uzak yemekler, bizim lezzetimizden farklı içkiler, bize ters düşünceler, duygular... Hepsi, ama hepsi kendine yer bulmuş Ayhan Işık'ın anıları arasında; ama az ama çok! «BİR AN MEMLEKET BOŞALDI ZANNETTİM» Ayhan Işık bu seyahatinde bir şeye çok üzülmüş, önce kendini duygulandıran, sevindiren bir ilgi, sonra onu düşünceye sevk etmiş. - «Avrupa'da bu defa en çok dikkatimi çeken şey, orada rastladığım Türklerin çokluğu aldu,» diyor. «Kopenhag'da yemek yerken. Berlin'de kitap, gazete alırken, Münih'te bira içerken, İsveç'te ...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

DÜNYANIN birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik ’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam ’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İsta...