Ana içeriğe atla

Dayaklık Kadınlar!

Geçtiğimiz cumartesi gecesi "Tövbekar" adlı filminde aktörlüğünün ''Toy" zamanında izlediğiniz Kadir İnanır o filminin İran'a pazarlanması için İranlı sanatçı Poori Banari ile oynamayı kabul etmişti. 8 yıl önce çekilen ve vasatın üstüne çıkmayan filmde kabadayıyı canlandıran ama sevdiği kadın uğruna kavgayı bırakan Kadir İnanır’la bugünkü aktör arasında adeta uçurumlar var. Çünkü çevresindeki kadınların adını lanetlercesine anıyor. Ve bu kadınlar yüzünden dişi varlıkları adeta birer düşman gibi görerek onları yeri geldiğinde "Dövmenin'' yeri geldiğinde "Sövmenin'' gerektiğini iddia ediyor söyleşilerinde.
İşte böylesine “Kadın Düşmanı” olduğunu gizlemeyen Kadir İnanır aslında koyu bir feminist. Ama onu dişi varlıklara karşı soğutanların da hepsi ünlü film yıldızı. Geçtiğimiz yıla kadar film çevirdiği yıldızların iyi yanlarından çok, kötü ve dayanılmaz yanlarından yakınan Kadir İnanır kendisine göre "Dayaklık'' ünlü kadınları bakın nasıl anlatıyor.
Kadir İnanır'a göre Ahu Tuğba son yıllarda Türk sinemasının kazandığı tek yetenekli yıldız. İş disiplinine ve sinemaya olan tutkunluğuna hayran kaldığını öncelikle belirten Kadir İnanır, Ahu Tuğba’nın şarkıcılık yaşamından çok kötü alışkanlıklar kazandığını şöyle anlatıyor;
''Öyle bir yüreği var ki aşık olmamak elde değil. Gözlerinin derinliği insanı okyanusun derinliklerine götürüyor sanki. Ama geçmişteki hızlı yaşamı ve sahnedeki stressini atmak için alıştığı içkiyi film setlerine taşıyınca dayanılmaz oluyor. İçki içtiği zaman melek Ahu gidiyor yerine küstah bir kız geliyor. İşte bu yüzden onunla da bir daha film çevirmeme kararı aldım..."
Çevirdikleri son film ''Ah Güzel İstanbul''dan sonra bir daha birbirlerinin yüzünü görmeye tahammül edemeyen Müjde Ar, Kadir İnanır ikilisinin bundan sonra bir araya gelmeleri çok zor. Müjde Ar’ı fazla bilgiçliğinden ötürü kınayan Kadir İnanır’ın güzel yıldız hakkındaki düşünceleri ise şöyle:
Daha geçmişi ne ki? Sekiz yıl önce biz film üstüne film çevirip tecrübe kazanırken fotomodellik yapıyordu. Kendisini bu kadar kısa sürede yetiştirmesi takdir edilecek yanı. Ama ''Ben her şeyi daha iyi bilirim" havasını atmak için daha çok erken. Adamın burnunu sürtüverirler sonra. Baktı ki soyunmanın sınırı yok kapanmaya çalıştı bir süre ama adı eskisi gibi anılmayınca şimdi yine her filminde bol bol sevişiyor veya tecavüze uğruyor. Sinema, sadece yüz seksi yapmak değildir.”
Yakışıklı aktörün bir film çevirerek tanıdığı ve sonradan da tanıdığına pişman olduğu genç yıldızlardan biri de Serpil Çakmaklı. Birlikte çevirdikleri ''Tomruk" filminin çekimi sırasında rol gereği bir kelime bile konuşmamasına rağmen son derece yeteneksiz ve de fazlaca “Saf” olduğunu gördüğünü söyleyen Kadir İnanır bu film sırasında nişanlısını bile kadın olarak görmekten utandığını dile getiriyor. Güzel kadınların yüzkarası olarak nitelediği Serpil Çakmaklı'ya sinemayı bırakmasını kapak kızı olarak fotomodellik yapmasını tavsiye eden Kadir İnanır ''Allah akıl dağıtırken o bir yerlerde saklanmış galiba" diyor başka bir şey söylemiyor...
1970'li yılların ortalarında Türkan Şoray'la unutulmaz bir ikili oluşturarak sinema yaşamının en başarılı aşk filmlerini çeken Kadir İnanır bugün Türk sinemasının taçsız kraliçesini anmak bile istemiyor. İki yıl öncesi geçmişteki üzücü olaylara sünger çekerek barıştıkları, birlikte film çevirmek için prensipte anlaştıkları halde Türkan Şoray'ın oyalama taktiği uygulaması karşısında bir daha adını anmamaya yemin eden Kadir İnanır bundan böyle erkeğin tek başına sürüklediği öyküleri sinemaya aktaracağını söylüyor. Türkan Şoray'dan sonra film çevirdiği ve duygusal ilişki kurduğu Necla Nazır'ın başlı başına bir yetenek olduğunu söylediği halde film çevirmeme kararı almasına bir sebep gösteremeyen Kadir İnanır, Perihan Savaş ve Oya Aydoğan’la birlikte Nazır’ı da kara listeye almış...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...