Ana içeriğe atla

Hülya Süer'i Stüdyoda Ağlattılar

İki yıl önce İstanbul'da verdiği ''Selam Sana Anadolum" adlı konseri ekrana taşımak isteyen Hülya Süer tam stüdyoya girmeye hazırlanırken sazcıların gittiğini duyunca yok oldu, önceleri kızgınlığını gizleyen Süer daha sonra kızgınlığından ağladı...
Ekranda türkülerini duyduğumuz Hülya Süer’in başına gelenler herhalde pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Sol bacağında liflerin kopması yüzünden bir aydan beri minisküs sancıları çeken sempatik türkücü TRT'den gelen solo program teklifini değerlendirebilmek için hastalığını unutup bantlarını çıkardığı gibi Kuruçeşme’ye koştu, önce Özel stüdyoda yapılan playback kayıtları radyo evinden altı kadrolu saz sanatçısı ile gerçekleşti. TRT'nin altı saz sanatçısı ile çekiminin çok zayıf görüntülü olacağını düşünen Hülya Süer kendi cebinden masraf ederek Arif Sağ'ın 20 kişilik Saz grubunu stüdyoya çağırdı. Ama her şey Süer’in bu hareketinden sonra oldu. Radyonun saz sanatçıları Süer'in kendilerini küçük gördüğünü iddia ederek Kuruçeşme stüdyolarını terkettiler. Sazcıların gittiğinden habersiz ağrılar içinde makyajında ve saçlarında son düzeltmeleri yapan Hülya Süer tam çekim için stüdyoya girmeye hazırlanırken olayı duyunca şok oldu. Saz sanatçılarının sayı adedine göre yapılan dekorda boşluklar kalmış, yapımcı Erol Alaçam'da ne yapacağını bilmez halde bir sağa bir sola koşturur olmuştu. Basına karşı olayı büyütmemek için son derece neşeli görünmeye çalışan Hülya Süer yüzündeki neşesizliği çektiği minisküs ağrılarına bağladı. Ama sonunda programın yapımcısı Erol Alaçam saz sorununu İstanbul Televizyon Müdürü'yle, İstanbul Radyosu Türk Halk Müziği Müdürü'ne taşıyınca herkesin haberi oldu. Yapılan hareket karşısında sinirleri son derece bozulan Süer kızgınlığını dile getirirken gözyaşlarını tutamıyordu.
-''Yapılan hareket son derece yanlış. Altı sazla çıkıp program yapacak halim yok herhalde. Zengin bir görüntü elde etmek için Arif Sağ'ın grubunu çağırdım diye kapris yapıyorlar. Aslında menfaatlerine ters düştüğümden bu hareketi yaptılar ama hesabını soracağım. Gerekirse Ankara'da Genel Müdürlük’e çıkacağım."

Gözyaşlarından makyajı bozulan Hülya Süer’e makyöz Hülya yardım elini uzatıp teselli ederken, yardımcısı Aynur da sol dizindeki minisküsten artan ağrıları dindirmek için yağlı masaj yaptı. Süer'in ''Hiçbir türkücüye nasip olmamıştır'' dediği dördüncü solo programı da böylece istenmeyen olaylar içinde bol gözyaşıyla geçti, önümüzdeki günlerde Londra'ya gidip dizini tedavi ettireceğini söyleyen Hülya Süer programını Ankara'dan gelen gazino teklifine göre ayarlayacak. Eğer Nükhet Duru ile birlikte Ankara'da çalışmaya başlarsa bu kez dizindeki ağrılardan kurtulmak için Hacettepe Tıp Fakültesi'nde derman arayacak...(diğer haberler için aşağıdaki linke tıklayın)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kartal Tibet'le Bıyık Üzerine

Bıyık deyip geçmeyin hemen... Burnun hemen dibinde başlayıp üst dudağa paralel siyah bir çizgi çizen «bıyık» dediğimiz nesne cins cinstir, çeşit çeşittir. Kaytan bıyık vardır, pala bıyık vardır, badem bıyık vardır, pos bıyık vardır, douglas bıyık vardır, hatta pis bıyık bile vardır. Anlayacağınız hanımların biçim biçim, renk renk, çeşit çeşit saçları ve dahi saç modelleri varsa, biz erkeklerin de «bıyık» avantajı var. Üstelik bizimki öyle berberdi, kuafördü gibi beklemeli, masraflı değil. Bir makas, küçük bir ayna bıyığınıza istediğiniz biçimi vermek için yeter de artar bile! Şimdi, durup dururken bu bıyık meselesinden söz açışımız elbette sebepsiz değil. Biraz ilerimizde filim çevriliyor. O sahnenin çekimi biter bitmez Kartal Tibet yanımıza gelecek ve onunla «bıyıktan» bahsetmeye başlayacağız. Zihni temrin bizimkisi yani... Evet, sahne bitiyor, Kartal Tibet rejisörden izin alıp yanımıza doğru yürümeye başlıyor. Geldi... oturuyor... KARTAL TİBET VE BIYIK Kartal Tibet’te «bıy...

Fatma Girik'in Çıplaklıktaki Cömertliği

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi sinemaya da muhtelif yollardan gelinir; gelenlerin çoğu şöhret olup bol paraya kavuşma hayalini içlerinde bir virüs olarak taşıyarak silinip kaybolurlar, bir kısmı daha ilk edimini attığında önündeki bütün kapıları ardına kadar açık bulup zahmetsizce merdivenleri tırmanır; kimi dert çeker, çile çeker ama, direnir, şansını bekar. Şans günün birinde ona gülünce her şey birden ışıldar, şan, şöhret, para, hayranlar onun olur... Fatma Girik’i hangi sınıfa sokabilirsiniz. Bize kalırsa bu klasik sınıflamanın dışındadır Yeşilçam’ın mavi gözlü, açık sözlü Fato’su... Dışındadır, çünkü o şöhret olmak için çile çekmemiştir. Evet, sinemaya figüranlıkla başlamış, «Günahkar Baba» da, «Beş Hasta Var» da figüranlık yapmıştır, ama birden başrole fırlamış ve bir daha oradan aşağıya inmemiştir. Ama ne var, biliyor musunuz? Fatma Girik 'in asıl çilesi o zaman başlamıştır. Yeşilçam'da kadın yıldız öpüşmez, soyunmaz, makyajsız kamera karşısına geçmez, İstanb...

Turgut Özatay Evlendi

1964 yılını 1965'e bağlayan günlerdeyiz... İstanbul rıhtımına güzel bir Italyan gemisi yanaştı: «San Marco»... Gemiden çıkan turistler Istanbul'ın tarihi anıtlarını, tabiat güzellikleri görmek istiyorlar. Geminin merdivenlerinden iki İtalyan kızı iniyor. Tam o sırada Türk sinema dünyasının ünlü karakter oyuncusu Turgut Özatay da orada bir arkadaşını ziyarete gelmiş. Kızlardan İngilizce bileni Turgut'a, «Ayasofya'ya ne taraftan gidebiliriz?» dîye sordu. Turgut da bu iki turist kıza, «İsterseniz otomobilimle sizi oraya götürebilirim,» cevabını verdi. Biraz sonra üç kişi Ayasofya'nın 1500 yıllık kubbesi altında geziyordu. Genç kızlardan Cinzia Morigi adında olanı Fransızca biliyordu ve Urbino üniversitesinde felsefe doktorası yapıyordu. Cinzia, İtalya'ya gittikten sonra, pek beğendiği Turgut Özatay'a bir teşekkür mektubu yazdı. Turgut bu mektubu arkadaşı Vladimir Krasovsky'ye tercüme ettirdi. Mektuplaşma aylarca, hatta yıllarca devam etti. 1965 geçmi...

Orhan Gencebay'ın Spor Tutkusu

Spor adaleyi güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda beynin bütün fonksiyonlarını da güçlendirir, dolayısı ile iradeyi ve mantığı sağlamlaştırır.» Orhan Gencebay birbirinden ağır halterleri kaldırır, bisiklette pedal çevirip ter atarken, bir yandan da bunları söylüyordu. Sanatçının periyodik spor çalışmasını yaptığı aletli jimnastik salonunda bir yandan resim çekiyor, bir yandan da spor üzerine söyleşiyorduk. Orhan Gencebay, pek çok sinema sanatçısında bile olmayan atletik bir yapıya ve fiziğe sahipti ve bunu sürekli spor yapmaya borçlu olduğunu söylüyordu. Sanatçı sporla çocukluk yıllarından bu yana devam edegelen ilişkisini şöyle anlattı: «Samsun'da ortaokul ve lise sıralarında 5-6 yıl aralıksız vücut estetiği ve güreş çalıştım. Kondisyonum çok iyiydi. O yıllarda biraz da Jiu-Jitsu çalıştım ama, o zamanlar Uzakdoğu sporları ülkemizde henüz çok yeni idi. Bu yüzden o yönde pek fazla gelişemedim. Her zaman çok yürür ve çok koşardım. Bu, sadece bana özge bir davranış değildi....

Hülya Avşar Dostluğu Anlattı

Nükhet kalabalık sinema salonundan çıkarken iki saattir kapalı bir yerde kalmanın sıkıntısını hissetti içinde. Ama sonra güzel bir film seyretmenin mutluluğu her şeyi aldı götürdü. Dışarıda hafiften yağmur yağıyordu. Kıştan kalan bir gün bu bahar havasını alıp götürmüş, yerini serin, yağmurlu, kapalı bir güne bırakmıştı. Caddenin kalabalığına, otomobillerin oradan oraya koşuşturmalarına baktı. İçinde milyonlarca insanı barındıran bir şehirde yaşamdan bir kesit diye düşündü. Sonra düşünceleri o insanların üzerinde yoğunlaştı... Sevgiyle baktı herbirinin yüzüne ayrı ayrı. Yaşam, insanlar, içinde bulunduğu ortam, her şey güzeldi aslında. Ama bu bir bakış açısı değil miydi? İnsan nasıl bakarsa öyle görmez miydi çevresini, öyle algılamaz mıydı çevresindeki olayları? Başını kaydırdı, gökyüzüne baktı. Serin yağmur damlaları yüzüne damladı, üşüdü, başını eğdi. Sonra bu hareketi caddenin tam ortasında yaptığını farketti. Kendi kendine güldü. Önündeki yol uzundu. Hızlanan yağmurla bi...